ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürülmesi İran’la arasında sonu belirsiz bir gerilim ve çatışmanın kapısını ardına kadar açmakla birlikte, Ortadoğu’da geçerli bütün dış politikalara yeni ayarı da kaçınılmaz kılıyor. Şimdiden belli ki İran bu hamleye karşı aynı türden cevap ya da cevaplar verecek ABD ise uzak coğrafyada olmanın avantajıyla bu çatışmadan geri durmayacak. Şimdiden sonra dünya, faili belli birçok saldırıya tanıklık edecektir. Saldırılar arttıkça özellikle bölge ülkelerinin hem ABD, hem İran’la ilişkileri sürekli revizyon gerektirecektir.

Başlangıç noktasında Türkiye iki ülkeyle de konuşabilen bir konumda bulunduğu için önümüzdeki dönemde bir arabulucu olamasa bile kolaylaştırıcı rol üstlenebilir. Netice itibariyle İran’la Astana süreci başta olmak üzere yakın bir diplomatik mesainin içindeyiz, ABD ile zaten her konuda temas sürdürmekteyiz. Kaldı ki ABD ile müttefik İran’la sınırdaş olmak nedeniyle iki ülke arasına girmek adına bahanemiz bir hayli fazla görünüyor. İlaveten; malum, biz böyle şeyleri de severiz…

Ne var ki bu aşamada asıl soru, İran ile ABD arasında arabulucuk ya da benzeri bir faaliyette bulunmanın faydası olup olmadığıdır. Bir yanda aşarı kızgın İran, öte yanda gemileri yakmış ve İran’a vereceği her zararın başkanlık koltuğunu daha da sağlamlaştıracağına inanan akıl dışı politikaların lideri bir ABD Başkanı… Denklemin iki tarafındaki aktörler sorunu çözmek, hafifletmek, kolaylaştırmak ya da yönetmek şöyle dursun büyütmeye odaklıdır.

İran bundan sonra hem temel gerilim gerekçesi olan nükleer silah üretme konusunda hem de şiddet yoluyla cevap için kendisini serbest hissedecektir. Trump’ın da tam aradığı ortam bu olacaktır. Dünya böylesine haşin ve kuralsız bir manzarayla karşı karşıyadır. Şartlar ne olursa olsun Türkiye’nin itidal safında aktif bir tutum izlemesi gereklidir ama olayın çapı iki tarafı sakinleştirecek enstrüman bulmanın zor olduğunu gösteriyor. Yani, araya girmesine girersin ama fayda elde etmek ya da sonuç alabilmek imkan dahilinde değildir. En azından yüksek hedefler konulacak bir girişimi akıldan geçirmesek iyi olur. En nihayet iki ülke de birbirleriyle gerilimden beslenen bu süreç, ancak heveslerini aldıklarında sakinleşecektir. Türkiye dahil hiçbir aracı, ne İran’a ne ABD’ye ne de ikisine birden sakinleştirici içiremez!

Öte yandan, Türkiye’nin iki ülkeyle görüşüyor olması bir avantaj olsa da aynı zamanda ikisiyle birden çözülemeyen sorunları bulunması da bir dezavantajtır. Bizzat Kasım Süleymani bile, Türkiye’nin Suriye’de yapmak istediği veya yaptığı herşeyin tam zıddı faaliyetlerin lideriydi dersek, ne demek istediğimiz anlaşılır.

Türkiye için rasyonel yöntem, dış politikada çoğu bölge odaklı meselelerini çözmek için yeni gerilim ortamını avantaj çevirmek olacaktır. Sadece İran ve ABD değil bu süreçte öne çıkmak mecburiyetinde kalacak birçok Batılı ülkeyle yakın ilişki hattına geçerek kendi dosyalarını hale yola koymayı denemelidir Gerilime kaşı sükunet, çatışmaya karşı diplomasiye temsil ederek kendi çıkarlarına odaklı rolü geliştirmelidir. Yaptığımız bir şey işe yarayacaksa da zaten sahici ve inandırıcı metodla olmalıdır. Dış politikamızı rasyonel bir çizgiye çekmek çevremizde yaşanacak gerilime karşı anlamlı ve önleyici bir tedbir de olacaktır.

  • Abone ol