ABD ile İran arasındaki şiddetli gerilimin ilk perdesi Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyse ikinci perde İran’ın vereceği cevabın sınırlarıdır. İran, ABD askeri tesislerini vurduktan sonra, bütün iddialı sözlerin arasına “savaş istemiyoruz”u sıkıştırarak bu sınırı ilan etti. Dün gün boyunca, dini liderden cumhurbaşkanına, dışişleri bakanından askeri sözcülere kadar hepsi şiddetli tepkiden bahsedip, 80 askeri öldürdüklerini ilan ederken satır arasında hesaplaşmanın bu noktada kalması temennisini de hissettirdiler. Eğer ABD karşılık vermezse tepkinin askeri birliklere yapılan füze saldırısı seviyesinde kalacağını söylemiş oldular. Onlar böyle dediler ama ABD’nin ne yapacağını tahmin etmek kolay değildi. Dün anlaşıldığı üzere İran tepkisini kendi şehirlerini bombalatacak kadar ileri götüremez ve ABD de alacağını aldığı için İran’ı daha fazla kışkırtacak sertliği tercih etmez. Bu analizi değiştirecek tek faktör Trump’ın seçime bağlı hevesleri veya küresel gösteriş merakı olabilirdi. Neyse ki yaptığı açıklama zafer kazanmış komutan havasındaydı ve daha ileri gitme eğilimi yansıtmıyordu. 

İran açısından durumu kurtaracak bir tablo var mı? Evet var. ABD’ye füze atmak kolay bir iş değil, bunu yaptılar. Ayrıca, kesinleşmiş olmasa da kendi halkına 80 askeri öldürdüklerini söyleyerek içerideki tepkiyi yatıştırdılar. Tahran yönetimi, muhtemelen önümüzdeki günlerde, bu hamlelere nükleer silah yolunda teknoloji geliştirme adımları hızlandırmayı ekleyecektir. Bol bol nükleer silah demeci ve buna itiraz sözleri duymaya hazır olalım.

Her durumda, ABD cevap verse de vermese de aradaki gerilim zamana yayılarak ve birbirlerini kollayarak devam edecektir. Ancak, ilk aşamada İran’ın çizdiği hat, Süleymani’nin öldürüldüğü akşamın epeyi altına inmiş durumdadır.

Bunda üçüncü ülkelerin neredeyse tamamının iki ülke arasına girmek konusunda standart sözlerin ötesine geçmemelerinin payı büyüktür. Esasen böylesi çatışma potansiyellerinde uzlaşma ya da yatışma öncelikle tarafların limitlerini görmeleriyle mümkündür. Şimdi yaşanan budur. Bazen “tutmayın beni” kabilinden sesler yükselse de herkes bilir ki bazen gerçekten tutacak birileri olmayabilir. Bunu hesaba katmak mecburiyeti vardır. Bugün itibariyle İran’ın bulunduğu pozisyon bunu apaçık gösteriyor.

Tabii genel planda, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin işlerini kendi hukuklarıyla halletme yolunda büyük bir eşik daha aşıldı. Yani “Yapanın yanına kar kalıyor dünyası”nda yeni bir seviyeye geçildi. Şimdiden sonra herkes ABD gibi istediğine suikast yapamayacaktır ama bazı ülkeler bu çapta olmasa da Süleymani olayını referans alacaktır. Herkes gücü kadar, herkes gücü yettiğine…

Savaşı göze alacak kadar sert tepki gösterememek nasıl bir limitse, Süleymani suikasti de uluslararası çatışma pazarında limitleri yükseltecektir. Özellikle bu tarz işlere meyli ve kaabiliyeti olan ülkeler için…

İyi tarafından bakalım… Eller hâlâ tetikte evet ama dünyanın ve bölgenin savaş boyutunda bir çatışma ihtimalinden uzaklaşması olumludur. En başta da İran halkı için… Öfke ne kadar büyük olsa da bir savaşın yol açabileceği yıkım ve geri dönüşü olmayan kayıplardan daha yakıcı değildir. 

Hukuk yerle bir olsa da güç oyununda limitler hala ayakta…

  • Abone ol