Kasım Süleymani suikastının ve devamında yaşananların kısa özetinde birinci maddeye ABD’nin epeyidir zayıf görünen caydırıcılık gücünün artmasını yazmak gerekir. Obama döneminde askeri müdahaleden kaçınma ve barışçı politikaları deneme çabasıyla gerileyen bu unsur şimdi yeniden liste başı olmaya başlıyor. Donald Trump’ın bir doktrini yok ve muhtemelen böyle birşeye sahip de olamayacak ama sertlik ve kural tanımazlıkla dünyanın zihnindeki ABD imajını güçlendirmeyi başardı. Yani, ABD denince akla gelen şeyi hayata geçirdi. 

Şüphesiz barışçı bir ABD dünya için daha iyi olabilirdi. Ne var ki, dünya nazarında ne yapsa bu ülkenin barıştan yana olduğu kanaati hiçbir zaman da oluşmayacaktı. ‘Barış peşindeyse bile arkasında vardır bir hinlik’ gibi bir kanaat hep galip gelecekti. Kaldı ki bizzat kendisinin hasar verdiği birçok alanda ilişkileri onarmak zaten zaman alacaktı. Trump, emekleme aşamasında ne kadar teşebbüs varsa hepsinin dosyasını yırtıp attı. Çin’den Küba’ya, İran’dan Avrupa’ya kadar herkesin anladığı dili konuşmaya başladı! Kimini silahla kimini parayla kimini şiddetle kimini ambargoyla hizaya getirme yolunu seçti.

Olup biten bir anlamda eski dünya düzenindeki Amerika’nın geri dönüşüdür. Çıkarları için kural tanımayan ve geride bıraktığı yıkımı umursamayan Amerika’ya dönüş. Bir farkla… Bu kez klasik ittifak düzenini gözetme ihtiyacı hissetmiyor. Şartlar oluştuğunda Suudi Arabistan veya Mısır, yahut da sürpriz bir ülke Washington’un değilse de Beyaz Saray’ın gözünde Avrupa’dan çok daha avantajlı hale gelebiliyor. NATO başta değersiz bir kurum ve masraf kapısıyken, şimdi özellikle Ortadoğu’da ABD’nin yükünü alabilecek bir araca dönüşebiliyor. Ya da Trump’ın bölgedeki yeni ilişkilerinde kullanılmak adına Ortadoğu’ya doğru genişleyebilecek (NATOME) bir sermayeye…

Kabul edelim ABD Başkanı’nın süper pragmatizmi Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok çok iyi kişisel ilişkileri sayesinde Türkiye’nin işine yarıyor. Halk Bankası davasından Rıza Sarraf vakasına, S-400 meselesinin ambargosuz atlatılmasına ve Barış Pınarı’dan onurlu çıkış bulunmasına kadar bütün kritik süreçlerde bunu yaşadık. Kontrolsüz gücü ve üslupsuzluğu 2018 Ağustos ayında kur felaketine yol açtı açmasına ama daha büyük felakete yol açabilecek yaptırımların önünde duruşu kıyas kabul etmez bir kazanım olarak hanemize yazıldı. Trump’la iyi ilişkiler bize ekonomik, askeri ve diplomatik açılardan birşey kazandırmadı ama muhtemel kayıplarımızı önledi!

Ne var ki “Trump’ın sistemsiz sistemi”nin dünya için ürettiği riskler Türkiye’nin de olumsuz etkileneceği bir potansiyeli barındırıyor. Gündelik siyasette avantaj temin etmekle birlikte, bütün büyük dış politika dosyalarımızda bu riski yaşıyoruz. Ortadoğu ve İslam dünyasında hemen hemen bütün önemli ülkelerle sorunumuz var ve hepsinin arkasında da güçlü bir Trump fotoğrafı bulunuyor. Suudi Arabistan. Mısır, BAE, İsrail… İlaveten, Suriye’de Esad’ın kalıp kalmaması umurumda değil, YPG’yi resmi muhatap olarak görüyor, destekliyor ve güçlendiriyor. Libya’da ise malum, bizim karşısına asker gönderdiğimiz Hafter’in yanında…

Trump, sistemi dışlayarak Türkiye’yle kurduğu ilişkinin benzerlerini Türkiye’nin çıkarlarının tamamen karşısında bulunan ve bazıları doğrudan güvenlik riski üreten birçok ülke ve grupla da kolaylıkla kurabiliyor. Günün sonunda ABD Başkanı’yla aramızdaki iyi ilişkinin fayda maliyet hesabını yaptığımızda genel toplam canımızı sıkabilir. Tabii eğer büyük dış politika hedeflerimizi gerçekten önemsiyorsak.

Toz bulutu indiğinde ortaya çıkacak tabloya hazır olmakta fayda vardır.

  • Abone ol