Yerel seçimin sonuçları birçok şeyi işaret ederken en başta siyasetin normalleşmesi ve adil rekabete geri dönülmesi gerektiğini göstermişti. 8 ay önce Cumhurbaşkanlığı ve Meclis çoğunluğunu kazanan iktidar blokunun kısa süre sonra İstanbul ve Ankara dahil büyükşehirlerin önemli bölümünü muhalefete kaybetmesi gayet tabii ki seçmenin icraata dair memnuniyetsizliğinin yansımasıydı. Bununla birlikte de iktidarın rakip siyasi partilere karşı orantısız siyasi güç kullanımına tepki… Nitekim, bu tepki tekrar edilen İstanbul seçiminin ikinci denemesinde 800 bin oy farkıyla kendisini gösterdi.

Uzun analizlere ve detaylı incelemelere gerek olmadan söylenebilir ki bu tablo sarsıcı bir siyasi tecrübedir. Muhalefet için izlediği yolun doğruluğuna işaret eden ve geliştirilmesi gereken bir tecrübe... Nitekim, o yoldan devam ediyorlar. Yerel seçim tecrübesinden iktidara düşen pay ise açık ki tarzını, üslubunu ve siyasetini değiştirmesi gerektiğidir. Ne var ki iktidar değişim mesajını önemsemiş görünmüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Bahçeli ve AK Parti, MHP sözcüleri, yani Cumhur ittifakı eski tarzda ısrar ettikçe de Millet ittifakının yerelde sonuç alan siyasetinin yolu açılıyor. Henüz ikinci yılını sürmekte olan Başkanlık sistemine yönelik endişelerin artması ve desteğin azalması bunu teyid etmektedir.

Bilhassa İstanbul ve Ankara belediyelerine yönelik iktidarın bilek gücünü fazlasıyla göstermeye odaklı uygulamalar iktidar için alan tutmak ve rakibin alanını daraltmak işlevi görüyor zannedilse de yansıması kesinlikle öyle değildir. Nasıl, seçimini tekrarı büyük ve telafisi imkansız bir hata olmuşsa şimdi yapılmakta olanlar da aynı istikameti işaret ediyor. Kanalistanbul projesinde belediyenin yok sayılması başta olmak üzere, belediyelerin icraatlarına engel çıkarılması, yerel yönetimlerin yetkilerini merkeze taşımaya niyetli bazı yasa girişimleri ve bitmek tükenmek bilmeyen politik sataşmalar… CHP’li belediyeler kendi hallerine bırakılsa işleri ellerine yüzlerine bulaştırır mı bilinmez ama bu şekilde elleri kolları bağlanmaya çalışıldıkça siyasi olarak karlı çıkacakları kesindir.

Özellikle, işsizliğin tarihi rekorlar seviyesinde olduğu ve ekonomide daralmanın aşılamadığı kriz ortamında sempati antipati dengesini en çok düşünmesi gereken iktidardır. Sempati ve söylem üstünlüğü azalıyor. Herşeyin yolunda gittiği şartlarla, işlerin zaten gergin yürüdüğü ortam arasında büyük fark vardır. Açık ki ülkede işler yolunda gitmiyor… Muhalefeti daha fazla iş yapamaz hale getirmek, seçmeni seçeneksiz bırakıp Cumhur ittifakına yöneltmeyecektir.

Cumhur ittifakı siyaset tarzı olarak bildiği yolda yürümeyi tercih etse de bu yürüyüş ülke gerçeklerini değiştirmiyor, yitirilen zamanın önemi azaltmıyor.

Bilmem tekrara hacet var mı ama Türkiye’nin gerilimi düşürmeye, sokaktan merkeze ve merkezden muhalefete kadar adalete, hukuka ihtiyacı vardır.

Gerçekleri gören, şeffaf ve bilhassa, bugünü kurtarmak için gelecekten eksiltmeyen bir ekonomi yönetimine ihtiyacı vardır.

Gerisi de var ama önce barut! Adalet ve şeffaflık bu ülkenin (esasen bütün ülkelerin) mücadelesinin barutudur. Toplumun aradığı ve beklediği bu iki duygunun geri dönmesidir. Başkanlık sisteminin başarı ölçüsü de hızlı ve seri karar almaktan önce bunlardır.

  • Abone ol