Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz. İdlib harekatı an meselesidir” sözü Suriye konusunda bugüne kadar sarfedilmiş en önemli ve en ileri cümledir. Cumhurbaşkanı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları öncesinde de benzer bir alarm vermişti ama oralarda harekatlar sahadaki aktörlerin tamamının açık veya gizli onayıyla gerçekleşmişti. En azından bugüne kadar yaptığımız operasyonlarda karşımızda doğrudan bir süper güç bulunmuyordu. Şimdi ise, zaten büyük bir askeri yığınak yapılan İdlib’e muhtemel bir harekat doğrudan Rusya’yı hedef alacaktır. Nasıl, Suriye ordusunun Türk askerini hedef alan saldırıları Rusya’nın onayı olmaksızın mümkün değil idiyse yeni harekatın siyasi hedefi de aynı adres olacaktır.

Moskova ise bu süreçte iki şey söyledi. Birincisi Dışişleri Bakanı Lavrov’un “Türk heyetiyle yapılan anlaşmaya varılamadı” cümlesidir ki bunu teyid eden sözleri Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın önceki gün dile getirmişti: “Rusya’nın tekliflerini kabul etmedik!” Rusya, Soçi mutabakatında anlaşılan hususlar üzerinden değil, Suriye ordusunun son günlerde ele geçirdiği yerler üzerinden yeni anlaşma yapılmasını istiyor. Yani, “İdlib Esad’ın olsun, siz de ilave 2 milyon göçmenle ne yaparsanız yapın” gibi bir öneri…

Bütün bunlar olurken de zaten Suriye ordusu ilerlemeye ve yeni göçmen dalgası yaratmaya devam ediyor.

İkinci önemli açıklama ise, Erdoğan’ın İdlib’e harekat sinyalinin hemen üzerine geldi ve Kremlin sözcüsü, “Meşru Suriye hükümetine, Suriye ordusuna karşı bir harekattan söz ediliyorsa, bu en kötü senaryo olur” dedi.

Yani bir nevi böyle bir işe kalkışmayın, mesajı…

Müteakiben Erdoğan bir de “ABD ile her an her türlü dayanışmamız olabilir” mesajını verdi. Yani, “yalnız değiliz”, demiş oldu.

Türkiye için Suriye meselesine yakın ilgi önce YPG/PYD tehdidinin ortadan kaldırılması amacını taşıyordu ve bu gerçekleştirilemedi. Neden gerçekleşmediği aşikar; ABD de Rusya da farklı gerekçelerle bunu istemediler. Şimdi Esad da istemiyor.

Geriye Suriyeli göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi hedefi kalıyor ama son İdlib gerilimi gösterdi ki zaten gerçekleşmesi çok zor olan bu hedef de artık imkansızlaşmıştır. Esad koltuğundayken Suriyeliler ülkelerine geri dönemez. Şimdi hiç olmazsa İdlib kaynaklı yeni göç dalgasının önlemek istiyoruz. Yöntemi harekat veya diplomasi olur, muhakkak surette Türkiye’nin İdlib’te kendini göstermesi şarttır. Aksi, telafisi imkansız bir kayıptan başka bir şey değildir. Esad’ın kontrolü tamamen ele geçirmesi geri dönüşü olmayan bir sonuç doğuracaktır. Hem göçmen hareketi açısından hem de sınırda YPG’den daha riskli bir düşman olan rejimle başbaşa kalınacağından.

Tablo bu hale gelince akla gelen soruları duymamak mümkün değildir. Bu kadar yakınlaştığımız, ileri düzeyde ekonomik imkanlar sunduğumuz, uğruna Avrupa ve ABD’yi dışladığımız Rusya’nın attığı kazık reva mı? Konu Rusya olunca baştan belli olan bu sonucu göremedik mi? Esad’ı ayağa kaldıran Astana sürecinde rol almak hata değil miydi?

Evet can alıcı sorular ama şu saatte üzerinde yoğunlaşmanın faydası yoktur. Zaman akıyor, Suriye ordusu ilerliyor ve geçen her gün Türkiye’nin kaygılarını artırıyor.

Zor bir yolun başındayız ama dramatik şekilde Türkiye’nin Suriye’de küçülen hedeflerini tutturabilmek için son dosya İdlib’tir. Oyun kuramamak tamam ama en azından oyun bozucu bir adım atılamadığı takdirde Suriye savaşından bize düşen YPG/PYD ve sayısı hesaplanamaz hale gelen göçmenler olacaktır.

  • Abone ol