Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel dönüşü, “Avrupa Birliği ile yeni bir süreç başlatabiliriz. Bunun için pek çok adım ettik, bundan sonra da atacağız” sözü felsefe olarak tam da bunu vadediyor. Hem de hangi ortamda? Kapıları açıp mültecileri AB topraklarına yönlendirdiğimiz fevkalade sıcak iklimde. Libya’da ve Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın tam karşısında konumlandığımız bir zamanda. Ve de İdlib’te askerlerimizin şehit olduğu felaketin ardından Rusya’yla el sıkışmaya devam ettiğimiz zeminde. Meselenin bam telindeki mesaiyi, hukuk ve demokrasi bahsindeki çelişkileri ise saymıyorum bile… 

Muhtemelen bu tablodan dolayı kimse pek üzerine atlamadı ama AB’yi konuşmak her vakit iyidir. Lafı bile işimize yarar… Güçlü ve zayıf bir terennümle farketmez, “yeniden AB” fikri gayet tabii ki kayda değer bir vaattir. Eksiğine gediğine bakacak değiliz. Sadece dış politikada değil, bununla birlikte ve buna bağlı olarak ekonomide de sıkışmış bir ülke olarak AB çıpasına ihtiyaç da tartışma götürmüyor. Bizim demokrasi ve hukuk hattından epeyidir çıkmamıza ve aradaki problemlerin önemli bir kısmının bizatihi Avrupa tarafından üretilmiş olduğu gerçeğine rağmen; yani iki tarafın hatalarına rağmen yine de AB sürecinin ayağa kaldırılması zaruri bir hedef olduğuna şüphe bulunmuyor. 

Hasar ne kadar büyük olursa olsun, makas ne kadar açılmış olursa olsun ve enerji ne kadar düşmüş olursa olsun Erdoğan’ın yeniden açmaya değer bir dosyayı işaret ediyor. Gelin görün ki mevzu da hedef de zordur. 

Şunlardan dolayı….

Bir. AB içeride bizatihi Cumhurbaşkanı tarafından bütün kötülüklerin adresi olarak hedefe konulmuştur. Şimdi geniş kitlelere yeni bir işbirliği gereğini kim, nasıl anlatacak? Kim inandıracak, kim inanacak?

İki. Dış politika rotamız şu anda AB’nin ve genel olarak Avrupa’nın tam zıddı istikamete kırılmıştır. Yerli ve milli rüzgarlar sert esmektedir. Suriye’de başımıza ördüğü çoraplara rağmen Moskova’dan sapmayan rota Brüksel’e nasıl dönecektir?

Üç. Kopenhag Kriterleri başta olmak üzere neredeyse bütün AB prensipleri Türkiye’yi bölmek, yıkmak, parçalamak ve geri bırakmak maksatlı kağıtlar muamelesi görmektedir. Aksi inandırılan kitlelere, öyle olmadığını anlatmak kolay değildir?

Dört. Türkiye kendi göbeğini kendisi kesme yoluna koyulmuş ilerlemektedir. Bu atmosferde başka neşter işe yaramayacaktır. 

Beş. Yeniden AB yoluna girmek demek, uzun uzun demokrasi ve hukuk nutukları dinlemeyi, dinlemek yetmez kanunlar çıkarmayı, bu da yetmez o kanunları uygulamayı gerektirir. Kim nutuk dinleyecek, kim kanun yapacak, o kanunları kim uygulayacaktır? 

Burada duralım. Avrupa Birliği meselesi, öyle meşakkatli iştir ki bütün üniteleri birlikte çalıştırmak gerekir. Biraz oradan biraz buradan, birgün orası birgün burası demekle yürümez. Adı üzerinde süreç… Sabırla, inanarak ve bilhassa sinirlere hakim olarak sürdürmek gerekir ki bizde de bunların hiçbirisi kalmamıştır. 

  • Abone ol