Af kanunu planlandığı gibi geçti, AK Parti ve MHP’nin yazdığı metin neticeye ulaştı ve cezaevleri boşalmaya başladı.

Neredeyse iki yıldır gündemdeydi ama koronavirüs salgını süreci hızlandırdı, zaten sınırlı tartışmaları da bitirdi. Korona bir yana, çoğunluk zaten affa karşı değildir. Ama aynı çoğunluğun önemli bölümü affın belirli suçları dışarıda bırakmasına itiraz etmektedir. 

Düşünce ve fikir beyanından dolayı hapse atılan, mahkum edilen ve henüz mahkumiyetleri kesinleşmediği halde tutuklu yargılananlarla, zoraki gerekçelerle örgüt üyesi kategorisine dahil edilenler vb.

Onlar affedilmedi. O kadar ikaza, tavsiyeye, hukuki mütaalaya, etmeyin gitmeyin feveranına rağmen kulaklar tıkandı. Meclis’in aflar tarihinde düşünce ilk kez liste dışı bırakıldı. Birçoğu parlak fikir bile sayılmayacak, bırakın sarsıcı olmayı sıradan birkaç cümle sebebiyle hapse atılan gazeteci, akademisyen, siyasetçi veya sosyal medyada yakayı ele veren! vatandaşlar sarsılmaz bir inatla af kapsamı dışında tutuldu. Bu tutum, uzun süredir demokrasi standardını bir hayli düşüren, hukuka dair beklenti kaynağı olmaktan çıkan iktidar için bile yanlıştır.   
Şimdi cezaevlerini güle oynaya boşaltan adi suçluların yanısıra, fikir suçluları da infaz indiriminden yararlandırılsaydı kimse buna itiraz etmezdi. AK Parti ve MHP, bunu yaptığı için oy kaybetmezdi. Muhtemelen çoktandır elde edemedikleri bir sempati bile kazanacaklardı.

Ortadaki açık çelişkiye rağmen düşünceye karşı direnişleri ve düşünce insanlarına göz açtırmama tavrı endişe vericidir. Ülke adına elbette ama aynı zamanda iktidarın hal ve gidişine dair bir endişe… Bunu görememek bir hata, görüp gereğini yapmaktan kaçınmak başka hatadır. 

Oysa, ne kadar baskı altına alınsa da, ne kadar düşmanlaştırılsa da ve ne kadar yaftalansa da düşünce, tabiatı gereği özgürdür. Yatağını bulan su gibi kıvrılır ilerler. Yolunu uzatmak belki mümkün ama durdurmak imkansızdır. Bir yerden mutlaka akar, olmadı taşar… Düşünceye kafayı takmak, fikir özgürlüğünü yasaklamak tecrübeyle sabit ki boş bir çabadır. Öfkenizi dindirmek için hapse birkaç kişi daha atarsınız, o kadar. 

Şimdi de korona hakkında fikir serdedenlere karşı polisiyle, savcısıyla muazzam bir takip yürütülüyor. İnsanlar kendi canlarından endişe edip iki cümle fikir yazıyor diye takibata uğruyor, hatta hapse atılıyor. Uzmanlar, uzman olmayanlar, fikir adamları veya fikirle işi olmayanlar…. Herkes, bugün konuşmayacak, bugün yazmayacak, bugün paylaşmayacak da ne zaman konuşup, yazacak? Herkesin fikrine, herkesin tecrübesine en fazla bugünlerde ihtiyaç vardır çünkü dünya salgına teslim, ölümle burun burunadır. 

Virüsle mücadele de devletin tekelinde değildir; herkes mücadele sahasındadır, devlet ise en sorumlu kurumdur. Herkesin en az kamu kurumları kadar virüsle mücadele hakkı ve bu konuda söz söyleme yetkisi vardır. Bilhassa da herkes iktidarı eleştirme hakkına sahiptir.  

Olup biteni sorgulamak, takip etmek, şeffaflık talep etmek, ulaştığı bilgiyi paylaşmak herkesin en tabii hakkıdır. Devletin yapacağı şey beğenmediği fikre kelepçe takmak değil, eleştirilere kulak kabarmaktır. En doğruyu her zaman devlet bilmez, bunu akıldan çıkarmayın. Sadece son birkaç haftalık virüsle mücadele dönemi de gösterdi ki iktidar aldığı birçok tedbiri değiştirmek zorunda kaldı ve başta karşı çıktığı birçok tavsiyeyi sonradan uygulamak zorunda kaldı. Eğer cesaret sahibi insanlar ve medya çekinip fikirlerini söylememiş olsa muhtemelen o yanlışlardan dönülmeyecek, belki iktidar o fikirlere ulaşamayacak ve virüsle mücadele zaafa uğrayacaktı. 

Daha fazla tadı kaçmadan bir yerde duralım artık. Zira, tarih bugünlerin notunu “Nasıl olsa korona vardı, hukuk olmasa da olurdu” diye bol keseden vermeyecektir.  

Tadı kaçmadan -artık sadece Anayasa Mahkemesi eliyle de olsa- af listesine düşünce mahkumlarını ekleyelim. 

Kendileri ve ailelerinin sağlığını kurtarmaya çalışırken iki satır sosyal medya mesajı yazanların kapısına polis göndermeyelim. 

  • Abone ol