Dünyanın geleceğine dair tahminler, temenniler ve beklentilerin kıyasıya yarış halinde olduğu bir analiz fırtınası dönemindeyiz.

Doğal, çünkü Kovid-19’un halihazırda ürettiği tahribat ve endişe benzersiz bir tabloya yol açtı. Milyarlarca insan evlerinde sağlığını korumak için savaş veriyor. Böyle bir durumda geleceğe dair hesap yapmanın zorluğunun yanında karamsarlık içermemesi imkansızdır. 

Belirsizlik ve karamsarlığını birinci nedeni, virüsün ilerlemeye devam etmesi ve özellikle dünya ekonomisinin lokomotifi olan ABD’yi köşeye sıkıştırmış olmasıdır. Bazı ülkeler pik noktasını yakalamış olsa da genel olarak dünyada hala bu seviyeye veya platoya ulaşılabilmiş değildir. Ülkelerin tek tek başarısı bu açıdan dünyanın geleceğini garanti etmiyor çünkü ticaret ve dolaşım açısından da dünya tek bir devlettir. Almanya, Avusturya, Güney Kore ya da Singapur’un başarısı önemli olsa da küresel riski azaltmıyor, virüsün bütün dünyada zihinlere ektiği kaygı ve korkuyu eksiltmiyor. Eskiye dönüş dediğimiz şey herkesin eskisi gibi birbiriyle ticaret yapması ve seyahate devam edebilmesi olduğu için ve birkaç ülkenin virüsü kontrol altına alması bunu garanti etmiyor. Kovid-19’a karşı önleyici veya tedavi edici bir ilaç keşfedilmediği müddetçe kaygı bitmeyecek.  

Tahmine ve analize gerek yok; tabii ki dünyada birçok şey değişecek. İnsanlık ortak bir travma yaşıyor ve bu bireysel davranışları etkileyecek. Sosyal mesafe uzun yıllar kalıcı bir refleks haline gelecek. Turizm, eğlence sektörleri zayıflayacak, yeme-içme alışkanlıkları restoranlardan uzaklaşacak. Ortak sosyalleşme mekanları cazibesini yitirecek; mesela alışveriş merkezleri müşteri kaybedecek. Dahası, iki aydır tecrübe edilen ve bazı meslekler için mümkün olduğu anlaşılan evden çalışma usulünün toplam istihdam içindeki payı artacak. Uzaktan alışverişin payının artacağı gibi… 

Dünya ekonomisinin bu yıl iyimser/kötümser tahminlerle yüzde 3 ya da 5 küçüleceği hesabı da gerçekçi görünüyor. Dolayısıyla küresel bir işsizlik patlaması kaçınılmaz olacak. 

Bütün bu tahmin ve hesaplara rağmen yine de “Kovid”den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganı geçerli görünmüyor. 

2020 ne kadar tatsız ve verimsiz geçecek olsa da kapitalizmin bencilliği ve kendini yeniden yaratma gücü yine galip gelecek… Yeni yollar ve yöntemler hızla devreye girecek. Virüs belasının suçlusu kapitalizmin hırsı ve bencilliği ya da insanı ihmal edişi olabilir ama çıkış yine oradan bulunacak. “Ekonomi” virüse karşı kısa süre içinde üstünlük kurmayı başaracak. Daralan sektörlerin yanında genişleyen sektörler toplam ticaret hacminin korunmasını ve hatta artmasını sağlayacak. Dünyanın evlere ve içine kapanması uzun sürmeyecek, zenginlik kaybı en fazla iki mevsimi geçmeyecek. Normale dönüşün ölçüsü küresel ticaret hacmi ise “her şey yine eskisi gibi olacak.” İnsanlığın hayat kalitesi alışkanlığı ve daha azına razı olmama özelliğiyle, küresel sermayenin iştah ve akış becerisi başka bir senaryoya izin vermeyecek.  

Olup biteceklerden bize; yani Türkiye’ye düşen ise ne yazık ki bu kadar iyimserliğe izin vermiyor. Dünyada ekonomi bir şekilde canlanacağı için mesele yok, diyebilmek kolay olmayacak.

Zaten virüs öncesi krizde olduğumuz için ve salgına ters ayakta yakalandığımız için geri dönüş; yani ekonomide canlanma ve işsizliği önlemek bizim için daha zor olacaktır. İki ay öncesine kadar iyi bir ekonomi için ihmal ettiğimiz ne varsa, onarılmadığı ve düzeltilmediği takdirde yeni dönemde sorun olmaya devam edecektir. 

Bütün şartlarımız aynen dururken, “Dünya düzeni yıkılıyor, bize fırsat doğuyor” demek temenni bile değil hayaldir. Fırsat hazır olana, gücü ve bilhassa vizyonu olana doğar, bunu unutmayalım. Unutmayalım da dünyanın işi yoluna girdiği zaman hala ters ayakta bekleyip, “Virüs aslında bize karşı bir komploydu” diye hayıflanmayalım. 

  • Abone ol