Aralık ayında Çin’in Vuhan şehrinde ve şehrin merkezindeki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı’nda başlayan trajik hikâyenin beşinci ayını sürmekteyiz.

Avrupa şubattan beri alarmda, marttan itibaren kırmızı alarmda; biz de mart ortasından bugüne artan oranda karantinadayız. Kovid-19’dan en ağır darbeyi yiyen ABD, İspanya, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya ile birlikte vaka sayısında ilk gruptayız. Yayılım sayısı son birkaç günde düşme eğilimi gösterse de hepimizi eve kapatacak boyuta ulaştı ve bir süre daha devam edecek. Etmek zorunda da… Aralık ayında hayvan pazarından çıkan iki kişinin -belki de bir- yaymaya başladığı virüs dün bütün dünyada 3.5 milyondan daha fazla kişiye bulaştı, 250 bine yakın kişiyi öldürdü. 

Virüsle mücadelenin ana hattı ilaç ve tedavi değil, bütün dünyanın izolasyon ve sosyal mesafe kurallarını titizlikte uygulamasıdır. Beşinci aydayız ve hastalığı önlemede veya hastalıktan sonra tedavide hâlâ farmakolojik bir gelişme sağlanabilmiş değil. İlaç için en iyimser tahminler eylülü işaret ediyor ama biliyoruz ki daha çok zaman alabilir hatta hiçbir zaman tedavi edici ilaç keşfedilemeyebilir.

Normalleşme ve eskiye dönüş için can atan dünyanın ve Türkiye’nin temel sorunu da buradadır. Sadece bir veya iki kişinin taşıdığı virüs kısa sürede bütün dünyayı eve kapatacak kadar yayıldığına göre normalleşmenin ilk günü teorik olarak yeniden aynı riskle karşı karşıyayız demektir. Evet, başlangıçtaki gibi değiliz ve daha tecrübeliyiz. Sorunun büyüklüğünü de biliyoruz, ciddiye alıyoruz. Hayata normale döndüğünde bile insanlar bazı tedbirleri elden bırakmayacak. AVM, restoran, kafe, kıraathane vs. gibi mekanlar açılsa bile eski kalabalığa ulaşamayacak ama normale dönmüş hayatta kişisel izolasyon yetecek mi acaba? Nasıl virüsün kapasitesi ve hatta gücü tam olarak bilinmiyorsa o virüsün hedefindeki insanın davranış karakteri de bilinmiyor. Sosyal ortamlarda herkes aynı titizliği gösteremeyecek ve muhtemelen bir süre sonra dikkatler dağılacak. 

Baştan beri izolasyondan, sokağa çıkılmamasından ve mümkün olsaydı bunun en az iki hafta aralıksız uygulanmasından yanayız. Böyle olamasa bile hafta sonu yasaklarıyla hafta içi gönüllü önlemler hayatı yavaşlattı. Birkaç istisna ve birkaç mecburiyet hariç toplum virüsle mücadelede disiplinli davranmayı başardı. Kovid-19’un bilinmezliği insanları defansa çekti… 

Şimdi, bayram sonrası normalleşme adımları planlanıyor. Grafiğe bakıldığında muhtemelen o gün geldiğinde günlük vaka sayısı 500’lerde seyredecek. Bir anlamda başladığımız günlere dönmüş olacağız. Ne var ki biz normale dönüyoruz diye rakamların buna boyun eğmesini bekleyemeyiz. Yayılma hızı yüzlü rakamlardayken ve binli, dört binli rakamlara kadar yükselirken sıkı önlemler alarak eğriyi aşağı döndürdük. Ama herkes sokaklara ve işlerine döndüğünde yeniden enfeksiyon ve yayılma riski olacaktır. Bunu sadece bilim adamları değil insanlık tecrübesi de söylüyor. 

Şu halde biz de normale dönüş gününe kadar sıkı tedbirlere devam edip serbest gezen virüsü minimuma indirmek zorundayız. Madem bazı bedelleri ödedik, bazı kayıpları yaşadık normale döndüğümüz vaka sayısını indirebileceğimiz minimuma odaklanan son bir sert izolasyonu göze alalım. İki haftalık sokağa çıkma yasağını yapamamamış olmayı telafi için, 19 Mayıs ve Ramazan bayramları boyunca keskin bir yasak düşünülmeli. Böylelikle kısıtlamalar bitip hayat eski akışına döndüğünde tekrar yayılma riski -ki bu her zaman mümkün- yaşandığında, yeni atağı karşılamak ve yönetebilmek mümkün olur.

  • Abone ol