Salgın dönemi bütün ülkelerin finansal kaynaklarının gücünü ve devamlılığını gösterdi. Göstermeye de devam edecek çünkü normale dönüş zaman alacağı gibi belirsizlikler risk üretecek.

Hem salgının kopardığı üretim ve tüketim zincirinin finansmanı için hem de şimdiden sonra yaşanabilecek muhtemel riskler için kaynağı olmayan ülkelerin gayet tabi iki işi zor olacak. Özellikle çalışan kesimlerin gelirlerinin devamını temin etmek, çalışamayanlara sosyal yardım aktarabilmek ve toplamda piyasayı hareket halinde tutabilmek için sıradışı çaba gerekiyor. Özellikle de sosyal yardımlarda tabanı genişletmek zarureti vardır.

Salgına zaten ekonomik krizde yakalanan Türkiye için ise bundan sonra kuralına göre oynamak ve gerçekçi olmaktan başka çıkış yoktur. Hamasetin de körü körüne siyasetin de yapana ve millete zerre faydası yoktur. 

Gelin görün ki daha yolun başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ülkenin büyük şehirlerinin sosyal dayanışma kampanyaları yasaklandı ve topladıkları paralar bloke edildi. Ne gelenekte görülen ne de toplumsal bir talep şeklinde gelişen bir yasaklama sadece iktidarın aklına geldi ve belediyelerin halkla, yoksul kesimlerle, ihtiyaç sahipleriyle doğrudan temas kurması engellendi. Yardım lazımsa “sadece” devlet yapar zihniyeti. Bu son derece yanlış fikir nedeniyle bu dönemde aktif olması gereken, işe yaraması beklenen sivil toplum örgütleri de tamamen sahadan çekildi. Sesleri çıkmaz, ortada görünmez ve bilhassa dezavantajlı grupların elinden tutamaz oldular. Sivil toplumun; yani STK’ların devlet kurumu haline geliş süreci böylelikle tamamlandı. 

Devletin -hükümet olarak devletin- her şeyin üzerine böyle kapanması ve belediyelerden STK’lara kimseyi yaklaştırmaması salgın döneminin hiç şüphesiz en kötü hatırası ve en büyük siyasi yanlışı olarak kayıtlara geçti. Tıpkı geçtiğimiz yıl İstanbul seçimlerinin iptali gibi…

Yanlış hangi şekilde görünürse görünsün yanlıştır, yanlışta ısrar daha büyük yanlıştır.

Peki, hükümet kapıları kapattı da murad ettiğine vasıl olabildi mi? Yani, belediyeler halka ulaşamadı mı? Millet de nasıl olsa devlet her istediğimi yapıyor diye belediyelerin kapısın çalmaktan vaz mı geçti?

Rakamlara bakınca öyle olmamış… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erkem İmamoğlu yasak kararına rağmen yoluna devam etti, malum. Bir yol kapanınca başka yol aradı, yasağı bahane edip kenara çekilmedi… Sadece şu ana kadar 955 bini aşkın İstanbullu belediyeye yardım için müracaat etti ve bunların 626 binine yardım edildi. Gıda yardımı, alışveriş kartı, hijyen kolisi vs. Salgının sonunda rakam belki de iki milyon kişiye ulaşacak. Öte yandan, İmamoğlu’nun yasaklanan yardım kampanyasına aldırmadan başlattığı “askıda fatura” uygulamasında düne kadar 118 binin üzerinde fatura ödendi, 133 binden fazlası askıda bekliyordu. Yine tahminen sürecin sonunda bu rakamlar da iki ya da üç katına ulaşacak. 

Yani, yardımlaşma için mutlaka bir yol bulunuyor ve yasaklamanın, engellemenin faydası olmuyor. Yasakları aşmak için benzer modeller diğer -CHP’li- belediyelerde de oldu ve oralarda da halka ulaşmanın bir yolu bulundu. 

Geriye dönüp bakınca -ki ileride bu daha kolay olacaktır- yasağın kime faydası kime zararı olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Geçmiş tecrübeler gösterir ki yasaklayan bu işten fayda göremez. Bunu bir kez daha söyleyelim ki önümüzdeki uzun sürede belki bir duyan, duyup da gereğini yapan olur. 

  • Abone ol