Son dönemde bütün seçimlerin, süreçlerin, önemli-önemsiz bütün meselelerin sevk ve idaresinde keskin bir ayrıştırma hattı oluştu, bir türlü dağılmıyor.

Genelde iktidar blokunun dışında ve bilhassa karşısında bulunan siyasi gruplar ve kişiler ötekileştiriliyor. Yerli ve milli kapsamındaki bütün tasnifler gerçekte yerlilik ve milliliğe değil, ayrışmaya hizmet ediyor. 

Siyasal dildeki en ağır ifadeler de bu çatışma alanında sarfediliyor. 

Herhangi bir sorun, kötülük veya problemin üzerine gidilerken kullanılan dil iktidarın muhalefet üzerine giderken kullandığıyla yarışamıyor.

Ülkenin başında bulunun en büyük problem muhalefetmiş gibi… En sert, en ağır ve en acımasız ifadeler muhalefetin ve özellikle CHP’nin payına düşüyor. Bununla birlikte mesela, en ağır idari önlemler de bir CHP’li olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na karşı alınıyor. İBB’nin yetkileri ve hatta mülkleri parça parça koparılıp ‘merkez’e aktarılıyor. Yerel yönetimler zayıflıyor, merkez güçleniyor kimin umurunda; iktidar güçlendikten sonra. 

Peki böyle yapmakla ve böyle ağır konuşmakla iktidar güçleniyor mu gerçekten? Bu tavır artık işe yarıyor mu artık? 

Yerel seçime kadar, CHP ve CHP’ye karşı tavır takınmayan herkesin, her partinin ‘bölücü, hain, zillet, illet vs.’ olarak yaftalandığı; alenen PKK ve FETÖ işbirlikçisi olarak suçlandığı rutini yaşıyorduk. Tamam. Tayyip Erdoğan siyasetinde bilinen bir yaklaşımdır bu. Rakip ve düşman tanımlayıp, bütün gücüyle üzerine gitmek en iyi bildiği yöntemdir. Buna ilaveten başkanlık sisteminin getirdiği büyük sıkıntı gereği CHP’nin merkezinde bulunduğu bloka irili ufaklı herhangi bir eklenmenin olmaması hayati önem kazandığı için saldırı dozu daha da arttı. Son günlerde ise ürkütücü boyutta, malum... Sebebi de malum; yarım puanlık, bir puanlık güce sahip ittifak üyeleri bile seçimin kaderini belirliyor artık. 

Ne var ki rakibi ötekileştiren, muhalefeti ağır sıfatlarla yaftalayan siyaset ve siyaset dili yerel seçimde başarısızlığa uğradı. İşe yaramaz oldu, hatta ters tepti. Öyleyse, gerilim ve düşmanlık üreten siyasetin bırakın ülkeye yüklediği ağır yükü siyaseten de artık işe yaramadığı belli olan bu yöntem neden hâlâ terk edilmedi? Muhalefetin ve tabii CHP’nin şeytanlaştırılmasından elde edilecek fayda limiti aşıldı, artık geri dönüyor.

Cumhur ittifakı tabanını konsolide etmekle kazandırdığından daha fazla millet ittifakı ve diğer muhalefet gruplarını iktidarı uzaklaştırmaya hizmet ediyor. Yerel seçimler gösterdi ki gerilim artık iktidarı kazanmanın garantisi değildir. 

Şimdi, millet ittifakının bozulması başta İYİ Parti’nin koparılması sonra da Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet’in bu ittifaka katılma veya onunla yakın durma ihtimalini önlemek için CHP’ye karşı yeniden başlayan siyasi saldırının da anlamı olmayacak. Gerilim Erdoğan’ın, cumhur ittifakının ve genel olarak iktidarı oluşturan koalisyon güçlerinin işine yaramaz. 

Çok bariz birkaç gerekçeyle. Birincisi, ülke artık bu ‘eski Türkiye’ alışkanlığını taşımak istemiyor. İkincisi, insanlar bıktı bundan. 

Üçüncüsü ve en önemlisi ise Türkiye’nin meseleleri o kadar derin ve kaygı verici ki kriz öncesi dönemin rutinleri bugün işlemeyecektir. İlk güçlü sinyal yerel seçimlerdi ikincisi yeni partilerin ortaya çıkışıdır. 

Hal böyledir… Yeni bir yol, yeni bir tarz, yeni bir siyaset aramaya niyeti olan varsa vakit varken arasın, derim. 

  • Abone ol