Siyasal düzenimiz üzerine yapılan tartışmaların ve anlama çabalarının başkanlık sistemine geçişle birlikte büyük bir çıkmaza girdiğini her geçen gün daha da bariz gözlemliyoruz.

Bilinen kriterlere veya devlet idaresi prensiplerine uymayan bir dizi yeni tatbikat var ve bütün bunların bir kalıba koyabilmek mümkün değildir. Çünkü tatbikat, herhangi biri bir vakadan ötekine taşınabilir yeniden aynen kullanılabilir bir tutarlılık içermiyor. Bilakis tutarlılık içirmeme, dolayısıyla toplum ve siyaset tarafından anlaşılamama, öngörülememe gibi bir amacı özellikle güdüyor. Yeni sistemin ve o sistemin kurucu babası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güç kullanma kapasitesinin genişliği de buradan geliyor. 

Siyaset Bilimci Doç. Dr. Hatem Ete’ye göre bu noktaya gelmek, Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası, iktidarının başlangıcından itibaren vaadi olan “demokratik bir yapı kurmak” yerine gücü tercih etmesi nedeniyle oldu. Ete“Erdoğan gerilim ve krizlerle yol alan süreli bir güçlü iktidar için demokratik Türkiye’nin kurucusu olma imkânını feda etti” diyor. 

Doç, Ete, bizim gazetede de aynı anda yayınlanan perspektifonline’deki makalesinde mükemmel bir AK Parti ve Erdoğan tarihi anlatıyor. “Erdoğan ve AK Parti’nin serüveni” başlıklı yazısı çok konuşuldu ve konuşulmayı da hak ediyor. 

Ete’nin “Demokrasiden ricat” kavramıyla tanımladığı, içinde bulunduğumuz sancılı dönemden başlayalım:

“Demokratikleşme ve refah vaadine dayalı bir gelecek tahayyülü yerine beka endişesini köpürten bir güvenlik arzı-vaadi üzerinden kurgulanan iktidar, krizlere, gerilimlere, siyaset mühendisliklerine, güç gösterisine bağımlı hale geldi. Bu süreçte Türkiye’nin kurumsal kapasitesi, toplumsal ve siyasal enerjisi, ekonomik gücü zayıfladı.”

Buradan başa dönelim. Dönelim de bu çok uzun iktidar serüveninin çok da şaşırtıcı olmayan değişimini şu cümlelerden okuyalım: 

”AK Parti, muhtıradan parti kapatma davasına, karşılaştığı direnç ve krizleri rasyonel yönetim, AB sürecine eklemlediği demokratik reformlar, geniş toplumsal mutabakat, uluslararası işbirliği ve ekonomik kalkınma üzerinden aşmayı başardı…. (Bununla birlikte) Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin siyaset ve iktidar serüveni tekdüze veya sabit bir hat üzerinden yol almadı. Gündem ve önceliklerdeki değişime paralel olarak söylem ve politikalar da, müttefik ve muarızlar da, eleştirenler ve alkışlayanlar da değişti. Erdoğan ve AK Parti dün savunduğu bazı düşünceleri bugün hatırlamak istemediği gibi dün karşı çıktığı bazı düşüncelerin de sözcülüğünü üstlenmiş durumda. Aynı şekilde, dün mesailerini Erdoğan’ı devirmeye hasreden birçok kesim bugün Erdoğan’ın en yılmaz savunucusu konumundayken, dün savunan pek çok kesim de bugün en sert muhalefeti yürütüyor.”

Hatem Ete, akademik ve tabiatıyla hakkaniyetli bir yöntemle geride kalan 18 yılı eksiksiz özetliyor. Değişimi ve geri gidişi sorgularken Erdoğan’ı anlama çabasını da ihmal etmiyor: 

“Fethullahçı yapının 2012’den itibaren siyasal sistemi kökten sarsacak faaliyetleri bir meydan okumaydı. FETÖ, 2007-2012 arası dönemde vesayetle mücadele doğrultusunda açılan siyasi ve toplumsal fırsatları da kullanarak gücünü tahkim etti ve hükümete siyaset dayatmaya (7 Şubat 2012), hükümet düşürmeye (17/25 Aralık 2013) ve doğrudan askeri darbe yapmaya (15 Temmuz 2016) kalkıştı. FETÖ’nün meşkuk bağlantıları ve anlaşılmaz bir cüretle hayata geçirdiği operasyonların tahrip edici etkisi, toplumun ve siyasetin psikolojisini derinden etkiledi. Erdoğan bu tehdidi bertaraf etmek üzere, Carl Schmitt’in “istisna” hali üzerinden tanımladığı “egemen” kavramsallaştırmasını andıracak yasal, idari ve yargısal tasarruflara yöneldi. FETÖ ve FETÖ ile mücadele süreci Erdoğan’ı da siyaseti de yapısal olarak dönüştürdü.”

Özetimizi sona giderek bitirelim ama makaleyi okumayanlara bir kez daha okuma tavsiyesiyle:

“İktidar bloku Türkiye’ye bir gelecek vadedemiyor. Gelecek vizyonu üretemediği için de beka, tehdit, terör gibi negatif ve reaksiyoner kavramlara tutunuyor. Umut veremediği için korku aşılıyor. Toplumsal rıza daha iyi bir gelecek vaadi üzerinden değil daha kötü bir gelecek korkusuyla ve elindekiyle yetinme duygusu üzerinden kanalize ediliyor.”
 

  • Abone ol