Çoklu baro sistemi yasası ile açılan köşeli parantez önceki gece uykulu bakışlarla Meclis’ten geçen sosyal medya yasasıyla kapandı.

Şimdilik… İki yasanın fazlasıyla tartışmalı yönleri bir yana, bu yoğun tempo her şeyden önce iktidarın icraat gücünü gösteriyor. Her biri aylarca tartışılmayı hak eden önemli kararlar bir çırpıda alınıyorsa kelimenin tam manasıyla hızlı ve seri karar alma örnekleri yaşıyoruz demektir. O kadar ki, Cumhurbaşkanı’nın sınırsız yetkilerine ilaveten Meclis’teki ezici Cumhur İttifakı üstünlüğü bir araya geldiğinde itirazın yahut yol gösterici fikrin anlamı kalmıyor. İttifak da tabiatıyla bu gücün imkanlarını en geniş haliyle kullanıyor.

Seçilmiş güce ayrıca yargıdaki ezici üstünlük eklendiğinde denge denetlemenin fiilen bittiği bir geniş alanı tarif etmiş oluyoruz. Mesela, yine bu parantezin içine büyükşehir belediyelerinin eli, kolu, ayağı olan ve icraat fonksiyonlarını oluşturan şirketlerin yönetiminin Danıştay kararıyla başkanlardan alınıp belediye meclislerine verilmesini ekleyelim. Fiilen biten denge denetme neyse bu karar hayata geçtiğinde Mart ve Haziran aylarında işbaşına gelen belediye başkanlarının icraat imkanlarının yüzde bilmem kaçı da fiilen bitmiş olacak. O da şimdilik… Yenisi gelene kadar ki kimse gelmeyeceğini iddia edemez herhalde. 

Başkanlık sistemine fazladan kapasite kazandıran unsur, seçimden gelen güç kadar denetlenemez oluşudur. Kanun yapmak, kararname yayınlamak, bilhassa ekonomide herbiri kanun ve kararname kadar etki yaratan yönetmelikler çıkarmak hatta tavsiyelerde bulunmak; sonra yaptığını bozmak veya düzeltmek için yeniden aynı araçları kullanmak gibi sınırları tayin edilemez bir sistemden söz ediyoruz. Böyle bir sistemde kim itirazı önemser, kim farklı fikre kulak verir? 

İktidar için farklı görüşlere ve denetime kapalı olmak kulak vermemenin keyfinden öte şeyler içeriyor. En başta çoğulculuk gibi bir alışkanlığı geri getirmemeyi gözetiyor. Malum, her sese her söze değer vermek iktidar olmanın tadını kaçıyor… Dahası, itiraz ve farklı fikir demek aynı zamanda gidişatı bütünüyle sorgulamayı beraberinde getiriyor. Bir kanunda, bir kararda demokratik temelli düzeltme yapmak bütün kanunlar ve kararlar için kötü örnek oluyor. Böyle çetrefilli yollara girmektense varsın toplumun yarısı, bazen de daha fazlası mutsuz olsun; en iyisi ve garantilisi eldeki yetkiyi bildiği gibi kullanmaktır. Nasıl olsa, “Millet yapılanları beğenmezse seçimde kararını ona göre verir”, gibi itirazı imkansız bir gerekçe var. O kararların sistem üzerinde, hukukta, ekonomide yahut eğitimde oluşturacağı tahribatın telafisi için gereken zaman ve maliyet hesabını kim yaparsa yapsın artık… Denge ve denetlemenin olmadığı sistemin taşıdığı riskleri hesaplamak ise Türkiye için artık fazla lüks sayılmalıdır. Ya da seri ve hızlı karar alınırken pişmiş aşa su katmak… 

Başkanlık sistemi, ikinci yılında farklı seslere kulak tıkamayı sistemin merkezine oturtmaya muvaffak oldu. Kim ne derse desin, çatlayan çatlasın patlayan patlasın!.. Şimdi, özellikle de salgın sonrası dönemde Cumhurbaşkanı’nın ve Cumhur İttifakı’nın girdiği ve artık geri dönemeyeceği yol budur. O yüzden her şaşırtıcı hamlenin peşine bir “şimdilik” ibaresi koymak gerekiyor. Daha şaşırtıcı ve hayret verici olanı yapılana kadar… 

  • Abone ol