Şimdi unutulmuş olsa da bir zamanlar bilindiği gibi fikir özgürlüğü şaşırtıcı ve sıradışı olmayı ve hakim ideolojinin zorladığı istikametin zıddına tavır almayı garanti eder.

Fikir bir sınırlama olmadan, korku, endişe, başa bir iş gelir kaygısı taşımadan rahatlıkla ifade edilebilen, söyleyenin kalabalığa karışmayı da kalabalıktan ayrılmayı da ayrı rahatlıkla yapabildiği şeydir. Söyleyene sahici ve tutarlı olmak, dinleyene de tahammül mesuliyeti yükler. 

Sahicilik korkudan, tahammül ise tabiatı gereği Türkiye’de yoktur. Dolayısıyla fikir özgürlüğü teknik olarak kısmen vardır, uygulamada ise; yani ülkenin fikir özgürlüğünden yararlanma fonksiyonu açısından yoktur. Bugünün Türkiye’sinde fikirler değil, fikir sahiplerinin arkasındaki tahkimat, yani güç konuşmaktadır. Böyle olduğu için de herhangi bir olaya sevinmek ya da sevinmemek veya bunun üzerinden tartışmak manasızdır. İktidarın kurduğu cümleyi tümden ve çoğu kez üzerine biraz daha coşku katmadan kabul etmeyene şüphe ile bakılan bir zeminde mevzubahis olan fikir ya da düşünce değil slogandır. Slogan atmak da bir haktır ama fikir değildir, en nihayet gösteri ve yürüyüş hakkı kapsamındadır.  

Fısıltıyla konuşmanın, ima yoluyla mesaj vermenin hayati bir ihtiyat haline geldiği, korkunun fikir ve tecrübeyi kuşattığı; dolayısıyla da cümlelerin sıradanlaştığı bir ülke haline geldik. Bırakın ahlaki ve demokratik tavır koymayı, hakim siyasetin canını sıkmayacak basit cümleleri -ki, iktidar dili dayatmaya başladığında tabiatı gereği basit olur- sembollerle anlatabilmek cesaret istiyor. Ya o sembol, donuk bir zihinde başka kapıya çıkarsa? Ya o ifade bir iktidar kalemşörünün kurşununa hedef olursa? Dolayısıyla, iki kere iki dört eder, dört kere dört de on altı. Aksi söylenmedikçe böyle bilinmeli, böyle ifade edilmeli. Edebiyatın veya matematiğin imkanlarını zorlayan; söylenmesi gerekeni kendi lisanınca ifadeye teşebbüs eden olursa da şüpheli şahıs damgasına ses çıkarmasın. Bugün basit ifadelere renk katanın, yarın kendi fikrini ifade cesareti bulamayacağı ne malumdur? 

İktidar tek tek bütün konularda fikir hürriyetini tartışmak yerine kaynağından fikretme eylemini korkulur hale getirerek kendi işini kolaylaştırdı, kuş gibi hafifledi. Bırakın fikir serdetmeyi, iktidarın bir icraatına memnuniyet göstererek dahil olup olmamak da izne tabidir. Sevinmek, memnun olmak, hakkı teslim ederek hakkaniyetli ve makul görünmek de esasında sinsi bir muhalefet yöntemi olduğu için yasaklıdır. Sevinsen de sevinmesen de alkışlasan da yuhlasan da safın bellidir. Ya hain, ya kripto, ya işbirlikçi ya karanlık güç ya da çoğunlukla hapsi birden... 
Herhangi bir duygunun, herhangi bir milli meselenin parçası olmak evvela iktidar blokunun parçası olmakla mümkündür. İktidar parantezi dışında kalana hiçbir noktalama işareti derman olamıyor. Önce ve mutlaka o parantez… 

Şu kadar sene Cumhuriyet, şu kadar çok partili hayat, bir o kadar askeri darbeyi bertaraf tecrübesinden sonra aldığımız mesafe, geldiğimiz yer burasıdır. Hala, fikir ve düşünce alfabesini bir yerlere saklamaya çalışıyoruz ki yarınlar için elde kaynak kalsın. 

Gelenekten süzülen, acıdan, umuttan, hayalkırıklığından, daha iyi bir ülke hayalinden arta kalan; dişimizden tırnağımızdan artırdığımız ihtiyat akçesi de tükendi, tükeniyor.

  • Abone ol