Sadece derin bir ekonomik kriz ve tabiatıyla kötü yönetim sürecinden geçmiyoruz aynı zamanda derin bir belirsizlik ve gizlilik döneminin de tam ortasındayız.

Ekonomiyi tanımlayan ve tabloyu özetleyen makro rakamlar üzerindeki şüphenin yanı sıra o rakamları üreten süreçlerde yapılanlar da belirsiz ve şeffaflıktan uzaktır. Özellikle finansal sisteme yönelik sayısız karar alınıyor, sonra o kararlar düzeltiliyor ve sonra yeni bir karar daha…  

Neyse ki bu ülkenin konusuna hakim ve kaygı taşıyan ekonomistleri var. Perdelenen, toz bulutu arkasına gizlenen rakamları bulup çıkarmaktan ve topluma ulaştırmaktan hem çekinmiyorlar. Böylelikle gerçekler saklı kalmıyor ve ekonominin seyri izlenebiliyor. 

Bu isimlerden birisi değerli ekonomist Kerim Rota’dır. Türkiye’nin önde gelen finans/ekonomi uzmanları arasında yer alan ve Gelecek Partisi’nin ekonomi takımının da bir üyesi olan Rota olup biteninin peşini bırakmıyor ve çok değerli veriler hazırlıyor. Hafta sonu bizim gazeteye konuştu ve iki yıldır döviz kurunu baskılamak ve bu mümkün olmayınca hiç olmazsa 7 liranın altında tutmak için ekonomi yönetiminin izlediği çılgın politikanın maliyetini anlattı. 

Rota, Merkez Bankası’nın yayınladığı “Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi” tablosunu inceleyerek geride bıraktığımız 19 ayda döviz kurunu düşük tutmak ve böylelikle ekonomi iyi yönetiliyor görüntüsü vermek için tüketilen 105 milyar Dolar rezervin izin sürdü. Sonrasını kendi sözleriyle aktarıyorum: 

“Merkez Bankası’nın raporu 2019 başından bu yılın Temmuz sonuna kadar geçen 19 ayda, döviz piyasalarına kuru baskılamak amacıyla toplam 105 milyar Dolar döviz satıldığını gösteriyor. Sadece Temmuz ayı içerisinde kuru 6,85’de tutabilmek için satılan tutarın 12 milyar Dolar olduğu görülüyor. Halen TCMB rezervleri 89 milyar Dolar seviyesinde. Ancak swap ve zorunlu karşılıklar düştükten sonra net rezervimiz eksi 32 milyar Dolar’dır. 

19 ayda satılan bu 105 milyar Dolar’a ilave olarak geçen yıl açık pozisyon taşımayan kamu bankalarının Temmuz sonunda 12 milyar dolar açık pozisyona geçirildiğini de görüyoruz. Böylece spot piyasada son 1,5 yılda kuru baskılamak hevesiyle satılan tutarın 120 milyar Dolara yaklaştığını hesaplayabiliriz.” 

Kerim Rota, tabloyu böyle özetledikten sonra “1,5 yılda dile kolay olan 105 milyar Dolar’a yakın döviz talebi kimlerden geldi?” sorusuna cevap veriyor: 

“105 milyar Dolar’a yakın civarında döviz talebinin 60 milyarı Türkiye’den çıkan yabancı yatırımcılardan gelmiş. Kalan kısmı ise TL mevduatına reel faiz alamadığını görüp, hazır sabit kurdan döviz satışı yapan varken alalım diyen yurtiçi yerleşiklerden gelmiş.” 

Yani Dolar kurunu makyajlamak için “dış güçlere, faiz lobisine, karanlık odaklara, ülkemize operasyon çekenlere vs.” işleri görülsün diye rezervimizin büyük kısmını dökmüşüz. Yetmemiş, içeride “Döviz bozdur, TL kullan kampanyası” yaparken kendi tasarrufçumuzu da Dolar’a yönlendirmişiz. Yabancıdan kalan dövizi de onlara vermişiz ki TL’den çıkıp Dolar alsınlar ve kurun yükselmesini beklesinler!.. 

Kerim Rota, devam ediyor ve heba edilen bu kaynağın hiç olmazsa bir kısmı dış borç stokunu azaltmak için kullanılmış olabilir mi, diye araştırıyor. Bulduğu sonuç şu: 

“Aynı dönemde (19 ayda) merkezi yönetimin dış borcu 91 milyar Dolar’dan, 97 milyar Dolar’a yükseldi. İlave olarak Hazine 2019 başında neredeyse sıfır olan altın ve döviz cinsi iç borcunu hızlı bir şekilde artırarak 37,3 milyar Dolar’a yükseltti. Bu şekilde Hazine döviz yükümlülüğü bu dönemde bırakın azalmayı, 40 milyar Dolar’dan fazla artmış oldu. Aynı dönemde kamunun KÖİ projelerinden kaynaklanan döviz yükümlülüğü de yükseldi.” 

Özet? Özeti şu: 

“Bu resim bize maalesef harcanan bu kıt döviz kaynaklarının hepimizin yükümlülüğü olan kamunun döviz borcunun azaltılmasında kullanılmadığını gösteriyor. Kaynakların yarısı, zamanında Türkiye’ye güvenmiş yabancıların uygun bir fiyatla Türk varlıklarından çıkması için harcanmış. Diğer kısmı ise, Türk Lirası reel faizlerinin suni olarak düşük tutulması nedeniyle parasına güveni azalan yurtiçi yatırımcıların uygun fiyattan döviz varlık biriktirmeleri için harcanmış. 

Bu müdahaleler nedeniyle Hazine, TCMB ve kamu bankalarının döviz riski ciddi artış gösterdi. Bu nedenle artık Türk Lirası’nın yeni değer kayıpları kamu finansmanını daha kırılgan hale getiriyor. Bu da, daha yüksek faiz ödemeyi, daha çok vergi toplamayı ve daha çok borçlanmayı gerektirecek.” 

  • Abone ol