Diplomatik sorunlarla dolu dünyada Kosova ile Sırbistan’ın anlaşmış olması iyi haberdir.

Elbette anlaşmanın İsrail ile ilişki şartına bağlı olması veya İsrail’e iyi ilişki vadetmesi son derece gariptir. Asıl garip olan ise Türkiye’nin Ortadoğu’dan Balkanlar’a kadar geniş coğrafyada bütün ilişkilerinin sorunlu olduğu ortamda; iyi ilişki içinde olduğu düşünülen son iki ülkenin anlaşma sürecinden haberdar olmaması veya haberdar görünmemesidir. O kadar ki Kosova ve Sırbistan’ın el sıkışması Türkiye devletinin gündemine ancak Beyaz Saray’daki imza töreni sayesinde geldi. İç politikada işe yaramayan, işimize gelmeyen hiçbir konunun ülkede tek kelime dahi mevzubahis olmamasının dramatik örneğini yaşadık. Kaldı ki Kosova’nın bağımsızlığını en erken tanıyan ülkelerden biriydik. 

“Bölgenin en etkin ve herkese nizamat veren ülkesi” olarak gücümüz böylelikle ortaya çıktı. Dış politikanın önce ve önemli olarak diplomatik beceri istediği gerçeği de bir kez daha anlaşıldı. Zaten Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasındaki şu sözler de Türkiye’nin olup bitenden sadece uzak değil, aynı zamanda mutsuz olduğunu gösteriyor: 

“Kosova’yı ilk tanıyan ülkeler arasında yer alan Türkiye, bu ülkenin uluslararası alanda tanınmasına yönelik çabalara da öteden beri büyük destek vermiştir. Fakat bu sürecin Filistin halkının acıları üzerine inşa edilmesini doğru bulmuyoruz. Uluslararası hukukun açık bir ihlalini teşkil edecek böyle bir adımın Kosovalı yetkililerce düşünülmesi dahi hayal kırıklığı yaratmaktadır.” 

Kosovalı kardeşlerimiz, oldu Kosovalı yetkililer… 

Öte yandan Sırbistan da bizim için Kosova kadar olmasa bile iyi ilişkiler içinde bulunduğumuz, destek verdiğimiz, ekonomide pozitif ayrımcılık yaptığımız bir ülkedir. Bu süreçte onlarla da temas olmadığı anlaşılıyor. Hal böyleyken bu işin adı “hayal kırıklığı” olmasın da ne olsun? 

Türkiye şu sıralarda uluslararası alanda; yani Ege’de gergin bir süreç içerisindedir. Aynı zamanda Suriye’de şimdi bahsi geçmiyor olsa da aynı gerilimi yaşamaktadır. Her iki konuda Ankara’nın haklı olduğu birçok tez ve gerekçe vardır. Doğrudan milli güvenlik meselesi ve ekonomik çıkar dezavantajı olan terör ve kıta sahanlığı meseleleri söz konusudur. Suriye’de askeri yöntem sahada, Ege’de ise yakın seçenek olarak masada duruyor. Yöntem ve söylemde hatalar olsa da içeride bütün siyasi partiler ve genel olarak toplum iktidarın hamlelerinin destekçisidir. Bu da bir iktidar için kesinlikle büyük moral avantajdır. 

Bununla birlikte olması gereken bir şey de iktidarın ve Hariciye’nin bir konuya odaklandığında diğerlerinde dikkatini kaybetmemesidir. Sadece bazı dosyalara göre nisbeten uzak sayılan Kosova-Sırbistan anlaşma sürecinde değil, asli ve hayati meselemiz olan Suriye’de de dikkate ihtiyacımız vardır. 

Suriye konusunda en büyük müttefikimiz olan Rusya’nın Suriye’de en olmasını istemediğimiz ve zaten bunun için şehit verdiğimiz YPG/PYD’ye statü kazandıran bir adım atmasına izin verilmemeliydi. Ama oldu bitti ve konuşan bile olmadı. Çok muhtemel ki aylarca süren yoğun görüşmeler, manşetlere zafer nidalarıyla taşınan, dakika dakika televizyonları meşgul eden ve aynı zamanda sahadaki girişimlerin birçoğu böylelikle berhava oldu. Bilindiği gibi Suriye’de üç şey istiyorduk: Toprak bütünlüğü, YPG’nin tasfiyesi ve devamında da mültecilerin geri dönebilmesi… Üçünde de hedefin çok gerisindeyiz. Bu konular, içeride hiç konuşulmayan ama son derece ciddi bir dış politika problemi haline geldi. Yeniden ve daha zor şekilde… 

Dikkatin dağılmaması lazım. Dağılırsa, bir alanda ses yükseltirken başka alanlarda kayıp ihtimali kapıya dayanır. Mesele ne olursa olsun, içeride duyulmasını istediğimiz sese değil, diplomasinin bütün imkanlarıyla ve diliyle yol almayı tercih etmemiz gerekir. Gidişat gösteriyor ki şu anda yapılan bu değildir. 

Başka hayal kırıklıkları yaşamamak için hem kendi kurallarımızı masaya sürmek hem de oyunun ortak kurallarını aynı maharetle oynamak zorundayız, unutmayalım.

  • Abone ol