Ülkenin ihtiyaçlarını listelemeye kalkarsak hepsi birbirinden acil maddeler yazılır ama hepsinin önüne sükuneti koysak kimse itiraz edemez. Muhalefet de bunu ister, iktidara rağmen iktidar tabanı da… Sakinleşelim, gerilimi düşürelim, şüpheyi, endişeyi azaltalım da sonra yolumuza bakalım. Sessiz ama ortak temenni budur. Türkiye’nin yola girmesi için de önce yol üzerindeki kargaşayı bitirmesi, tozu dumanı indirmesi gerekir. Gelin görün ki bunun için çaba göstermek şöyle dursun aksine her geçen biraz daha gerilim, biraz daha karmaşa, biraz daha doz duman ortalığı kuşatıyor.


Dün bu istikamette bir adım daha atıldı…

Seçimle gelen HDP’li belediye başkanlarından görevde kalabilen son isim Ayhan Bilgen dahil olmak üzere Kürt meselesinin silahla değil konuşarak, diyalogla halledilmesi için ömür harcayan Sırrı Süreyya Önder ve Altan Tan gibi isimler de gözaltına alındı. Üstelik, hepimiz gibi onların da lanetlediği Kobani olayları için suçlanarak. Üstelik o olayların üzerinden altı yıl geçtikten sonra.

Neredeyse bütün muhalefet böyle operasyonların sadece PKK’nın işine yarayacağını söylüyor ki bu tesbit yanlış değil. Kobani gerekçesiyle yapılan terörün, katledilen masum insanların hakkını, hukukunu takip etmek, kanun eliyle hesabını sormak ne kadar gerekli ve doğruysa, üzerinden seneler geçtikten sonra bu meseleden bir de siyasi operasyon çıkarmak o kadar yanlıştır. Dünkü tablo bu açıdan tartışmalıdır. Nitekim tartışılıyor…

Sevmesek de onaylamasak da sevenleri ve onaylayanları olan siyasetleri her fırsatta baskı altına almak, köşeye sıkıştırmak ülkenin ve demokrasinin hayrına değildir. Sadece bir fikrin taraftarlarının önünü açarken o fikrin karşısında konumlanmış partileri Türk ya da Kürt demeden dışlamak, yaftalamak ve arkası kesilmez bir düşmanlık nesnesi haline getirmek siyaseten değer üretmez, topluma asla fayda sağlamaz. Çözüm süreci, kardeşlik, analar ağlamasın derken yeniden “Bir arada yaşamak” meselesine dönmek Türkiye’yi geri götürür. Kürt meselesini çözemezsek bile hiç olmazsa yönetilebilir seviyede tutamamak bu ülkenin acılı tecrübesine yaraşmaz.

Çok şeyi unuttuk ama terörle mücadele ederken o havuza siyasetçiyi atmanın faydasızlığını biliyorduk; hiç olmazsa bildiğimizden daha geri düşmeyelim. Bugün yapılanların daha önce de denendiğini ve netice alamadığını akıldan çıkarmayalım. Kürt seçmeninin iradesini tanımamak, geriletmeye çalışmak, temsilcilerini derdest etmek ilk kez denenmiyor ve bugün yine ihtiyaç duyulması zaten o yöntemin sorun çözemediğini gösteriyor. Bilakis, sorunu büyütüyor ve canlı tutuyor. Kürt siyasetini daha fazla sorumluluğa, inisiyatife ve söze davet etmek yerine kayyuma havale etmek problemimizi büyütüyor.

Önümüzdeki tablo bize özgürlük/ güvenlik dengesinin bir kez daha ikinci lehine bozulduğunu anlatıyor. Kürt meselesinde zaten bitkisel hayatta olan çözüm umudunun bir belirsiz vakit daha ötelendiğini söylüyor.

Hal böyleyken, gerilimi düşürmek, sakinleşmek ve meselelerimizi konuşarak tartışarak çözme ihtiyacı düne göre bir derece daha artmış bulunuyor. 

  • Abone ol