Bir milleti devlet yapan, bir devleti muteber kılan ve şartlar ne olursa olsun bir topluma güven veren şey ‘hukuk’tur. Hukuk ancak bağımsız ve baskı altına alınamayan hakimlerin temsil edebileceği bir değerdir. Bir ülkede hukuk yoksa, gerilemekteyse, baskı görüyorsa ve bilhassa kararları tanınmıyorsa o ülkenin geleceği için endişe etmek gerekir.

 
Bilhassa, sistem içinde işlenen hataları düzeltme, yapılan yanlışları önleme mercii olan yüksek mahkeme kararları siyasi gerekçeyle tatbik edilmiyorsa, yok sayılıyorsa bir ülke için bundan daha kaygı verici bir tablo olamaz. Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği kararın birinci derece mahkeme tarafından dikkate alınmaması Türkiye için tatsız bir dönüm noktasıdır. Yanlış olmanın ötesinde hukuk gücünün ve duygusunun, hukunun bağladığı bütün kurumlarla kopuşudur. Bir mahkeme üyesinin sosyal medya merakıyla yaptığı ve sonu özür dilemeyle biten lüzumsuzlukla kapatılamayacak bir kopuştur bu…

İktidarın Anayasa Mahkemesi’ne saygı göstermesi, saygıyı esirgiyorsa da tahammül etmesi beklenir. Zira anayasal düzen ancak saygı ve tahammülle tesis edilebilir ve en çok da iktidarın işine yarar. Bu zincir kopmamalı… Koparsa zaten birbiriyle bağı iyice zayıflamış toplum için, eldeki tek sermaye olan hukuk zemini anlamsızlaşır. Bu zemini korumak, hukuk insanları ve yargı kurumlarından önce iktidarın sorumluluğundadır. Aldığı kararların belki onbinlercesi hiçbir yargı denetimine dahi uğramayan bir iktidarın, AYM’den gelen -sadece- birkaç iptal kararına aldırış etmemesini ummak da öyle büyük bir beklenti değildir. Ne ülkeyi böler, ne huzuru bozar ne de toplumu rahatsız eder… Aksine, yargıya itimadı iyice kaybolmuş ülkeye biraz umut verir ki bu da en çok iktidarın işine yarar.

Çapı ve sansasyonu ne kadar büyük olursa olsun yaşanan ve yaşanabilecek her krizde korunması gereken ilk varlık hukuktur. Çünkü, bırakın kaybedilmesini, eksikliği dahi kabul edilemez olan bir değerdir. Bugün yaşamakta olduğumuz ise siyasetin ürettiği krizlerin ve problemlerin örtbası için hukuku feda etmektir. Hepsinin ardından Yüksek Mahkemeyi de kâh yeniden yapılandırmak tehdidiyle, kâh doğrudan hücumlarla hizaya getirmektir. Netice alsa bile, gerçekte mağlup sayılır bu yolda galip zaferi olacaktır. Zira, meşruiyetten alıp iktidar gücüne eklemek faydasız bir teşebbüstür.

Türkiye’de hangi iş mükemmel gidiyor olursa olsun, hangi alanda büyük gelişmeler sağlanıyorsa sağlansın; hukukun üstünlüğü hem bir olgu hem de bir duygu olarak kaybolmuşsa, her başarı gerçekte tehdit altındadır, bunu unutmayalım. Fedakarlıktan dayanışmaya kadar kendimize layık gördüğümüz ne kadar iyi haslet varsa ama bunlardan birisi hukuka bağlılık değilse; bu aslında hala güçlü bir toplum olamadığımızı gösterir, bunu hiç unutmayalım.

Yargıyla uğraşmak, bir gayretle yargıyı sevk ve idare etmek zannedilenin aksine iktidarın otoritesini artırmaz bilakis azaltır. O yollarla yapılan işlerin, icraatın, fiil ve eylemlerin hiçbirisi kalıcı olamaz. Hukuka dayanmayan veya hukuku yok sayan kararlar bir kenarda hep düzeltilmeyi bekler. Güçlü iktidar, kararları hukuk süzgecinden geçen ve devletin raflarında böyle yanlışlar biriktirmeyen iktidardır.  

  • Abone ol