Acımız büyüktür, İzmir’in başı sağolsun. Hala enkaz altında kalanlara sağlıkla kavuşma umudumuzu koruyoruz. İnşallah kayıplarımız yaşadığımız acıyla sınırlı kalır. 

Türkiye bir deprem ülkesidir. Lakin, depreme hazırlıksız, tedbirsiz ve konuşması, tartışması bol olsa da duyarsız bir ülkedir. Yaşadıklarımızda en acı haliyle gördük bunu. İzmir, zincirin son halkasıdır. Dahası, yaşama ihtimalimiz olanlardır. Her sarsıntıda ürkütücü tahminlerle karşımıza çıkan, önümüze konan tatsız tablolarda büyük bir insani trajedi senaryosudur. Bilhassa da Marmara depremi ve dolayısıyla İstanbul tahminleri.  

Depremi bu kadar konuşup, bu kadar yaşayıp, bu kadar tedbirsiz olan bir ülke yoktur. Hamaseti ve sloganı en çok konu depremdir ve tabiatıyla dişe dokunur adım atılmayan konumuz budur. 

Ne dediğimizi, neyle karşı karşıya olduğumuzu uzman ağzından anlatalım. Prof. Naci Görür, Elazığ depreminden sonra anlatıyordu: 

“Gölcük ve Düzce depremleriyle Marmara’nın altındaki kabuk aşırı yüklendi. 1999 yılından itibaren her an olmak kaydıyla bu kabuk 30 yıl içinde kırılacak. Yani, 5-10 sene önce veya sonra olabilir. İlk 20 sene içerisinde olmadığına göre son 10 yıllık periyotta deprem olma olasılığı yüzde 50’den fazlaya çıktı. Marmara’da deprem olasılıkla Kumburgaz kolunda ve minimum 7.2 büyüklüğünde olacak.” 

Yüksek ihtimalle (yüzde 50) önümüzdeki 10 yıl içinde Marmara’da, İstanbul’u yıkacak bir deprem kapımızda bekliyor. Kesin rakamları bilemiyoruz ama muhtemel ki 600 bin binanın dayanıksız 400 bini hasar alacak ve belki en az 75 bini içindekilerle birlikte yerle bir olacak. Bir başka hesaba göre depremin şiddetine bağlı olarak bütün binaların yüzde 70’i tehlike altındadır. 

Depreme karşı hazırlık demek, enkaz kaldırma faaliyeti değil, enkaza sebebiyet vermemektedir.  

Elde ne var peki? 

Depreme karşı bir numaralı tedbir, her türlü sarsıntıya karşı dayanıklı binalar yapmaktır; yani bizdeki adıyla kentsel dönüşüm… Ne yaptık? İhtiyacımızla kıyaslandığında hiçbir şey. Kafayı kuma gömdük ve Mevla’ya miskin bir tevekkül halindeyiz. Bırakın depreme dayanıklı ev üretmeyi, memlekette ne kadar çürük bina varsa hepsine yeniden kaçak yapıdan kurtulma ruhsatı verdik. Ne zaman? Gölcük depreminden önce mi, değil. Daha dün, 2017-18’de… Ülke genelinde 4 milyona yakın kişi -ve buna yakın irili ufaklı problemli yapı- “İmar Barışı” adı altındaki kampanyadan istifade etti. Toplam kaç bina ruhsatlandı ve kaçı depreme hazırlıksız bilinmiyor ama tamamına yakını diyenler yanılmış sayılmaz. Çok korktuğumuz, çok konuştuğumuz depreme karşı birinci hazırlık böyle…  

Bir numaralı tedbir alınmadıktan sonra ikiyi üçü saymanın lüzumu var mı? Mesela deprem toplanma yerleri gibi… Esasen saymanın lüzumu yok çünkü belediyeler ve iktidar da toplanma yerlerini imara açtı; artık ne denk gelirse AVM, konut, kamu binası yaptı geçti. İkinci tedbirin akıbeti bu.  

Bir de deprem vergisi vardı. Marmara depremi sonrasında Ek Gelir, Ek Kurumlar, Ek Emlak ve Ek Motorlu Taşıtlar vergisi getirilmişti. Ayrıca Özel İletişim (cep telefonu faturalarına yansıyan) ve Özel İşlem Vergisi adı altında iki yeni vergi uygulamaya girdi. 2003’te özel işlem vergisi kaldırıldı ötekiler kalıcı hale getirildi. Biriken para 70 milyarı aştı ama paranın nerede olduğu belirsiz. Üçüncü de bu! 

Üçte sıfır… Gerisini saymaya ne hacet.  

Seneler boşa geçti, vakit iyice daraldı.   

Allah, hayatını kaybedenlere rahmet eylesin ve geride kalanlara sabır versin. Hepimize de feraset nasip etsin.   

  • Abone ol