Demokrasinin sunduğu imkanlarla dünyanın başına musallat olan bir kötülük yine o yolla hak ettiği yere geri dönüyor. ABD Başkanı Trump’ın seçimi kaybetmesi gezegenin büyük bölümü için güzel bir haberdir. Gidişine üzülenlerin kederi de insanlık için hayırlıdır. Dört yıl önce kazanması onlara nasıl cesaret verdiyse kaybı da hüzün vermelidir.  

Şimdi, dünyanın bir numaralı politik meselesi, demokrasi yoluyla hallolmaktadır. Yeni başkan koltuğa oturduğunda dünyada işler elbette yoluna girmeyecek. Fakat, taşıdığı bütün kötü vasıfları ABD’nin küresel gücüyle birleştirdiğinde Trump’ın temsil ettiği kötülük, referans olmaktan çıkacak. Yalancılık, ırkçılık; hukuk, demokrasi basın düşmanlığı, politik ikiyüzlülük, lümpenlik ve en nihayet insani değerlerle savaşın en büyük kalesi yıkılacak. Ondan güç alan, ona benzeyen, benzemeye çalışan, “Orada da var bizde niye olmasın” diyenler; cümle otokratların süngüsü düşecek. Kötülüğün ömrünün sınırlı olduğu anlaşılacak. Trump’ın estirdiği rüzgarın kesilmesi makule olana nefes aldıracak; hamaset, sahte kahramanlık ve tutarsızlık sırıtmaya başlayacak. 

Dünya düzelmeyecek elbette ama daha kötü de olmayacak. Kötülük yine bulduğu fırsatta hüküm sürecek ama Trump’ın temsil ettiği vahşi yüzüyle değil, insanlığın tecrübe ettiği sıradan şekliyle… Kötülük norm olmaktan çıkıp, eskisi gibi utanılır bir şeye dönüşecek. 

Sanılanın aksine Trump bizim için iyi bir seçenek de değildi, aksine felaketti. Türkiye’ye asla saygı duymuyordu ve onun yönetiminde uğradığımızı politik, ekonomik ve diplomatik zararların telafisi yıllar alacaktır.  

Ekonomik kriz içinde olduğumuz sırada, sadece bir sosyal medya mesajıyla (Ağustos 2018) üzerine en ağır darbeyi vurmaktan çekinmedi.  

Suriye’de YPG/PYD unsurlarına binlerce kamyon silah gönderdi ve bu yapıyı ABD savunma bütçesine dahil etti. Üzerine, övgüler yağdırdığı YPG komutanını (Mazlum Kobani) Ankara’yla muhatap etmek için açıktan çalıştı. Yetmedi, Türkiye Kuzey Suriye’de kendi işini görmeye kalktığında da bizzat Cumhurbaşkanı’na hitaben hakaret dolu bir mektup gönderdi. Yetmedi, yardımcısını Ankara’ya gönderip operasyonu durdurdu. Ve şimdi iktidardan düşerken Suriye’de Türkiye’nin en istemediği tabloyu garantiledi.  

Bol bol güzel sözler söylemiş olsa da bir telefonla rahibi kurtarmasını anlata anlata bitiremedi ve Türkiye’yi otokrat ülkeler sınıfında gördüğünü söylemekten de çekinmedi. Muhakemesi geciktirilen Halkbank davası hariç, Türkiye’ye tek bir somut faydası olmadı ama istediği birçok şeyi almayı başardı. Dört yılın özeti budur.  

Öte yandan Trump, Türkiye’nin küresel planda savunduğu bütün fikir ve değerlerin tam karşısındaydı. Yakın tarihin bilinen en büyük İslamofobik lideriydi ve İslam dünyasıyla ilişkilerini para üzerinden kurmaktan çekinmedi. Zaten kirli olan İslam dünyası politik elitlerini daha da kirletti. Suudi Arabistan ve körfez ülkeleriyle kurduğu ittifak Türkiye’yi bu coğrafyadan tamamen uzaklaştırdı, iş en sonunda Türk malı boykotlarına kadar vardı. İslam ülkeleri vatandaşlarına karşı vize rejimi dahil bütün girişimleri dünyada İslam düşmanlığına güç kattı.  

İsrail hükümetine tarihin en büyük imkanlarını sundu. Kudüs’ün başkent olarak tanımakla kalmadı, başka ülkeleri de buna zorladı ve İsrail’in yeni yerleşim birimleri modeliyle genişlettiği işgale de onay verdi. Ve şimdi iktidardan düşerken Filistin meselesinde çözüm artık hem imkansız hem de İsrail için gereksiz hale geldi. Hepsi Trump sayesinde oldu. Bir delilik, bir kötülük, bir nefret dünyayı hasta ederken İslam dünyasını da komaya soktu.  

Şimdi gidiyor… O herkese tepeden bakan, maço ve kudretli görüntüsünü son sahnede yerle bir eden mızıkçı ve çaresiz hali dünyanın tek tesellisi olacaktır. 

  • Abone ol