Bir ülkenin milli güvenlik meselesi veya beka tehlikesiyle karşı karşıya kalması olağanüstü bir durumdur ve fazlasıyla sıradışıdır. Yıkıcı, sarsıcı ve gayet tabii endişe vericidir. Hele bu tehlikeyi, Türkiye’de olduğu gibi muhalefet değil iktidar dile getiriyorsa ciddiye almak gerekir. Ciddiye almak demek iki türlüdür. Bir, gerçekten böyle bir tehlikenin varlığını kabul etmek demektir. Bu durumda ülkenin kötü yönetildiği ve beka tehlikesiyle yüz yüze bırakıldığı sonucu çıkar. İki, gerçekte böyle bir tehlike yoktur ama toplumu iktidara bağlamak ve başka bir iktidar seçeneği olamayacağına ikna etmek maksadı vardır. Bu durumdan da yine kaçınılmaz olarak ülkenin iyi yönetilmediği sonucu çıkar.  

Türkiye’nin beka sorunu yaşamayacak kadar büyük, potansiyel sahibi ve enerjik bir ülke olduğuna inananlardanım. Kötü yönetim yüzünden imkan ve fırsat kaybedebilir, dünyayla rekabette avantaj azalabilir veya halkın giderek yoksullaşması gibi gerileme yaşanabilir. Ama, coğrafya, nüfus, tecrübe, ekonomik genişleme alanı başta olmak üzere Türkiye’yi en kötü şartlarda bile güvende tutacak zengin sermayeler vardır. Sadece son dönem siyasi tarihimiz de bunun açık delilleriyle doludur. 

Ne var ki bu potansiyel de bitmek tükenmek bilmez bir miras değildir. Türkiye’nin gittikçe daha azına razı olmaya mahkum olması da bekayı temin etmenin garantisi olamaz. Bütün potansiyel alanları eksildikçe, olup bitene kayıtsız kalmak başlı başına bir sosyopolitik trajedidir. 

Her konuşmanın sonu ihanet suçlamasına varan ağır cümlelerle başlaması, arkası gelmeyen kuru komplo teorileriyle süslenmesi ve illa da “biz ve ötekiler”le tamamlanması bekadan büyük bir derttir. Çünkü temelsizdir, gereksizdir ve toplumun bazı katmanlarının zihin yapısına sirayet etmektedir. Siyaset günü kurtarmak, engeli aşmak ve farklı sesleri bastırmak için ülkenin ve dünyanın gerçekleriyle bağdaşmaz bir kurgu üretiyor. Tıpkı, tarihle ilgisi olmayan tarih dizileri gibi ancak politik hayallerde yaşanacak bir senaryoyu işledikçe işleniyor. Böylelikle, bütün zihinlerde yıllarca dağılmayacak ağır bir gerçek dışılık tortusu birikiyor.  

Politik yaftaların ve sloganların peşinde koşmak yerine durup da artık kronik hale gelen dertlere, probleme bir bakalım. Türkiye’nin endişe verici bir meselesi olması için adının illa “beka” veya “milli güvenlik” olması gerekmez. Bekayı ve milli güvenliği sağlamlaştırmak, güçlendirmek, kalıcılaştırmak imkanı varken bundan uzaklaşmak daha acı vericidir. Yaşadığımız da tam manasıyla budur.  

Türkiye’nin bütün ekonomik hedeflerinden sapması büyük bir meseledir. 

Hukukta, temel hak ve özgürlüklerde gerilemesi, 

Kutuplaştıkça kutuplaşması, 

Hiçbir rakamının güvenilir olmaması, 

Eğitimde en gerilere düşmesi, 

Üniversitelerinin muteber bir listeye girememesi,  

Diplomaside savunmasız kalması, 

Dünyada dost bulamaması, 

Bilimsel üretimde adı geçmemesi, 

Yolsuzluk ve yozlaşmayla anılması, 

Fikir özgürlüğü kapasitesini kaybetmesi, 

Eğitimli, eğitimsiz gençlerinin büyük çoğunluğunun geleceğini dışarıda araması, 

İnsanların umudunu kaybetmesi, büyük meselelerdir. 

Hepsi de Türkiye’ye yaraşmayan ve asla bu durumda olmaması gereken problemlerdir. Bütün problemleri ıskalayıp, yok sayıp, görmezden gelip, tartıştırmayıp tabelaya beka yazmak da bir başka büyük meseledir. 

  • Abone ol