Koronavirüs salgınının ilk günlerindeki şaşkınlık, belirsizlik, hatta çaresizlik yok. İlaç hala bulunamadı ve aşı uygulama çalışmaları henüz başlayamadı ama dünya, virüs hakkında her geçen gün daha çok şey öğreniyor. En azından neyin yapılmaması konusunda ortak kanaat oluşmuş durumda. Hangi yollarda ihmal olursa salgının yayılacağı veya hangi hamleler yapılırsa zincirin zayıflatılabileceği biliniyor. Bu formülü kullanıp salgını azaltan, panik havasını yatıştıran ülkeler var. Böylelikle, aşıyı daha sakin bir atmosferde bekliyorlar.

Doğru alanlarda yeterince kullanmasak bile salgınla mücadele tecrübesi bizde de var. Var ama sahaya ve neticeye yansımıyor. Gelip geldiğimiz yer vaka sayısında Avrupa’da birincilik, dünyada dördüncülük oldu.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Bilim Kurulu aylardır kah açık kah nazikçe alınması gereken önlemleri defalarca anlattılar. Gereken yapılmadı, haftalar, aylar boşa geçirildi. Sokağa çıkma yasağına kadar kritik noktalarda kalabalığı önleyecek kısıtlamayla ve halkla teması olan kritik görevdekilere düzenli test yapılarak salgın zinciri zayıflatılabilirdi. Otobüsle, minibüsle işe gitmek zorunda olan insanların peşine kamera taktık ama en basit iş olan kademeli mesaiyi bile halledemedik. Düğün, toplantı, taziye, miting vesaire gibi kalabalık ortamları aylarca seyrettik. Yılın ilk aylarında evlere kapandık ama sonra sokağa çıkıp salgını patlattık. Tek gerekçe ekonomiyi canlı tutmaktı ama canlanma yolunun gevşeme olmadığı şimdi görüldü. Ekonomi yine karantinaya mahkum oldu.

Geriye, Bakan’ın neredeyse yakarma seviyesindeki ikazları, Bilim Kurulu’nun vatandaşa “aman dikkat” tavsiyeleri kaldı. Yolun bir yerinde yetki valilere verildi ama tek bir ilde salgına karşı başarı sağlayan vali çıkmadı.

Neden, apaçık görünen bazı adımları atmayıp bu noktaya gelindiğini anlamak zor.

Aynı şekilde aşı konusunda aylardır her gelişmenin kılı kırk yararak konuşulduğu ülkede neden “sadece” Çin aşısında karar kılındığını anlamak da zor. Üstelik Çin, 50 milyon dozdan fazla aşı veremezken! Yerli aşı çalışmasını yürüten Erciyes Üniversitesi’ndeki merkezin (İKUM) başkanı Ahmet İnsal, Türkiye’nin yıllık aşı ihtiyacının 328 milyon doz olduğunu söylüyor. Bu hesaba göre 278 milyon aşıya daha ihtiyacımız var.

Sağlık Bakanı da, Bilim Kurulu da, bilim kurulunda olmayan uzmanlar da aylardır bütün seçeneklere dikkat çekti, bütün detayları anlattı ama geldiğimiz nokta kişi başına aşı siparişinde dünyada 53.üncü sıraya oturmak oldu. Çin aşısı (Sinovac/ CoronaVac) siparişi veren bizden başka ülke var mı bilinmiyor. Bütün ülkeler Biontech/Pfizer, Moderna ve Oxford/Astra Zeneca aşılarının hepsine birden sipariş verirken bizim niye seçeneksiz kalmayı tercih ettiğimiz de bilinmiyor.

Sadece Çin aşısında ısrar etmenin nedeni Batı’ya haddini bildirmek mi? Henüz üçüncü faz raporları açıklanmayan bir aşıyı seçerek; Amerika’ya, Almanya’ya, İngiltere’ye ihtiyaç duymayıp, Çin’e bağımlı olmak mı dünyaya mesajımız? Öyleyse bu nasıl mesaj, değilse bu riski neden aldık? Mesele diplomatik değil, ekonomikse bunu da bilmek hakkımızdır.

Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu’nun vatandaşa söylediğiyle devletin aldığı önlemler arasında uçurum var. Bilim adamlarının televizyon ekranlarında anlattıklarıyla devletin aşı politikası arasında başka bir uçurum var.

Kendi kedimize övünmek işe yaramıyor, bunu akıldan çıkarmayalım. Salgınla mücadelede başarılı olmak demek, bulaşma hacmini önce ürkütücü boyuttan çıkarmak sonra da tamamen kurtulmaktır. Bu ölçüye vurulduğunda karnemiz iyi değildir, bunu da görelim.

 

 

 

  • Abone ol