Normal olmanın, sakin, endişesiz ve korkusuz bir hayat sürmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş olmamız gerçeğini ve buna olan ihtiyacı değiştirmiyor. Olağanüstü gergin, kutuplaşmış, empatiden yoksun ve yaftalıyıcı bir kalabalık olduk. Şu kadar devlet, bu kadar demokrasi, bir o kadar tarih tecrübesinden sonra geldiğimiz yer burasıdır. Siyasetin işine yarıyor, kolayına geliyor, faydası oluyor diye koskoca bir ülke aynı yolun yolcusu oldu, çıktı. Sair zamanlarda kıyıda köşede konuşulabilecek fikirler ile ancak kahvehane ortamında tenezzül edilebilecek bir lisan; hayatın ve gündemin merkezine oturmuş hüküm sürüyor. Zembereğinden boşalan ne kadar kelime varsa hem siyasetin hem de sokağın dilinde bayraklaştıkça bayraklaşıyor.

Kimse bir diğerini yaftalarken “hain, faşist, şerefsiz, onursuz, haysiyetsiz, karaktersiz”den aşağısını beğenmiyor. Vurdu mu en ağırından, indirdi mi en kabasından saldırıyor. Ne bir fikrin nezaketi var, ne de bir ideolojinin tutarlılığı… Partiler hoşuna gitmiyorsa kapansın, sözleri beğenmiyorsan yasaklansın ve illa da parmaklar havada, herkes haddini bilsin! Kem söz, öfke, efelenme, kabadayılık keyifle yol alıyor.

Bir ülke; büyük, köklü, güçlü bir ülke böyle davranamaz, bu lisanla konuşamaz, bu seviyesizliğe mecbur olamaz. Bu kadar anormal, sıradışı, gergin, fikir farkından uzak ve tahammülsüz bir toplum kendisiyle övünemez, övünse de mana ifade etmez.

Ekonomiden dış politikaya, eğitimden şuna buna kadar pek ağır meselelerimiz var ama hepsinden önemli bir normali kaybetme problemimiz var.

Anketlerde soru böyle sorulsa, en önemli meseleler arasına “sakin ve normal bir hayattan uzaklaşmak” yazılsa, ekonomiden, terörden, eğitimden vesaireden önce gelir. Zira, normal ve makul olamadıktan sonra başka hiçbir mesele çözülemez. Zaten çözülemiyor.

Duçar olduğumuz bu hal, bir ülkenin başına gelip gelebilecek en kötü şeydir.

Fikirler, düşünceler, inanışlar, etnik kimlikler arasında açılan ve kapanma ihtimali zayıflayan mesafeler ülkenin kalitesini ve verimliliğini düşürüyor. Ne kadar kendi kendimize kabarsak, şişinsek de fayda etmiyor.

Ekonomide gidiş kötü, normalden uzaklaşmak daha kötü.

Hukuk ve yargı sicili bozuk, empati duygusu daha bozuk.

Hariciye kapasitesi yetersiz, tutarlılık kabiliyeti daha yetersiz.

Eğitim sistemi başarısız, sosyal ilişkiler ondan daha başarısız.

Bütün sektörlerde dünyada en gerilerdeyken bir milleti millet yapan özelliklerde ileri olduğumuzu zannetmeyelim. Zannetmeyelim de durumu daha da kötüleştirmeyelim.

Seviye düştükçe kalitesizlik, yalancılık, tutarsızlık, beleşçilik, kalitesizlik cesaret buldu, durdurulamaz bir dalgaya dönüştü. O uğursuz dalga ülkeyi bir yandan öbür yana dövüyor. Efendiliğin, hak hukuk tanımanın, başkasını dert etmenin, en nihayet kendini bilmemenin acizlikten sayılması bundandır. Ne hazin ki atıp tutanların, hamaset yağdıranların aksine, hala bir millet olmaktan bahis mümkünse o acizler sayesindedir.

Her sahada geri olsak bile; normal, makul, toleranslı bir toplum olmak kaabiliyeti asla gerilememeliydi. En hızlı o geriledi. Siyaset toplumdan ne kadar kamplaşmasını istediyse, toplum iki katını vermeye hazır hale geldi. Bu hal iyi bir hal değildir. Böyle bir ülke bırakın dünyada itibarlı olmayı, tarihten ve gelecek nesillerden saygı göremez.

Gerçi… Sözün ve kudretin şehvetine esir olanlar için tarih ve istikbal ne gam!

  • Abone ol