Yeni yıl için temennide bulunmak kolay ama zihinler iyimserliğe pek izin vermiyor. Akla hemen demokrasi, hukuk, şeffaflık, liyakat talep etmek geliyor ama ülke için hayal kurarken çoğu kez akıl yeterli olmuyor. Geçen senenin son haftalarını iştahlı mı iştahlı bir reform, değişim edebiyatıyla geçirmiş olmaya rağmen bu mümkün olamıyor. Zira, bırakın birikmiş meseleleri sadece o günlerde yaşanan demokrasiden, hukuktan ve liyakatten dönüş örnekleri bile başlı başına reform gerektirecek kadar fazlaydı. Reform bahsi açıkken eski havalar esmeye devam etti; mahkeme kararları üzerinde siyasi baskıdan, sahte belgelerin geçiştirilmesine, sivil toplum örgütlerine kayyım yolunun açılmasına kadar yaşanmadık şey kalmadı. İlaveten, siyaset dilinin sert, keskin, uzlaşma tanımaz malum alışkanlığı berdevam. 

Türkiye’nin, ancak büyük bir vizyonla üstesinden gelinebilecek büyük problemleri ama vizyonu yok. Vizyon, kararlılık, cesaret, mesai ve illa da fedakarlık ister. İmtiyazlarından, kudretinden, imkanından tavizi seçenek olarak görmeyen iktidar herhangi bir meselede çözüme ulaşamaz. Başkanlık sisteminin kuralı, sadece bütün yetkilerin bir kişide olması değil aynı zamanda yapılacak her işin ya bir lütuf ya da cezalandırma tabiatı taşımasıdır. İktidar çoğu kez sert olmayı tercih eder ve ediyor ama şimdi olduğu gibi bazen reforma da ihtiyaç duyuyor. Mesele şu ki reform ancak iktidarın ihtiyaç duyduğu miktarda şekillenirse ona reform denmez. Şimdi de tablo böyledir. İktidarın kafasındaki yöntem ve meselelerin çözümünden murad ettiğiyle ülkenin ihtiyaçları arasında büyük fark vardır.  

İyimser olmasına olalım ama önce manzaraya bakalım…  

Şu kadar sene geçti ülke sanki dünyanın gerçeklerine gözünü yeni açmış gibi yeni bir yıla yine demokrasi ve değişim vaadiyle giriyor. Geçmiş yıllara, kaybolan zamanlara, harcanan kaynaklara ne oldu peki? Yaşanmamış mı sayıyoruz! Yaşandığına göre o dönemin hatalarından ders alma ihtimali var mı? Varsa hala niye çok sesliliğe, farklı fikirlere bu duyarsızlık?  

Demokrasi namına herşeyin ters gittiği, kuralsızlığın bir zümre elinde ihtiyaç halinde bozdurulacak limitsiz bir kart gibi kullanıldığı, haksızlığa itiraz edenin baskı gördüğü atmosfer dağılmak zorundadır. Sahnede bu eski oyun devam ederken, ışıklar önce sönüp sonra yanacak ve herşey birden güzel olacak hayali, tiyatroda bile inandırıcı olmayan bir mutlu sondur. Reform ya da değişim adı her neyse; o yola giderken önce havanın değişmesi gerekir. Bugün ise, vaatler arttıkça havca daha da sertleşiyor.  

Bu ülke, yeni senede ve sonrasında fikir özgürlüğüne ve farklılıklara hürmeti, çok sesliliğe tahammülü öğrenemezse başka derse çalışması beyhudedir. Önce bu barajı aşmak ve ortak aklı saygı duyulacak bir seviyeye çıkarmak mecburiyeti vardır. Ortadan ikiye ayrılmış siyasi kampların gevşemesi ve her iki tarafın da kendini iyi hissetmesi için başka yol yoktur. Türkiye’nin yapabileceği bundan daha büyük reform da olamaz. Tabii maksat, her tarafa yayılan korkuyu ve gelecek endişesini gidermekse…  

Yeni seneden umudum ve temennim demokratik hayatın gelişmesine dair tahminlerde yanılmaktır. Şöyle sağlam bir yanılsak da demokrasi, adalet ve diğer güzel kelimeler vaat olmaktan çıkarak hayatın merkezine otursa. Hayırlısıyla, hep birlikte yanılırız inşallah… 

  • Abone ol