İktidar son günlerde biraz daha yükselen gerilimi yönetmekte, bir vakitler işine yaradığına inandığı yanlış bir analize dayanıyor ve güveniyor. Ama son sözü baştan söyleyelim. Ülkede havanın ağırlaşması, kasvetli hale gelmesi ve her bahanenin gerilime kaldıraç olması, bunu murad edene yaramaz. İktidar, her sözden bir fırsat üretmek, her itirazı bastırmak namına yaptığı hamlelerden fayda devşiremez. Huzursuzluk en ziyade iktidara kaybettirir. “Bugüne kadar iyi oluyordu, sertlik, öfke ve bastırma çok işe yarıyordu” diyenler de artık bu metodun ömrünü tamamladığını anlasalar iyi olur. Vak’a ne olursa olsun hikayesi iktidar tarafından yazılan hikayelerin eskisi kadar alıcısı kalmadı. Kalsaydı, hikayelerin en bekalısı, en dış güçlüsü, en karanlık senaryolusunun yazıldığı yerel seçimlerde o büyük kayıp yaşanmazdı. Aşikar ki klasik denklem artık eskisi gibi garantili sonuç vermiyor, bilakis tersine çalışıyor.     

Boğaziçili gençlerin protestosunu ezmek veya söylenen lafın başına sonuna bakmadan içinde darbe geziyor diye her konuşana takip yazmak, belli ki eski alışkanlık ama asla bugünün modası değil. Yakın tarihin en kötü hukuk, fikir, ekonomi, eğitim rakamlarıyla boğuşan bir ülkede gerilim hiçbir problemi örtmez; probleme problem katar. Yeni alışkanlık edinmek mümkün değilse bile eski alışkanlıkları acilen bırakmakta fayda var.  

Türkiye’nin meseleleri laf kalabalığıyla, polis kuvvetiyle, yargı gücüyle çözülebilmiş olsaydı bugün gerçekten uçuyor olurduk. En alasını yapıp duruyoruz, devlet gücünü millete hissettirmenin zirvelerinde dolaşıyoruz lakin her sahada gerileme devam ediyor. Nasıl ekonomiyle, sağlıkla, dış politikayla o dili konuşmadan mucize başarılar beklemek faydasızsa; akademiyle, fikirle, gençlikle de onların dilini konuşmadan zerre mesafe kat etmek mümkün değildir. Hatada ısrar Türkiye’ye zaman, kaynak ve enerji kaybettirir, iktidara da sempati ve güç…  

Kavramakta büyük fayda var. Bu ülkenin yetişkinleri gibi gençleri de farklı fikir sahibi, farklı görüşlerden gelen insanlardır. Akılları başlarındadır, kimsenin maşası olmazlar ve ülkeyi yöneten kadrolardan da daha az akıllı değildirler. Bu hakikati ıskalamaktan kurtulmanın ve gerilim olsun da ne olursa olsun demekten vazgeçmenin vaktidir. Gerilimin dozu arttıkça iktidarın sadece sempatisi azalmıyor, çok itimat ettiği gücü de eksiliyor. Bastırmak, yasaklamak, susturmak, konuşturmamak mümkün ama bundan siyasi ve moral fayda temini artık imkansızdır. İnsanların dikkatini dağıtmak da…   

İster Boğaziçi Üniversitesi problemi olsun, ister SMA hastaları kampanyası, ister darbe ve başörtüsü furyasını tetikleyen ifade özgürlüğü meselesi… Tıpkı ekonomik kriz gibi, tıpkı yargı problemi gibi… Herhangi bir meselede iktidarın hedefi galibiyetse, bunun tek yolu o problemleri çözmektir. Şimdiden sonra ne dış güçler bahanesi işe yarar, ne karanlık tezgah senaryosu.

Zaten yeterince sıkıntısı olan ülkede yeni problemler ve dertler biriktirmenin manası yoktur. Sinekten yağ çıkarır gibi problem aramanın hiç lüzumu yoktur. Başkanlık sistemi, biriken problemlerin altında ezilen, üzerine de yenilerini ekleyen bir sicile koşarken, sistemin sahibi yöntem değiştirmeyi düşünmelidir. Makulü, sağduyuyu, ortak aklı; yani basit olanı, yani her zaman en iyi netice veren yolları tercih etmeyi gecikmeli de olsa denemelidir. 

  • Abone ol