Merkez bankalarının görevi fiyat istikrarı sağlamaktır; yani enflasyonla mücadele sorumluluğu taşırlar. Bizde de kuralların, sorumlulukların ve dolayısıyla işlerin birbirine karışmış olması bir yana Merkez Bankası hâlâ öncelikle bu görevi taşımaktadır. Fiyat istikrarında belirleyici enstrüman olan politika faizi konusunda Cumhurbaşkanı’nın malum teorisi ve malum başarısızlık bir yana Türkiye’nin hem enflasyon hem de kur meselesi alarm düzeyinde seyretmektedir. Bilindiği gibi, geçtiğimiz senenin hiç inandırıcı olmayan rakamlarına göre yıllık enflasyon yüzde 14.60 ilan edilmişti. Böylelikle, geride kalan dört yılı çift haneyle tamamlamış olduk.  

Enflasyon hesaplaması bilimsel bir tekniğe dayanır ve şeffaf olan ülkelerde bu hesap üzerinde spekülasyon yapılmaz. Bizde ise, çarşı pazardaki çıplak gerçek karşısında kamu idaresinin ilan ettiği tablo sadece spekülasyonla izah edilebilir ama bunu da geçelim. Çünkü mesele daha derindir.  

Geçen yıl ilan edilen enflasyon bizi dünya liginde 15’inci sırada gösteriyor. Bizden daha kötü olan ülkelerin adını yazmayalım, ayıp olur. Bizim 14.60’ı bulduğumuz 2020’de dünyanın enflasyon ortalaması ise yüzde 2.8’dir. ‘Bu ortalamayı yükselten ülkelerden biriyiz’ dersek ne kadar önemli olduğumuz anlaşılır. Öte yandan, bizi hem bölmeye çalışan hem de kıskanan Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama enflasyon geçtiğimiz yıl yüzde -0.3 olmuştur. Yine, ülke ülke detay vermeyelim de moraller bozulmasın. Ama şunu söyleyebiliriz, gelişmiş dünyada artık enflasyon diye bir şey kalmadı. Enflasyon artık, kötü yönetilen ve kötü yönetimden çıkış için yol bulamayan ülkelerin meselesidir. Gerçeğin bu kadarını duymaya tahammül edebiliriz sanırım. 

Gelelim önümüzdeki döneme… 

Fiyat istikrarından sorumlu olan Merkez Bankası’nın yeni başkanı Naci Ağbal geçtiğimiz hafta bir açıklama yaptı ve 2021 enflasyon hedefini yüzde 9.4 olarak ilan etti. Devamında da faiz indirimine gidilmeyeceğini söyledi. Önceki ekonomi yönetimiyle kıyaslandığında hiç olmazsa gerçekçi olduğu için yeni bakan ve yeni Merkez Bankası Başkanı’nın bu sözleri piyasalar tarafından ciddiye alındı ve hatta kur bile bir miktar düştü. Ağbal, sadece ciddiye alınmadı, ilan ettiği hedef memnuniyet de yarattı.  

Dünyada enflasyon biterken, yüzde 9.4’ü benimsemek zorunda kalan hatta buna sevinen bir ekonomi… Başkanı suçlamıyorum zira Türkiye’nin göz göre göre eklenen yanlışlar zincirinden sonra gelip demirlediği yer burasıdır. Tutup tutmayacağı veya dürüstçe hesaplanıp hesaplanmayacağı belli olmasa bile yüz de 9.4’lük enflasyon hedefinin olumlu gelişme muamelesi görmesi ülke adına acizliktir. Razı olduğumuz seviye gerilemenin, vizyon kaybının ve kötü yönetimin tabelasıdır. Yıllarını boşa harcayan, fırsatları kaçıran, kendi içindeki kavgadan ve seçim çıtasından başka hiçbir gerçek hedefi olmayan bir ülkenin hazin hikayesi bu hedefte ve bu hedefin gördüğü çaresiz iltifatta saklıdır.  

Büyük, güçlü, lider ülke diye kendi kendimize propaganda yaptıktan sonra liderliği sadece ülkenin başını öne eğdiren listelerde görebilmek hazindir. Bu hazin manzara beraberinde okunması gereken hukuk, eğitimi, şeffaflık, yolsuzluk ve basın özgürlüğü gibi tabloların kaçınılmaz sonucudur.   

Değer ve verimlilik toplumları, slogan atar, tafra yağdırır, hamasete sarılır ve sonuçta “Daha kötüsü olmasın, buna da şükür” demeye mecbur kalır. Bugün biz o toplumuz…   

  • Abone ol