Sadece gündem değiştirmeye ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tabiatı gereği yüzde 50+1’i korumaya odaklı siyasetin sayılamayacak kadar çok mahsurları vardır. Sadece şu anda yaşamakta olduğumuz gibi iktidarın, gizli ve tek taraflı bir koalisyona mecbur kalmış olması bile sistemin sıkıntısını izaha yeter. Çoğunluk hissesi, kendisini ayakta tutmanın tek garantisi olan azınlık payının kontrolüne geçmiş durumdadır. Koalisyon hükümetlerinde iki ortağın taleplerinin hükümet icraatına müştereken yansıması normaldir ama bu modelde bir koalisyon protokolü de yoktur. Mevcut iktidar gerçekte bir koalisyondur ama adı zinhar öyle değildir. AK Parti, MHP’ye mecbur ama bu mecburiyet hangi boyutta belirsiz; MHP, AK Parti icraatlarından ne kadar sorumlu, o da belirsizdir. Bu muğlaklık iktidarın hem gücü hem gizemi hem de zaafı olarak büyüdükçe büyümektedir.  

Kararların tek kişi tarafından verildiği sistemlerde içe kapanma, anlaşılmazlık ve sürprizler kaçınılmazdır. Türkiye şimdi bunu yaşamaktadır.  

İşler yolunda gitmedikçe daha şaşkınlık veren işler görürüz, buna da şaşırmayalım. 

Sistem, yaşamakta olduğumuz günler üzerinde karartma uygularken aynı zamanda geleceğe dair hedefleri, tasarımları ve umutları da belirsizleştirmektedir.   

Bu ülkenin bir gelecek planı var mı? Yakın ve uzak gelecekte Türkiye nerede olmayı istiyor ve hak ediyor? Ekonomiden akademiye, kültürden sanata, dış politikadan hukuka kadar, içeride ve dünya sahnesinde olmayı hayal ettiğimiz bir seviye var mı? Bu sorulara cevap verebilmek mümkün değildir. 2023 hedefleri gibi aslında makul sayılabilecek hedeflere ulaşmayı bile başaramayacak noktaya gelen bir ülke ne yazık ki önüne hedef koyabilmek imkanını bile yitirmiştir. Çünkü, herhangi bir hedefe ulaşabilmenin yolu önce makul olmaktan, ortak bir duygu taşımaktan ve en başta da gerçekti olmaktan geçer. Yoksa, 2023 derken 2013’ü bile yakalamazsınız.   

Çünkü bu ülke makulü, ortak iyiyi ve bilhassa gerçekçiliği kaybetti.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta şöyle bir sosyal medya mesajı yayınladı: 

“Türkiye’yi tarihi zaferlere ulaştırma mücadelemizde yanımızda yer alan herkese yüreğimiz de kollarımız da kapımız da ardına kadar açık. Daha gidecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var. Geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sini inşallah hep birlikte inşa edeceğiz.” 

Heyecan verici ama bizatihi Erdoğan’ın izlediği siyasete nisbet edildiğinde çelişkili bir paragraf... Cumhurbaşkanı, ülkenin en az yarısını -şimdi de Boğaziçili öğrencileri ve onlara destek verenleri- çeşitli sebeplerde dışladıktan sonra kimden destek bekliyor ve kapıyı ardına kadar kime açıyor olabilir? Dışladığı kitlelerin dışında kalanlar zaten o kapıdan çoktan girdiler. Hal böyleyken, kutuplaştırılmış ve yarısı ötekileştirilmiş topluma hitap eden çağrı ne işe yarar?  

Peki, 18 yıldır sayısız fırsat dönemi varken kurulamayan büyük ve güçlü Türkiye için şimdi yeniden, bir kez daha neden destek gerekiyor? Hangi hedefler için, hangi modelle ve hangi kadrolarla kurulacak o büyük gelecek, tahmini olan var mı?  

Sadece koalisyona dahil olanların geleceği midir, ülkenin geleceği? Gerisi illet, zillet, terörist, hain, işbirlikçi olarak mı kalacaktır?   

Yanlış bir sistemin üzerine hatalar birikmeye devam ediyor. Eklenen her hata, gerilimi çoğaltıyor. Türkiye, büyük ve güçlü olma yolunda değil, aksine her adımda o yoldan uzaklaşıyor. 

Güzel sözler ve sloganlar kaybedilen zamanı, enerjiyi ve gerçeği değiştirmiyor. 

  • Abone ol