• 15.05.2012 00:00

 

Ahmet Muhtar Sökücü/ Alaiddin Taş: Solda derin devlet ortaya çıkacak

Bizim günahlarımız az değil. Sol geçmişiyle yüzleşmeli. Ama devlet de yaptıklarıyla yüzleşsin! Derin devlet bu ülkede her toplumsal muhalefete müdahale etti. Şimdi soldaki derin devletin yüzü de ortaya çıkacak.”

“Batı, Moskova ve Pekin’i ayrıştırmaya çalıştı. Ajan faaliyetlerinde de bulundu. Afrika kurtuluş hareketleri Sovyetçiydi. Karşısında Maocu gruplar oluşturulmaya çalışıldı. Angola’da da oldu bu. İçinden Amerikalılar çıktı.”

“Biz, eskiden her şeyi devrimle çözeceğimizi söylerdik. ‘Şu sorun var’ dediklerinde, ‘Sen merak etme devrim yapacağız, o sorun da o zaman halledilir’ derdik. Her şeyi ertelemektir bu! Bizde sol hâlâ bu hatanın içinde.”

***

NEDEN AHMET MUHTAR SÖKÜCÜ VE ALAİDDİN TAŞ


Siyaset bilimci ve tarihçi Halil Berktay’ın başlattığı 1 Mayıs tartışması büyük bir yankı uyandırdı. 35 yıl önce yaşanmış bir olayın böyle büyük bir hararetle tartışılması, aslında solun biraz kırılgan ve utangaçça da olsa herkesin önünde tartışmaya hazır olduğunu gösteriyor. Tartışma, 1 Mayıs’la başladı ama gerçek tartışma daha derinlerde. Solun kendi tarihiyle, hatalarıyla, yaptıklarıyla yüzleşip, belki de “yeniden doğmasının” sancısı bu. Sol belki bütün bu konuları daha önce kendi içinde konuştu, tartıştı, özeleştirisini yaptı ama bunlar hep bir iç konuşma olarak kaldı, kendi yayın organlarında, bloglarında ve ortamlarında gerçekleşti. İlk kez bu tartışma 
Taraf gibi çok çeşitli kesimlerin okuduğu bir platformda yapılıyor. Biz de bu hafta bu konuyu ele aldık. Hem yaşanan 1 Mayıs tartışmasına tanıklıklarıyla katkıda bulunabilecek, hem de solun geçmişiyle hesaplaşabilecek iki isimle bu konuyu tartıştık. Ahmet Muhtar Sökücü ve Alaaiddin Taş, o dönemde İGD’nin iki yöneticisiydi. Onlarla, 1 Mayıs’ı ve solun o zamanki durumunu, örgütler arasındaki ilişkileri ve çatışmaları tartıştık. 1970’lerin İlerici Gençler Derneği Genel Başkanı olan Ahmet Muhtar Sökücü. 1980 darbesinden sonra yurtdışına gitti ve on bir yıl Fransa’da siyasi mülteci olarak yaşadı. Vatandaşlıktan çıkarıldı. Ancak 1992’de Türkiye’ye dönebildi. Alaiddin Taş ise 1980 öncesi İGD Genel sekreteriydi. Dokuz yıl İtalya’da siyasi mülteci olarak kaldı. 1990’da Türkiye’ye döndü.

***

-2-


Ahmet Muhtar 
Sökücü ve Alaiddin Taş’la yaptığımız konuşmanın birinci bölümünü dün yayımladık. Konuşmayı bugün tamamlıyoruz.

 

TKP ile Maocular arasında böylesine ölümüne bir kavga çıkmasının nedeni neydi?

AHMET MUHTAR SÖKÜCÜ: Global bakmak lazım buna. 1968’den sonra dünyada gelişen duruma bakmak lazım. O dönemde Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeler Çin’le ayrıştılar. Çin, Arnavutluk’la birlikte karşı konuma geçti. Bu durum, çok güçlü bir ideolojik savaşa yol açtı. Öyle ki bu çatışma Latin Amerika’dan Afrika kıtasına kadar dünya çapında yaşandı. Afrika ulusal kurtuluş hareketlerinin içinde bile farklı örgütlenmeler ortaya çıktı. Başta Amerika olmak üzere Batı dünyası, bu ayrılıktan yararlanmak için belirli çabalara girdi. Batı, Moskova ile Pekin’in ayrışması için çaba harcadı.


Ne yaptı? Ajan faaliyetlerinde mi bulundu?

SÖKÜCÜ: Evet, ajan faaliyetleri de var. Şimdi Amerika’da yeni yeni açıklanıyor bunlar. 1970’li yıllarda, Pekin’le Washington’un, Sovyet Bloku’na karşı daha yakın ilişkiler içine girmesi gerektiğini söylüyorlar.


Anlamadım... Amerika, Çin’le Moskova’nın ayrışması ve çatışması için, kendi ajanlarını diğer ülkelerin solunun içine mi soktu diyorsunuz?

SÖKÜCÜ: Bundan yararlanmış olabilir. Ajanlarını da sokmuş olabilir. İki kesim arasında ideolojik ayrılıkların kanlı bıçaklı hale gelmesi için çabalar, kışkırtmalar var. Bu ayrılıklar, Latin Amerika’da da oldu. Afrika’da da oldu. Afrika ulusal kurtuluş hareketleri Sovyet yanlısıydı. Ona karşı Maocu gruplar oluşturulmaya çalışıldı. Angola, Mozambik’te yaşandı bunlar. Bunun içinden Amerikalılar, Batı çıktı! Ben şunu söylemek istemiyorum tabii ki... Biz kendi ülkemizde, Maocu düşünceye, sol radikal örgütlere giren arkadaşlar, büyük çoğunluk olarak hepimiz iyi niyetliydik.


Ajan yok muydu sol gruplarda?

SÖKÜCÜ: Hepimizin içinde vardır ajan. Ajan olur. Bilgi almak ya da yönlendirmek için örgütün içine girerler. Ajanlık faaliyeti böyledir. Ama genel kitle olarak bu hareketlere giren insanlar iyi niyetle bu ülkeyi dönüştürme çabasındaydı.

ALAİDDİN TAŞ: Sol örgütlerin içinde ajan vardı tabii. Olmaması tuhaf olur.


Niye tuhaf olur?

TAŞ: Çünkü devlet böyle bir yapıyı, örgütlenmeyi sempatiyle karşılamaz. Kimi zaman bilgi toplamak için bunu yaparlar. Kimi zaman da onlara silah verir, kışkırtırlar. Bütün istihbarat birimleri bunları yaparlar. Kendi adamlarını liderlik kademesine kadar yükseltirler. Unutmayın... Amerikan Komünist Partisi’nin tepesine kadar çıktılar böyle. Başka ülkelerde de oldu bunlar... MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifadeye çağırılmasıyla ilgili açıklama yaparken şunu söylemedi mi? “Biz istihbarat örgütüyüz. Bizim her örgütten bilgi alma, her örgüte sızma, her örgütle yakın temas içinde olma görevimiz var. Biz ‘devleti korumak’ için görevliyiz” demedi mi? Anlayacağınız, bir örgütün yapısına doğrudan müdahale etmek, onu karıştırmak, yönetmek ya da o örgütü kışkırtmak gibi örneklerin olduğu doğrudur.


Peki, sol gruplar kime karşı silahlanıyorlardı. Devlete karşı mı, birbirlerine karşı mı, ülkücülere karşı mı?

TAŞ: Şunu unutmayalım. Silahlı mücadeleyi önde tutan sol örgütler elde ettikleri her silahı, kendi iktidarları ve gelecekleri için kullanmaya çalıştılar. Bu silahları kimi zaman Ülkücü hareketle çatışmak için kullandılar, kimi zaman da diğer sol hareketlere karşı kullandılar. Bazen de MİT’in, kontrgerillanın, derin güçlerin provokasyonlarına karşı kullandılar. Mesela Maraş’taki katliam derin güçlerin çok büyük bir provokasyonuydu. Bu provokasyonu yapanlara karşı da silahları kullandılar.


Sol grupların ve partilerin militanlarının elindeki o kadar silahı kim denetliyordu?

TAŞ: Kim denetleyecek ki... Tabii ki denetlenmiyordu. Devletin aynı silahı farklı örgütlere kullandırdığı ortaya çıktı daha sonra. Aynı silahla soldan da Ülkücü hareketten de insanlar öldürüldü böylece. Derin güçler bu işlerin içinde olduğu müddetçe, bu provokasyonlar nerede, kime karşı yapılır ya da bu silahlar nerede, kime karşı kullanılacak bilmek zordur. Ancak derin yapı bilir bunu.


Sol grupların arasına devlet ajanları ve kontrgerilla sızmış mıydı, o gruplarda böyle bir kuşku var mıydı
?

SÖKÜCÜ: Sadece solda değil, sağda da bu kuşku vardı.

TAŞ: Ülkücü hareket de bu kuşkuyu itiraf etti. “Aramıza bazı insanlar sokuldu, onlara silah verildi” dedi. Sivil silahlı insanlardan oluşan paramiliter güçler vardı. Onları kim organize etti, kim kullandı, kim eğitti? Bunlar, ne zaman, nerede, neyi patlatacakları bilinmeyen insanlar! Spor Akademisi’ndeyken 71 kilo Türkiye Boks Şampiyonu olan Sait Ulusoy öldürüldü. Neden öldürdüler biliyor musunuz?


Neden?

TAŞ: Okulda benimle birlikte yürüdüğü, hareket ettiği, beni sevdiği için öldürüldü. Hiçbir politik görüşü yoktu. Onu önce, “Alaiddin komünist. Onunla birlikte yürüme” diye uyarıyorlar. Bu çocuk ensesinden bir kurşunla Aksaray’da belediye otobüsünden inerken Alpaslan Alpaslan tarafından öldürüldü. Bu adam sıradan biri değil.


Kim bu adam?

TAŞ: Şoförü ve polisi de vurdu o. Yakalandı, cezaevine konuldu. Sonra Ağca gibi cezaevinden kaçırıldı. Spor Akademisi’nde öğrenci bürosunda 30-35 kişi çalışıyordu. Bunların çoğu gidip değişik eylemlere katılıyorlardı ve sonra tekrar akademiye dönüyor, memur olarak çalışıyorlardı. Bir güç bu! Devletin nerede, kimi kullanacağını kestirmek zor. Solda da benzer insanlar olabilir.


Sol gruplar, kendi aralarında yaşanan silahlı çatışmaların kimin işine yarayacağını düşünüyorlardı
?

SÖKÜCÜ: Terör ve terörün artması, faşizme giden yolu döşüyordu. Nitekim sonra darbe geldi. Biz o dönemde dergimizde çok ilginç bir araştırma yaptık. Terör eylemlerinin gün gün dökümünü ortaya koyduk. Yani terörün grafiğini çıkardık. Aynı dönemde Meclis’te alınan baskıcı kararlarla ve Ceza Kanunu’nda yapılan ağırlaştırmalarla bu grafiğin çok denk düştüğünü gördük.


Nasıl bir paralellik vardı?

SÖKÜCÜ: Birtakım askerî kararlar, Ceza Yasası değişiklikleri hep öldürme, yaralama, saldırı eylemlerinin yapıldığı günlere denk geliyordu. Terör tırmandırılıyor, ölü sayısı artıyor ve Meclis’te yasalar değiştiriliyor, askerî kararlar alınıyordu. Biz bu sonuçları dergimizde ancak iki sayı yayımlayabildik. Dergiye hiç yaşamadığımız bir yıldırıcı baskı geldi. Polis baskını oldu.


Sol grupların militanları genellikle kimlerden oluşuyordu
?

TAŞ: Öğrencilerin yanısıra işsiz gençler de vardı bu gruplarda. İşçi gençlik ise TKP-İGD çizgisinde daha ağırlıktaydı.


O gün Taksim’e girmeye çalışan örgütlerden biri de Aydınlık mıydı?

TAŞ: Taksim’e gelmeme kararı almışlardı ama o gün değişik grupların içinde yer aldılar onlar.


Bu örgütün lideri bugün Ergenekon’dan yargılanıyor, bu tesadüf hakkında ne düşünüyorsunuz
?

TAŞ: Bu ülkede vesayetçi derin güçler, Türkiye’yi harap etmek, demokrasiyi yok etmek istiyor. Dolayısıyla bu Ergenekoncu yapı içinde asker, sivil, aydın, gazeteci, bilim adamı, akademisyen, sağ veya sol kim olursa olsun bu insanların üzerine gitmek ve bir daha böyle bir şeye tevessül etmemeleri için onları deşifre etmek lazım.


Peki, silahlanmış grupların, “provokasyona çok açık” bir hale geldiğine dair hiçbir endişe bulunmuyor muydu sol örgütlerin liderlerinde
?

SÖKÜCÜ: Bende her zaman bu endişe vardı. 1970’te 12 Mart’ı yaşamış olan Dev-Genç’ten gelen arkadaşlarda da bu endişe vardı. Ama sol gruplar genelde bu süreci “devrime gidiliyor” diye değerlendiriyorlardı. Mücadelenin yükseltilmesi gerektiğine inanıyorlardı.

TAŞ: “Artık devrime gidiyoruz, her an her şey olabilir” düşüncesiyle, onlar için ne provokasyon önemliydi ne de derin güçlerle karşı karşıya gelmek. “Devrim yolunda her şey olur” diyorlardı. “Devrim yolunda engel olan herkesle çatışılır” fikri vardı.


Peki... Onca paraya, sendikaya, örgüte, yayın organına, dış desteğe rağmen neden sol kesimden kuvvetli bir siyasi parti çıkamadı o dönemde
?

SÖKÜCÜ: 1960’larda TİP 15 milletvekili çıkardı ve önü kesildi. Yeni gruplar ortaya çıktı, parçalanma oldu. Bunları kim, niye, hangi amaçla çıkardı?

TAŞ: Ayrıca sol hareketin, her zaman genel mantık itibarıyla elit bir küçük azınlığın darbeci zihniyetine hâkim olmuş cuntacı bir anlayışı vardı. “İktidarı kısa yoldan, silahlı devrim ya da kurtarılmış bölgelerle nasıl ele geçiririz?” düşüncesi vardı. Dolayısıyla halkı anlamak, halka inmek, onu sabırla dinlemek, onun dertlerine çare bulmak, devrimci mücadele için çok zor işlerdi ve vakit kaybıydı. Solun başarılı olmamasının en büyük nedeni halkla bütünleşememesidir. Bu TKP ve İGD için de böyleydi. Biz güçlü bir harekettik ama bizim için de böyleydi bu. Biz, Beria Önger’i bağımsız senatör adayı olarak seçimlere soktuk.


Sonuç ne oldu?

TAŞ: Anlatacağım. Yani biz seçimlere girdik. Beria Önger İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Genel Başkanı’ydı. TKP tarafından desteklendiği sır değildi. Cümle âlem biliyordu. Seçim komitesinin İstanbul’da girmediği mahalle, sokak kalmadı. Onlarca toplantı yapıldı. Komitede kimileri, “Niye sadece tek aday gösterdik? Zaten seçilecek. DİSK’in 500 bin üyesi var. İGD ve İKD olarak bizde de şu kadar üye var. Biz birkaç Beria daha çıkartırız” dediler. İstanbul’da beş bin sandığa görevli koyduk. Seçim bitti, oylar sayıldı, 23 bin 500 oy çıktı.


Anladım... Siyasileşemeyen, kitleselleşemeyen ama silahlanan bir sol hareket hakkında ne diyorsunuz?

TAŞ: Şimdi de 60 küsur parti var. Bunun 30 küsuru sol. Toplasan hepsinin oyu yüzde 1’i bulmuyor. Burada sıkıntı sadece silah değildir. Sol, bu ülkeyi tanımada sıkıntı yaşıyor. Kendi ülkesini, kendi halkını, kendi dertlerini tanıyamıyor. Çünkü halkın içinde bizzat yaşayarak, o dertlere muhatap olarak bir çözüm aramıyor.


Onun yerine ne yapıyor?

TAŞ: Kestirme yoldan bu işi bitirmek istiyor. O da olmuyor. Biz, eskiden de her şeyi devrimle çözeceğimizi söylerdik. “Şu sorun var” dediklerinde, “merak etme devrim yapacağız, o sorun da o zaman halledilir” derdik. Her şeyi ertelemektir bu! Sol hâlâ bu hatanın içinde. İnsanlara inandırıcı gelmiyor sol. Bir işçinin maaşını arttırmak için çaba harcamıyorsanız o işçi sizi dinlemez. Onun evinde ekmek bekliyorlar. Çocuğu ayakkabı bekliyor. Biz, onun bu ihtiyaçlarını küçümsedik. Çünkü sol genellikle Kemalist hareketin etkisinde gelişti. Sol, Türkiye İşçi Partisi’nin ortaya çıkışıyla 1960’larda Marksizm’le tanıştı.


O zaman ne yaşandı?

TAŞ: Solun ilk parlamenter sistem deneyimi yaşandı ve çok daha başarılı oldu. Ama o dönemde milli bakiye dedikleri nispi seçim sistemi vardı. O seçim sistemi içinde TİP yüzde 3- 3,5 oyla 15 milletvekili çıkardı. Şimdi yüzde 10 oyla parlamentoya giriliyor. Sol grupların hepsini toplasak ve 20-30 yıl çalışsak biz hâlâ yüzde 10’u bulamayız. Demek ki hiçbir zaman parlamentoda temsil edilemeyiz. İşte bu durum ister istemez sol gruplarda, “bu iş parlamentoyla, bu yasalarla olmaz” düşüncesini yaratıyor. Bu yüzden de daha kestirme bir yol deniyor olabilirler. Bu düşünce ve politika eskiden de vardı ve maalesef hâlâ var.


Silah-siyaset ilişkisi örgüt yöneticileri arasında hiç tartışıldı mı o dönemde? Neden silahın siyasetin önüne geçtiği hiç sorgulandı mı
?

TAŞ: Sol gruplar yıllar önce ideolojik bir özeleştiri yaptılar. Silahı bırakan, siyaseti öne çıkaran ideolojik değişim bütün sol gruplarda yaşandı. Ortak partilerde birleştiler. Sosyalist Birlik Partisi’nde, Birleşik Sosyalist Parti’de, ÖDP’de pek çok insan yer aldı. Bu, geçmişe karşı bir özeleştiridir aslında.


Kitleselleşemeyen, partileşemeyen ama silahlanan sol örgütlerin devlet tarafından manipüle edilme ihtimali bulunur mu
?

SÖKÜCÜ: Böyle bir örgütlenme herşeye açıktır. Manipülasyon da, provokasyon da çıkar bundan. Toplumu değiştiren, katkı sağlayan hiçbir şey çıkmaz bundan.


Devletin solun içine sızmış olabileceğine dair hiç kuşkunuz oldu mu
?

SÖKÜCÜ: Oldu tabii. Bütün ülkelerde devlet sızdı zaten.


12 Eylül’ün gerçekleşmesinde ve kitlelerin desteğini kazanmasında solun hatalarının da bir rolü olabileceğini düşünüyor musunuz?

TAŞ: Düşünüyorum. Sol iyi niyetle bir şey yapmaya çalışıyordu ama o kadar kaos ve şiddet ortamına sürüklendi ki, en yakını olan annesi babası bile ondan uzaklaştı. Şiddete çok girdiğinizde manipüle edilme ihtimaliniz çok daha yüksektir tabii. Sol da kendini bu yanlışın içinde buldu. Bunu da açıklaması lazım. Ama bu arada...


Evet...

Devletin 12 Eylül ortamını hazırlamadaki rolünü de unutmamalıyız. Bu olaylarda askerin, istihbarat güçlerinin, kontrgerillanın büyük payı var. Bu olayları sola yıkmaya kimsenin hakkı yok. Sol şiddet ortamına sürüklendi ama... Devlet öyle bir yapı oluşturdu ki. Başbakan, “Kimse bana ülkücüler cinayet işledi dedirtemezsiniz” diyordu.


Dönemin başbakanı Demirel söylüyordu bunu...

TAŞ: Oysa biz biliyorduk ki bu cinayetler ve örgütlenmeler vardı.

SÖKÜCÜ: 12 Mart’tan önce Maraş’ın köylerinde sağcı komando eğitiminin yapıldığı kamplar vardı. Bu tür hazırlıkları yapan paramiliter örgütler vardı.

TAŞ: Zaten hatırlayın... Dönemin İstanbul Birinci Ordu Komutanı “Ortalık biraz daha ısınsın, pişsin diye biz bekledik” dedi. Bu ortamda, elbette solu da bir yanlış istikamete zorladılar, sıkıştırdılar. Sol hem kendini korumak, hem iyi niyetli amaçlarını gerçekleştirmek için yanlış bir yol seçti. Maalesef kitleden koptu, uzaklaştı.


Sol, o dönemle ilgili geniş bir özeleştiri yaptı mı?

TAŞ: Solun önemli yöneticileri ortak bir sol platformda silahın şiddetin dışlandığı bir ortamda biraraya gelmeyi başardılar. Bu küçümsenmemeli ama sol, geçmiş dönemde tabii ki hatalar yaptı.


En büyük hatalar neydi?

SÖKÜCÜ: Parçalanmayı, bölünmeyi ve gruplar arasındaki sürtüşmelerin derinleşmesini önleyici daha büyük çabalar göstermeliydik. Kendisiyle en yakın düşünceleri olan gruplar, partiler, insanlar bile biraraya gelemediler. Farklılıklarımızı kabul edip yan yana duramadık.

TAŞ: Ben bir örnek vereyim.


Evet, buyurun...

TKP, TİP ve TSİP, o dönemde birbirine yakın üç partidir. Bunların gençlik örgütleri İGD, SGB ve Genç Öncü olarak biz biraraya geldik. 12 Eylül’ün sesi geliyordu. Gençleri darbeye karşı birlikte davranmaya çağıracaktık. Örgütlerimiz kapanmıştı, Barış Derneği’nde toplandık. Bu hikâyeyi anlatırken bugün bile dehşete düşüyorum. Bildiriyi hazırladık, tartıştık, tartıştık, tartıştık ve bir noktada durduk.


Hangi nokta bu?

TAŞ: Tahmin bile edemezsiniz. Bildiride mücadele mi diyeceğiz, savaşım mı diyeceğiz. Yok, mücadele seni çağrıştırıyor. Yok, savaşım öbürünü çağrıştırıyor diye, biz bir tek kelimede bile anlaşamıyorduk. Gerisini siz düşünün. En akıllı olduğunu düşünen üç örgüt bunu yapıyor. Bizim günahlarımız da az değil. Bu hataların bedeli çok ağır oldu. Bunu hem sol ödedi, hem de Türkiye muhalefetsiz kaldı.


Sizce bugün 1 Mayıs tartışmalarını kapatmak mı yoksa daha derinlemesine sürdürmek mi sol hareketin geleceği için daha yararlı olacak?

TAŞ: Sol kendi geleceği açısından tarihini tartışmalı ve kendisiyle yüzleşmeli. Demokratik tutum açısından bu tartışmalar çok önemli. Ama devlet de yaptıklarıyla yüzleşsin! Eğer sol, çatışmacı olduysa... Demokrasiyi bir kenara iterek kestirme yollara, silahlı tercihlere girdiyse... Bu, derin güçlerin, militer-vesayetçi zihniyetin yarattığı bir sonuçtur. O yapının istediği buydu. Biz de maalesef buna yol açtık. Bir de şu var...


Ne var?

Bu devletin yaptığı gizli her şey ortaya çıkarılmalı. Ancak o zaman 1 Mayıs’la ilgili tartışmaların bir anlamı olur. Eğer bu tartışmalar bizi hırçınlaştırıp, yeni bir saldırgan kültürle birbirimizi suçlama noktasına götürecekse, bundan kimseye bir fayda çıkmaz. Şu anda Taraf’ta ve internet sitelerindeki tartışmalar sağlıklı değil.


Geçmişi konuşmadan, geçmişle yüzleşmeden demokrat olmak mümkün mü?

TAŞ: Elbette geçmişini tartışmayan, tarihiyle yüzleşmeyen dinamik bir hareket demokrat olamaz ve kendi gerçeğini yansıtamaz. Elbette sol önce demokrat olacak, konuşacak ve tartışacak. Ama Taraf da bu tartışmalarda tartışmanın bir tarafı değil, “olayın tartışılmasının tarafı” olacak.


Sol kendi geçmişiyle yüzleşirse hangi hatalar ortaya çıkacak?

TAŞ: Şiddetin kabul edilemez bir yol olduğunu herkes görecek. Soldaki derin devletin yüzü ortaya çıkacak. Biz bu kadar acı çektik, hayatlarımızı feda ettik, bedel ödedik. Solun yüzde 99’u iyi niyetli insanlardı. Yurtsever insanlardı. İşkencelerden, tezgâhlardan geçtiler. Neler çekti bu kuşak! Derin devlet sadece sola değil, bütün toplumsal muhalefete müdahale etti. Bu konuda ne kadar suç varsa ortaya çıkmalı. Ben İGD’nin eski Genel Sekreteri’yim. Yaptığım her yanlışın muhatabı olmalıyım ve bu yanlışları söylemeliyim. Ben kendi üstüme düşeni yapmalıyım.


[email protected]