• 10.12.2012 00:00

 

Temel İskit: Türkiye’yi Sünniliğe sıkıştırdılar

Bir tek AK Parti Ortadoğu’yu anlamaya çalıştı ama o da yanlış anladı. Liderliği çok abarttı. Türkiye’nin Sünni destekle bölgeye hâkim olacağını sandı. Ama Türkiye oyun kurucu olamadı. Arabuluculuğu da bitti.”


“Din bazlı dış politika başarısızlığa mahkûmdur. Çünkü esnek olamazsınız ve kendinizi bir tarafa sıkıştırırsınız. Dış politikada ideolojik davranarak, Türkiye Osmanlı’ya, Sünniliğe ve Türklüğe sıkıştı.”


Bakan’ın uçağının Erbil’e inememesi dış politikada Türkiye’ye büyük darbedir. Türkiye Irak’ta tam bir Sünni politika uyguladı, Irak’ın içine karıştı, seçimde Şii başbakan adayına karşı Sünni rakibi destekledi.”

***


NEDEN 
TEMEL İSKİT


Sadece Ortadoğu alt üst olmuyor. Roller sadece Ortadoğu’da değişmiyor. Türkiye de sarsılıyor ve Türkiye’nin de bölgede konumu değişiyor. Birkaç yıl önce “arabulucu” olarak ortaya çıktığı Ortadoğu sahnesinde, şimdi Türkiye kendisi arabuluculara ihtiyaç duyan bir ülke hâline geliyor. Suriye’den gelecek bir saldırıya karşı güney sınırımıza NATO’nun Patriotlar’ı yerleştiriliyor. Türkiye hükümeti Irak semalarında uçamıyor. Bağdat yönetimi, Enerji Bakanımızın uçağının Erbil’e inmesine izin vermiyor. Peki, neden böyle bir değişim yaşanıyor? Türkiye Ortadoğu’da eski etkisini niye sürdüremiyor? AK Parti hükümeti nerede hata yapıyor? Türkiye’nin hangi politikası Ortadoğu’yu rahatsız ediyor? Suriye, Irak, İran gibi Şii ülkelerle sorunlu, Suudi Arabistan, Mısır, Katar gibi Sünni ülkelerle dost olmamız tesadüf mü? Türkiye neden Suriye’de ve Irak’ta bu kadar derinlemesine taraf oluyor? İsrail’le, İran’la, Rusya’yla ilişkiler ne durumda? Patriotlar’ın Türkiye’ye gelmesi İran’la ilişkileri zorlaştıracak mı? Suriye’ye askerî bir müdahale olacak mı? Bütün bu soruları, emekli büyükelçi Temel İskit’e sorduk ve çok zihin açıcı cevaplar aldık. Temel İskit’in Diplomasi Tarihi, Teorisi, Kurumları ve Uygulaması kitabının genişletilmiş dördüncü baskısı Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı.

***


NEŞE DÜZEL: Ortadoğu karmakarışık oldu. Bütün roller değişiyor. Türkiye, Ortadoğu’da eski etkisini sürdürüyor mu yoksa Türkiye etkisizleşiyor mu?

TEMEL İSKİT: Türkiye Ortadoğu’da giderek etkisizleşmeye başladı. Şöyle anlatayım... Arap Baharı’nın yarattığı ilk belirsizlikte Türkiye Batı’yla ilişkileri yüzünden bölgede bir istikrar adası olarak değerlendirildi ve Türkiye’ye bir ümit bağlandı. Çünkü Türkiye Batı’yla ilişkileri olan bir ülkeydi ve NATO üyesiydi. O belirsizlikte, Amerika, Türkiye’yi istikrarın garantisi olarak gördü ve Türkiye’ye bir nevi sarıldı. Fakat Arap Baharı denen süreç ilerledikçe, yeni güç dengeleri ortaya çıktı ve belirsizlik yerini, bu yeni güç dengelerine bıraktı.


Ortadoğu’da hangi yeni güç dengeleri ortaya çıktı?

Ortadoğu’ya has mezhepsel cepheler oluştu. Şii Bloku ve Sünni Bloku ortaya çıktı. Bu arada Türkiye’nin Ortadoğu’ya o kadar da ait olmadığı... Aslında Türkiye’nin kendisini zorla Ortadoğu’nun önemli ve etkin aktörüymüş gibi göstermeye çalıştığı, bölgenin kapısını zorladığı gerçeği anlaşıldı. Çünkü Türkiye’nin Ortadoğu’daki durumu yapaydı! Sonuçta Türkiye, Ortadoğu’ya ait olmadığı hâlde kendini öyle zannettirmeye ve dayatmaya çalışan bir ülke hâline geldi.


Türkiye bir Ortadoğu ülkesi değil mi?

Coğrafi olarak olabilir ama Türkiye birikimiyle bir Ortadoğu ülkesi değil. Zaten bu gerçek, Filistin meselesi gibi sınavlar başlayınca ortaya çıktı. Filistin meselesinde büyük rol oynayacağını düşünen Türkiye bir ara rol oynadı ama bu arabuluculuk rolünü bir Ortadoğu ülkesi olarak oynamadı. Türkiye bu rolü, hem İsrail’in hem de Arapların dostu olan bir Batılı ülke olarak oynayabildi. Şimdi ise Türkiye bu arabuluculuk rolünü artık oynayamıyor.


Peki, Türkiye Ortadoğu’da kendini hâlâ etkili ve önemli zannediyor mu?

Zannetmeye çalışıyor ama gerçeklerle de yüzleşmeye başladı. Mesela Hamas’la İsrail arasındaki Gazze ateşkesinde biz bütün iddialarımıza rağmen sahnede baş aktör olamadık. Başrolü Mısır aldı. Hamas’la Filistin Yönetimi arasındaki ilişkide de rol oynamaya kalktık ama çok etkisiz olduk.


İsrail’le kriz yaşayan bir Türkiye Ortadoğu’da etkili olabilir mi?

Olamaz. Başbakan ve Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin oyun kurucu olarak İsrail’e hiç ihtiyacının olmadığını, Arap ve Sünni desteğin yeteceğini ve Türkiye’nin bölgenin hâkimi ve oyun kurucusu olacağını zannettiler. Ama Türkiye oyun kurucu olamadı. Aslında Başbakan’ı Arap sokağı ve bazı Sünni yöneticiler de yanılttı. Arap halkı, İsrail’e “one minute” dedikten sonra Başbakan’ı çok alkışladı. Hükümet, imkânların ve gerçeğin ötesinde bir dış politika izledi. Türkiye’nin Ortadoğu’da gücünü ve liderlik rolünü çok abarttı. Bölgede oynayabileceğimiz rolden ötesini oynamaya kalktı.


Türkiye birkaç yıl önce Ortadoğu’da bütün ülkeler arasında arabuluculuk yapabilecek bir konuma sahipti. Şu anda neredeyse bütün güney komşularımızla sorunluyuz. Hatta hasımız. Neden böyle bir değişim yaşandı?

Böyle bir değişim yaşandı çünkü biz sadece gücümüzü çok abartmadık. Biz bölge ülkeleri arasında da taraf tuttuk. Adımlarımızı hep Sünni cepheden yana attık. Oysa dış politikada taraf olan arabulucu olamaz! Nitekim Türkiye, demokrasisi, AB adaylığı ve Batı dünyasına mensubiyetiyle bölgede özel bir konuma sahipken, taraf tutarak, bu özel konumunu kendi eliyle eritmeye başladı. Ortadoğu’da “namuslu arabulucu” olma rolünü yıprattı.


Türkiye en büyük hatayı nerede yaptı?

Suriye’de ve Irak’ta yaptı. Irak’ın iç politikasına karıştı, seçimlerde Maliki’ye cephe aldı. Onun Sünni rakibini destekledi ve Bağdat’la arayı bozdu. Suriye’de ise büyük bir telaşla davrandı. Esad’ın iktidardan gitmesi için bir nevi militan gibi davrandı. Esad’ı çok uyarmış olsa da Türkiye kendini, gücünün ötesinde kâdir hissetti. Erdoğan zannetti ki, Esad küçük kardeşi ve onun lafını dinleyecek. Aslında Türkiye, Suriye’yi yanlış tahlil etti. Suriye’de işin Esad’da bittiğini sandı, oradaki rejimin yapısını doğru tahmin edemedi. Hükümet, Baas rejiminin çok köklü bir ağa sahip olduğunu tahmin edemeyip Suriye’nin üstüne gittikçe gitti ve sonunda Suriye politikası geri tepti.


Suriye’de Baas’ın çok kolay devrilmeyeceğini tahmin etmek o kadar zor muydu?

Bakın... Türkiye bir Ortadoğu ülkesi değil. Türkiye Ortadoğu’daki oyunun kurallarını bilmiyor. Bilmediği için de hata üstüne hata yapıyor.


Türkiye’nin Dışişleri bakanlığı var. Siz de önemli görevlerde bulunmuş emekli bir büyükelçisiniz. Dışişleri, Ortadoğu’yu bilmez mi?

Dışişleri de bölgeyi bilmez. Bizim birikimimiz buna müsait değil. Burada birinci elden konuşuyorum. Biz Dışişleri olarak Ortadoğu’ya hep dışarıdan baktık. Türkiye yakın zamana kadar Ortadoğu’ya sırtı dönük bir ülkeydi. Bu yüzden bölgeyle ilgili ne Dışişleri’nde ne de entelektüel düzeyde bir bilgi birikimi oldu. Gerçek şu ki, Ortadoğu’yu bir tek AK Parti anlamaya çalıştı, ama o da yanlış anladı.


Nasıl yanlış anladı?

O da bölgeye kendi dar Sünni açısından baktı. Onların da birikimi Ortadoğu’ya anlamak için yeterli değil. Sayın Davutoğlu’nun entelektüel birikimi, bir dış politikanın temeli olabilir mi? Davutoğlu bölgeye tek açıdan, Sünni açıdan bakıyor. Stratejik Derinlik kitabını okursanız, “Osmanlı kültürünün hâkim olduğu topraklar bizim stratejik derinliğimizdir” diyor. Yani, “ilgi alanımızdır” diyor.


Türkiye’nin çok fazla Osmanlı’dan bahsetmesi, Dışişleri Bakanı’nın “biz oraların düzenlenmesinden sorumluyuz” türünden laflar etmesi mi diğer ülkeleri rahatsız etti?

Rahatsız etmesine bile gerek yok. Eğer sizin Ortadoğu vizyonunuz buysa, buna göre hareket edersiniz. Türkiye’nin vizyonu gerçeklere uymuyor! Dolayısıyla hata üstüne hata yapılıyor. Mesela Irak geçmişte Osmanlı toprağı değil mi? Niye bizim Irak’la, Bağdat’la aramız bu kadar bozuk? Suriye Osmanlı toprağı değil miydi? Niye Suriye ile bu hâle düştük? Bir şeyi vizyon olarak düşünmek başka, o şeyin gerçeklerle sınanması başka. Biz bu sınamalarda hep sınıfta kaldık.


Türkiye kendisini Ortadoğu’nun “abisi” gibi mi gördü?

Evet. Başbakan ve Dışişleri Bakanı, bir nevi “Türk-İslam yeniden doğuşu”nun peşindeler. Türk-İslam yeniden doğuşunu, Osmanlı’nın üzerinden yapmaya çalışıyorlar. “Batı bizi hep kötü şartlandırdı. Bizim aslında çok büyük bir kültürümüz var. Osmanlı geçmişimiz var. Osmanlı Türk-İslam’a dayanıyordu. Şimdi biz bunu canlandıracağız. Türkiye’nin de misyonu budur. Erdoğan’ın misyonu budur. Biz Batı’yla eşitiz, hatta Batı’dan daha iyiyiz” diyorlar.


Peki, sonuç ne oluyor?

Erdoğan, BM’yi değerlendirirken, AB’yi küçümserken, hep Türk-İslam’ın, Osmanlı’nın yeniden doğuşunun temellerini atmaya çalışıyor. Yalnız şu var ki 21. yüzyılda bu gibi düşünceler yarı emperyalist düşüncelerdir. Başbakan bu vizyonu ne kadar kültür diye tevil etmeye kalksa da, bu vizyonda bir hâkimiyet kurma arzusu var. Nitekim Başbakan, “Batı’ya milliyetçiliği, milliyeti biz öğreteceğiz” diyor.


Ne demek istiyor?

Batı, küresellik yönünde ilerliyor. Erdoğan ise din temelli bir eğilimi savunuyor. Boyuna İslam’ın kutsal değerlerini hâkim kılmaya çalışıyor. Batı’yı, maneviyattan uzak, değerlerini yitirmiş, din düşmanı ve hatta ırkçı olarak görüyor. Kendi yönetimindeki Türkiye’yi ise dindar nesiller yetiştiren, giderek daha çok maneviyata ağırlık veren, kutsal değerleri öne çıkaran bir toplum olarak görmeye çalışıyor. Bunlar bir siyasi partinin görüşü ve bir başbakanın inancı olabilir ama dış politikada böyle bir vizyon geçerli değildir.


Dış politikada ideolojik davranmak nasıl bir sonuç verir?

Dış politikada ideolojik yaklaşımlar bir ülkeyi devamlı hataya sürükler. Din ve etnik bazlı bir dış politika başarısızlığa mahkûmdur. Çünkü dış politikanın gerektirdiği esnekliği kaybedersiniz ve kendinizi muhakkak bir tarafa sıkıştırırsınız. Türkiye ideolojik davranarak kendini Osmanlı’ya, Sünniliğe ve Türklüğe sıkıştırdı. Başbakan, Birleşmiş Milletler’e ayar veriyor. Tabii ki BM reforme edilmeli ama BM kutsal değerler üzerinden din esaslı olarak reforme edilemez. İnanç esaslı bir BM kurulamaz!


Şu anda Türkiye’nin Ortadoğu’daki durumunu nasıl tarif edebiliriz?

Türkiye, Ortadoğu’da oyun kurucu değil. Taraf olduğu için arabulucu olamıyor, olaylara yön veremiyor, aksine olayların peşinden gidiyor. Bir de Irak ve Suriye politikasını PKK sorununa bağlamış durumda. Zaten şu bir gerçek... Türkiye PKK ve Kürt sorununu halledemezse Ortadoğu’da etkili bir dış politika yürütemez. Bu sorunu karşımıza bir şantaj unsuru olarak çıkarıyorlar sürekli. “Sen başka ülkelere demokrasi diyorsun ama kendi içinde demokrasiyi, eşit vatandaşlığı sağlayamıyorsun” diyorlar.


Bir de Türkiye, Suriye’deki El Kaideci muhalif güçlerin hamisi gibi görünmeye başladı. Niye böyle bir görüntü oluştu?

Bu görüntü yine mezhep bazlı politikadan, Sünnilikten ötürü ortaya çıkıyor. Çünkü AK Parti, mezhepçi görüntüsü veren bir dış politika izliyor. Çünkü içlerinden öyle geliyor. Temayülleri, hayat görüşleri o. Kişisel kültürel birikimleri o.


Suriye, Irak, İran gibi Şii ülkelerle rakip, S.Arabistan, Mısır, Katar gibi Sünni ülkelerle dost olmamız bir tesadüf değil de, bilinçli bir tercih mi bu durumda?

Dediğim gibi eğilimleri öyle. Ayrıca Başbakan’ı Arap sokağının yanı sıra Türkiye’nin sokağı da besliyor. Türkiye’nin çoğunluğu da Sünni. Başbakan bu çoğunluğa dayanıyor. Yüzde 50, Başbakan’ın bu politikalarını destekliyor. Başbakan’ı bu da yanıltıyor. Oysa halk desteği dış politikada bir şeye yaramaz.


Niye yaramaz?

Dış politikayı halka sorarak yapamazsınız. Toplum eğilimleriyle dış politika yaparsanız, bu, popülist bir dış politika olur ve büyük hatalara düşersiniz. Çünkü toplumlar hissîdir. Dış politika konusu demokrasilerde halka sorulmaz. Bu konuda halka sadece hesap verilir. Ama Erdoğan çoğunluk iktidarını, çoğunluk demokrasisini sadece iç politikaya değil dış politikaya da uyguluyor. Mesela açılımlarımızın hepsi halka dayanılarak yarıda kaldı. Azeri mi, Ermeni mi diye sorarsanız, halk tabii ki Azeri der. Ermeni, Alevi, Kürt açılımları, eminim ki anketlere dayanarak kapatıldı. Bu anket politikası, çoğunlukçu politikadır.


Neden Suriye’de Türkiye bu kadar derinlemesine taraf oldu sizce?

Türkiye sadece Suriye’de değil her yerde taraf oldu. Mesela Filistin’de de çok Hamasçı oldu. Şimdi bu çizgiden kaymaya çalışıyor ama gücü olmadığı için Türkiye’yi kimse umursamıyor. Bir de Başbakan hissî bir adam. Arkasında halk gücü de var. Dolayısıyla kendi hislerini rahatlıkla politikaya tercüme edebiliyor ve o hislerle politika yapabiliyor. Suriye’de Esad’ın kendisini dinlememiş olmasını kabullenemiyor. Aslında Başbakan, hep imkânsızı isteyerek Türkiye’yi dış politikada kilitliyor.


Anlamadım...

Mesela Ermeni politikasında son dakikada birden bire Karabağ’ı şart koştu ve imzalanan bütün protokoller öldü. Mesela İsrail’e, hiç böyle bir şart ortada yokken “Gazze ablukasını kaldırmazsan barışmam” dedi ve bütün köprüleri attı. Oysa Türkiye’nin İsrail’le barışma şartı tazminat ve özürdü.


Türkiye’nin Irak politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kuzey Irak politikasında doğru yere geldik ama Bağdat politikasında yanlışız. Hem Irak’ın toprak bütünlüğünü bağıra bağıra savunuyoruz hem de ona sormadan doğrudan Erbil’le iş yapıyoruz, Bağdat’a haber vermeden Kerkük’ü ziyaret ediyoruz. Aynısını Diyarbakır’da bize yapsalar çıldırırız.


Terörle suçlanan ve mahkûm olan Irak Cumhurbaşkanı yardımcısını Türkiye’de ağırlamak ve AK Parti kongresine çağırmak nasıl bir sonuç yarattı?

Türkiye, Haşimi’ye sığınma hakkı vererek Irak’la bütün köprüleri attı. Nitekim Enerji Bakanı’nın uçağı Erbil’e inemedi. Bir bakanın uçağının Erbil’e inememesi dış politika açısından çok büyük bir darbedir. Ama bu hasmane tavrı biz davet ettik. Çünkü Türkiye Irak’ta tamamıyla Sünni bir politika uyguladı, Irak’ın iç işlerine karıştı ve seçimlerde Şii başbakanın Sünni rakibini destekledi. Irak Başbakanı Maliki’ye karşı neredeyse kişiselleşen bir politika uyguladı Türkiye.


Türkiye Sünni politika uygulayarak Ortadoğu’da arabulucu olabilir mi peki?

Olamaz. Oysa Türkiye, Kuzey Irak ile Bağdat yönetimi arasında arabuluculuk yapabilirdi ve dış politikada büyük başarı kazanabilirdi. Ama bu rolü baştan yitirdi. Üstelik şimdi bakanı Irak semalarında uçamayan bir ülke durumuna düştü.


Irak merkezî yönetimiyle Kürtler çatışma noktasına geldiler. Irak’la Barzani çatışırsa Türkiye ne yapar?

Türkiye Kuzey Irak’ı tutacak besbelli. Bundan büyük çelişki olamaz. İçeride Kürtleri eziyorsun, onları eşit görmüyorsun, eşit vatandaşlık hakkını vermiyorsun, dışarıda ise Kürtlerle ittifak yapıyorsun.


İsrail’e gelirsek... İlişkilerin kopmasında sadece İsrail mi suçlu yoksa Türkiye’nin de hataları oldu mu?

Oldu tabii ki.. Kendimizi biraz fazla Arap Ortadoğu’su yanlısı gördük. Türkiye 2007’den beri kendini hemen bir tarafa koyuveriyor. Eski bir diplomat olarak söylüyorum. Dış politikamızın esnekliği kayboluyor. Bir olayın, bir gelişmenin iki tarafını görmek, biraz beklemek, ihtiyatlı olmak kavramları kaybolmaya başladı dış politikada. Çok tehlikeli bir durum bu... Dış politikayı ideolojik yaklaşımla yürüttüğünüzde olayları tek taraflı görüyorsunuz ve taraf tutuyorsunuz. Bütün resmi görüp, olayları çıkarlarınıza göre değerlendirmiyorsunuz. Hükümet son gelişmelerden biraz ders çıkarmalı.


Hükümetin ders çıkardığına dair bir işaret görüyor musunuz?

Görmüyorum.


İran’la ilişkilerimiz ne durumda?

Ben İran’da üç sene görev yaptım. Birbirimizi sevmeyiz. Aramızda bir nefret vardır ama birbirimizin yüzüne güleriz ve birbirimizi idare ederiz. İran’la aramızda hep çok güzel bir denge vardır. İki ülke birbirine hasımdır ve rakiptir ama bu denge hep korunur. İran-Türkiye ilişkisi bir diplomasi örneğidir.


Patriotlar’ın Türkiye’ye gelmesi İran’la ilişkileri zorlaştıracak mı peki?

Patriotlar’ın İran’la hiçbir alakası yok. Zaten Türkiye İran’a karşı böyle bir şey yapmaz.


Niye? Kürecik üssü İran’a karşı kurulmadı mı?

İsrail, Kürecik’i İran’a karşı bir durummuş gibi satmaya çalışıyor ama Kürecik aslında NATO’nun genel savunması için Çin ve Rusya dâhil Doğu’ya karşı yapıldı. Bu yüzden Rusya, Kürecik’ten rahatsız olmakta haksız değil. Patriotlar ise tamamen bizim talebimiz üzerine geliyor. Türkiye, Suriye’nin elinde kimyasal silahlar olabilir diye NATO’ya baskı yaptı. Patriotlar’ı bize sus payı olarak verdiler. Türkiye’nin ordusunu Suriye’ye yürütmesini de böylece önleriz dediler. Patriot, sonuçta Türkiye’nin savunmasına NATO’nun verdiği sembolik bir selamdır. Yoksa üç beş Patriot’la savunma olmaz. Menzilleri de belli üstelik. Ama NATO bu kararla, Türkiye’ye “sen bizim üyemizsin. Bir saldırı hâlinde biz seni koruyacağız” mesajını veriyor.


Suriye, kimyasal silahla saldırır mı?

Çok zor. Suriye’de kimyasal silah olup olmadığını da bilmiyoruz. İsrail tek başına büyük bir propaganda mekanizması olarak dünya kamuoyuna yön vermeye çalışıyor. Irak’ta da, İsrail’in etkisiyle kimyasal silah olduğu ileri sürülmüştü ama Irak’ta kimyasal silah çıkmadı. İran’ın nükleer meselesi de İsrail kaynaklıdır.


Suriye yüzünden Rusya ile de ilişkilerin gerginleştiği söyleniyor. Şu anda Rusya ile ilişkilerimiz nasıl?

Rusya ve İran, sırf sessiz kalmamak için Patriotlar’a itiraz ettiler. Yoksa onlar da üç beş Patriot’un kendilerine bir şey yapamayacağını biliyorlar. Türkiye ile Rusya arasında ortak çıkara dayanan sağlıklı bir dış politika var. Herkes gazla ilgili olarak Rusya’ya bağımlıyız diye bağırıyor ama aslında Rusya da bize bağımlı. Eğer gaz almazsak o da büyük bir gelir kaybeder.


Suriye’ye askerî bir müdahale olacak gibi gözüküyor mu?

Amerika, Suriye’ye dün de müdahale yanlısı değildi, bugün de değil. AB’nin de zaten ne mecali ne de hevesi. Yakın vadede ben Suriye’ye bir müdahale görmüyorum.


[email protected]