• 22.07.2013 00:00

 Gezi olayları sonrası ortaya çıkan tabloyu anlamak için önemli olan sorulardan biri şu: AKP, sivil- askerî bürokrasinin tahakkümünü geriletmesine rağmen, niye zihniyet dünyası itibarıyla, onlara çok benzer bir siyasi kültüre mahkûm olmanın ötesine geçemedi?

Soruya çeşitli cevaplar verilebilir. Son derece basit olan bir tanesi: ezenezilen ilişkisi biçiminde tanımlayacağımız egemenlik ilişkilerinde, ezilenler genel kural olarak ezenlerin zihniyet dünyasını kabul eder ve içselleştirirler. İktidara geldiklerinde, ezenlerin yaptıklarına benzer şeyleri yapmanın ve onları taklit etmenin ötesine geçemezler.

Sosyal bilimlerde büyük altüst oluşları ve zihniyet dönüşümlerini açıklamada kullanılan basit bir model var. Buna göre, bir toplumdaki büyük zihniyet değişiklikleri veya ciddi dönüşümler ezen-ezilen çatışmasından çıkmaz. Verilen bazı klasik örnekler de vardır. Örneğin, köleci toplumun ortadan kalkması, kölelerin efendilerini devirerek yeni bir toplum kurmaları ile olmamıştır. Değişim, yeni toprak sahibi bir sınıf tarafından gerçekleştirilmiştir. Feodal toplumdan çıkış da feodal beyköylüçatışmasının doğrudan ürünü değildir. Bey- köylü çatışmasının dışında gelişen burjuvazi feodal sisteme ve onun zihniyet dünyasına son vermiştir. O hâlde genel kural şu: toplumlardaki büyük değişiklikler ezen- ezilen ilişkisi dışında ortaya çıkan üçüncü güçler tarafından gerçekleştirilir.

Bu modelin içinde yaşadığımız şu günleri de açıklamada işe yarayacağını düşünüyorum. Ülkemizde ezen- ezilen ilişkisini belirleyen en önemli ana eksenlerden birisi laikdin çatışmasıdır. Türkiye bugüne kadar, asker ve sivil bürokrasinin kontrolünde laikKemalist bir azınlık tarafından yönetildi. Bunlar Türkiye’nin ezenleriydi. Bugün AKP ile birlikte iktidara gelen Müslümançoğunluk kendisini sistemin ezileni olarak gördü ve öyle de algıladı.

Gerçekten de AKP’nin temsilcisi olduğu kitle, uzun yıllar ezilmiş ve sistem tarafından dışlanmıştı; sosyal, siyasi ve iktisadi birçok haktan mahrum edilmiş; sosyal ve kültürel dışlamalara maruz bırakılmışlardı; toplumda mevcut (eğitim, meslek vb.) imkânlardan ya hiç ya da çok sınırlı olarak yararlandırılmışlardı; belli bir nefret söyleminin veya kültürel dışlayıcı uygulamaların hedefinde idiler. Elbette bu sayılanlar artırılabilir.

Şimdi iktidara geldiklerinde, kendilerinin maruz bırakıldığını başkalarına yapmakta fazla bir sorun görmüyorlar.

Yani AKP iktidarı, ezen- ezilen ilişkisi ile ilgili yukarda söylenen modelin dışına çıkmamış gözüküyor.


Eskiden Kemalist- laik elitin yaptığı ne varsa aynılarını kendileri yapıyorlar.

Ekonomik kaynaklardan yararlanmak Kemalist- laik elit üyesi olmakla mı mümkündü? Aynı mekanizma şimdi AKP yandaşları için çalışıyor. Üstelik bu yararlanma MİT raporları ile garanti altına alınıyor. Belki sistemden nemalanan insan sayısı artıyor ama sistemin kendisi aynı.

Medyanın dizayn edilmesi de öyle. AKP, aynı 28 Şubat mantığı ile kendisi için medya kuruyor. Hristiyanlar, Aleviler ve Kürtler konusunda da ciddi zihniyet süreklilikleri var. Bu çevrelerin sorunlarının hâlâ çözülememiş olmasının ana nedeni bu zihniyet sürekliliği. AKP kendisini, eski efendinin yerini almış yeni efendi olarak görüyor ve yukardaki genel ilkeye uygun davranarak, kendisini ezenlerin zihniyet dünyasını aynen devam ettiriyor. Gezi’nin anlamı da burada ortaya çıkıyor. Acaba Gezi, Türkiye’de mevcut ezen- ezilen ikilemi dışında yeni güçlerin ortaya çıktığının habercisi mi? Acaba Gezi’de, çok kısa bir süre için bile olsa, hepimizin ihtiyacını duyduğu yeni bir zihniyetin, yeni bir Türkiye’nin taşıyıcılarını mı gördük?


[email protected]