• 29.07.2013 00:00

 Gezi ile Avrupa 68 hareketi arasında bir benzerlik var mı? Gezi yeni bir Türk 68’i sayılabilir mi?Ben Gezi’nin yeni ve gecikmiş bir Türk 68’i olduğuna inananlardanım. İki boyutuyla, birincisi kendi özellikleri itibarıyla, ikincisi çekirdek Gezi’nin 68’lilerin çocukları olmalarınedeniyle.

Önce Avrupa ile Türk 68’i arasında esasa ilişkin bir fark: Avrupa 68’i bir kültür devrimi olarak yaşandı ve içinden çıktığı toplumu köklü biçimde değiştirdi. Alman Yeşiller örneğinde olduğu gibi, iktidara gelen siyasi partiler ortaya çıkarmanın ötesinde, 68’in savunduğu birçok kültürel değer, daha sonra bu toplumlarda ortalama kültürel norm hâlini aldı.


Türk 68’i ise kalıcı bir iz bırakmadan ve ciddi bir kültürel değişime yol açmadan sönüp gitti.
 Bunu, Türk 68’inin silahlı mücadeleyi savunan örgütler ortaya çıkartması ve bu örgütlerin büyük insan kıyımlarına da yol açan darbelerle ortadan kaldırılması ile açıklamak mümkün değil. Çünkü Avrupa’da da benzeri durumlar oldu ve ama sonuç farklı idi.

Avrupa 68’i, üç ülkede silahlı mücadeleye yöneldi. İtalya, Almanya ve Türkiye. Buna dolaylı “Türkiye 68’i” sayacağım ASALA’yı da dâhil edelim. Lübnan’da oluşan ASALA Ermeni 68’idir; ana hedefi Türkiye’dir ve Türk 68’i ile önemli benzerlikler taşır.

Avrupa 68’i niye sadece bu üç ülkede silahlı mücadeleye yöneldi? Bunda bu ulusların tarihte yaşadıkları travmaların ve yaralanmış ulusal onurlarının payı nedir? Bu kendi başına ayrı bir tartışma konusu.

Alman ve İtalyan örnekleri de yenilgilerle sonuçlandı ama oralarda 68 bir kültürel devrim olarak başarılı oldu, bizde niye olamadı?


Türk 68’i
 de Avrupa muadilleri gibi, özgürlükçü bir hareket olarak başladı ve “masum” talepler etrafında şekillendi. Bireysel özgürlükleri esas alan, anti-otoriter, hümanist bir kültür devrimi idi. Hatırlarım, üniversiteye giden abilerimin en çok tartıştığı konular, büyüklerin yanında sigara içmenin, bacak bacak üstüne atmanın doğru olup olmadığı idi; cinsel özgürlüğü savunuyorlardı ve evlilik kurumuna ciddi eleştiriler getiriyorlardı. Siyasi olarak da özgürlükçü idiler ve demokratik üniversite istiyorlardı.

Başlangıcında hümanist, anti-otoriter ve özgürlükçü Türk 68’i, üç ana dalga tarafından boğuldu. Birincisi, arka bahçesinde büyüdüğü evin sahipleri tarafından. Sivil-asker Kemalist bürokrasi Türk 68’inde, kendisine siyasi iktidar yolu açacak büyük bir potansiyel gördü. Özellikle, “anti-Amerikancı” ve “anti-Emperyalist” söylem ile gençler çok çabuk kucağa düştüler. Dönemin siyasi örgütlerinin en çok Silahlı Kuvvetler için örgütlenmiş olmaları bir tesadüf değildi.

İkinci darbe, Marksizm’den geldi, üstelik onun en totaliter versiyonu olan Marksizm-Leninizm’den. Türk 68’inin Stalinizm’le buluşma ve kucaklaşması çok vakit almadı. Bireysel özgürlük, yerini örgüte, lidere itaati ve disiplini meziyet sayan otoriter siyasi kültüre bıraktı.

Üçüncü darbe “halkımızdan” geldi. Siyasi hareket olarak kitlelerle kucaklaşmak isteyen gençler, “halkımızın kültürel değerlerini” benimsemeye başladılar. Cinsel özgürlüğü savunanlar kısa sürede, “mahallenin namusunu koruyan bekçilere” döndüler. ÖDTÜ örneğinden bilindiği gibi, “ahlak zabıtaları” kurdular.

Bu üç ayrı dalga tarafından boğulan Türk 68’i herhangi bir kültürel fazla yaratamadan ve içinde yaşadığı toplumda ciddi bir değişikliğe yol açmadan dağılıp gitti. Gelenekler onu boğdu. Ama doğa için geçerli olan toplum için de geçerlidir. Türk 68’inin ilk masum hâlleri kaybolmadı.O kuşak, kendi çocuklarını, kendi hayalleri doğrultusunda büyüttü eğitti. Gezi’de boy gösterenler işte o 68’in çocukları idiler. Şimdi onların bireysel özgürlüğü esas almış kültürel tavır alışları bir toplumsal değişime yol açacak mı? Göreceğiz.


[email protected]