• 31.07.2013 00:00

 Mısır darbesine destek veren Mısır’ın Laik ve Batıcı çevrelerinin tutumu bana, bizdeki muadillerini hatırlattı. Bizde de kendisini Batıcı- Laik ve Modern olarak tanımlayanlar, onlarca yıl darbelerin en büyük kitlesel destekçisi olmuşlardı.

Darbelere destek sadece CHP ile sınırlı kalmadı. İttihat ve Terakki ve CHP’nin arka bahçesinde büyüyen geniş sol yelpaze de, uzun yıllar darbeciliğe yakın durdu. 1968’in en önemli siyasi hareketlerinden THKP-C ve lideri Mahir Çayan’ın, 1950’de Demokrat Parti’nin iş başına gelmesini ‘karşı devrim’, 1960 darbesini ise ‘devrim’ olarak tanımladığı bilinir.

Yine dönemin sol örgütlerinin (özellikle Dev-Genç’in) 12 Mart 1971 askerê darbesine “şartlı destek” sunması üzerine ise yeterince yazıldı, çizildi.

12 Eylül ve 28 Şubat için de, Batılı- Laik- Modern çevrelerin askerî darbelere sunduğu geniş destek konusunda benzeri birçok hikâye anlatmak mümkün.

Doğrudur; 2002 AKP iktidarı, Ergenekon ve Balyoz tutuklamaları vb. ile birlikte darbe ihtimali oldukça azaldı.

Peki, bugün ülkemizde, darbelere açıktan tavır alacak demokratik bir kültür oluştu mu?Pek zannetmiyorum.

Dikkat edilirse, yukarda yazılanlar 1960 ve sonrası darbelerle sınırlı. Oysa darbelere karşı çıkacak demokratik bir kültür konusuna, 1870’lerden bu yana yaşananları da içeren, çok daha geniş bir perspektiften bakmak gerekir.

Eğer böyle yaparsak göreceğiz ki, darbe ve darbeci savunuculuğu bir tek Batıcı- Laik- Modern kesimlerle sınırlı değil, İslami kesimleri de kapsar.

Doğrudur, bizde askerî darbeler esas olarak Batıcı- Laik- Modern gövdenin içinden çıktı ama İslami çevreler de darbeleri ve önderlerini lanetleyen siyasi bir kültürden henüz çok uzak. İşte size bir kaç örnek:


1876
 ilk askerî darbe idi; darbenin baş aktörü Mithat Paşa idi. Kendisi, büyük Osmanlı- Türk reformcusu olarak anıldı, belki hâlâ öyle anılıyor. Peki, ne yapmış? Darbe yapıp, Padişah öldürmüş! Yani bugünkü karşılığı ile ülkenin başını, Cumhurbaşkanı’nı... Sonuçta darbe yapan ve Cumhurbaşkanı öldüren birisini hâlâ büyük reformcu sayan bir siyasi kültüre sahibiz...

1876 darbesini İttihatçıların Ocak 1913 askerî darbesi takip etti. Baş aktör Talat ve Enver’di.Darbe ile sadece hükümeti devirmediler bir de bakan öldürdüler. Peki, şimdi neredeler? İstanbul’da, Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde, yatıyorlar. Talat’ın naaşı 1943’de Hitler’in özel emri ile Berlin’den geldi ve “muhteşem” bir törenle gömüldü. İnönü’nün çelengi başta olmak üzere neredeyse tüm devlet erkânı cenaze törenindeydi.

Enver Paşa’nın naaşı da Süleyman Demirel tarafından Türkiye’ye getirildi. Enver ölüm yıldönümü olan 4 Ağustos 1996 tarihinde ‘Hürriyet ve İstiklal Kahramanı’ ilan edilerek Talat’ın yanına gömüldü.

Sadece darbeci olmakla kalmayan ve ayrıca 1 milyonu aşkın Ermeni’nin sürülme ve öldürülmesinden sorumlu olan bu iki devlet adamını ‘Hürriyet Kahramanı’ ilan eden bir siyasi kültüre sahibiz. Ve bu bir tek Batılı- Laik ve Modern çevrelerin tutumu değil; İslami çevreler de buna dâhil!

Her hâlde, Talat ve Enver darbeci olabilirler ama Ermenilerin sürülme ve öldürülmelerinden sorumlu sayılıp öldürüldükleri için kendilerini ‘Hürriyet Kahramanı’ saymakta bir mahzur yoktur denmek isteniyor.

Anlaşılan Talat ve Enver’in darbecilikleri affedilebilecek önemsiz ufak bir ayrıntı gibi... Şimdi bu siyasi kültürle Türkiye’de darbeler dönemi kapanmıştır, diyeceğiz, öyle mi?

Batılı- Laik- Modern çevreler darbeciliğe yatkındır; İslami gövde darbelere karşıdır, alternatifleri doğru değil. Darbeye karşı çıkmak ortalama demokratik bir kültür gerekir ve biz henüz orada değiliz. Bu konuyu işlemeye devam edeceğim.


[email protected]