• 13.08.2013 00:00

 Anadolu topraklarının harcı adaletsizliklerle yoğrulmuştur. Bu toprakların insanının yüreği yaşanan adaletsizlikler nedeniyle kızgın bir taş gibidir. Adalet olarak dökülen her bardak su, bu kızgın taşta buhar olur, uçar.


Ergenekon ve Balyoz, tarihimizde işlenmiş diğer haksızlık ve adaletsizliklerle yüzleşmemize bir başlangıç, bir vesile olur mu? Kararlara tepkilere ve genel havaya bakılırsa bu şimdilik zor gözüküyor ama ben bunu isteyeceğim.

Bu davalar, tüm eksiklik ve sınırlılıklarına rağmen, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana, her on yılda bir darbe yapan, insanlarını faili meçhullerle öldüren, idam eden, işkencelerden geçiren, toplu katliamlar için planlar yapan asker-sivil bürokrasiye karşı bir demokrasi zaferidir. Ve yeterli toplumsal destek olursa, tarihte işlenmiş diğer suçlarla yüzleşmenin bir başlangıcı da olabilir.

Sırada, daha adalet bekleyen başka haksızlıklar var!

1990’lı yılların Kürt savaşı sırasında yaşanmış faili meçhuller; 1980 askerî darbe idam ve işkenceleri; 1960 darbesi; 6-7 Eylül 1955 olayları; 1942 Varlık vergisi; 1938 Dersim soykırımı; 1934 Trakya Yahudi pogromu; 1921 Koçgiri ve 1921-2 Pontus katliamları... Daha geriye gidip Ermeni ve Süryani soykırımını saymıyorum bile!

Eğer toplum olarak demokratik bir gelecek istiyorsak, tarihle yüzleşmek, yaşanmış tüm bu haksızlıkları giderecek, kızgın yüreğimize bir damla su olacak adaleti istemeliyiz! Bu adaletsizlikler üzerine konuşmadan güzel bir gelecek zor kurulur.

Ergenekon ve Balyoz davalarını, tarihimizle yüzleşme meselesinin bir parçası olarak görmem bazılarına şaşırtıcı gelebilir. Oysa geçmişteki insan hakları ihlalleri ve adaletsizlikler bir bütündür. Nasrettin Hoca’nın karpuzu misali buna değmiş, buna değmemiş diyerek yaklaşamazsınız onlara!

Otoriter bir devletten daha demokratik bir topluma geçiş sürecini yaşayan Türkiye’nin, olmazsa olmazıdır bu yüzleşmeler. Türkiye’yi aydınlık ve demokratik bir yarına taşımak isteyenler, Ergenekon ve Balyoz’da durmamak bunu diğer haksızlık ve adaletsizliklerle yüzleşmeye kaydırmak zorundadırlar.

Eğer insan haklarına saygılı, demokratik bir toplum yaratmak istiyorsanız, tarihle yüzleşmeyi merkezinize almak ve acı çekmişlerin adalet arayışlarına cevap vermek zorundasınız. Bu yüzleşmeyi yapmadan; geçmişte yaşanmış adaletsizliklerle hesaplaşmadan demokratik bir gelecek inşa edilmez. Gelecek toplumun harcıdır adalet.

Bir hususun altını özellikle çizmem gerek; geçmişle yüzleşme ve adalet arayışı ille de cezai adalet biçiminde olmak zorunda değildir! Zaten saydığım olayların çoğunun sorumluları öldü, cezalandıracak kimse yok.

Ama yürekleri, adaletsizlik duygusu ile kızgın taş gibi yanmış Anadolu insanının, Dersimlinin, Ermeni’nin, Süryani’nin, Kürd’ün, Yahudi’nin, Alevi’nin ve şapka giymediği için idam edilen Müslüman’ın adalet çığlığı var! Bu adalet arayışına ses vermezseniz toplumsal barışı ve en önemlisi Kürt barışını gerçekleştiremezsiniz.

Ama bunun yerine, Ergenekon ve Balyoz’u “intikam davaları” olarak tanımlar; “artık yeter, af gelsin”, derseniz, geçmiş acılarla yüzleşme ve adalet çağrısı yapanlara, “intikam peşinde koşuyorsunuz” diye saldıracak olanlara verecek cevabı zor bulursunuz.

Adalet arayışı intikamcılık değildir. Ayrı derin bir tartışma konusudur ama intikam duygusuna bu denli negatif anlam yüklemek de doğru değildir. İntikamı harekete geçiren derin duygu adalettir ve onu anlamak ve cevap vermek gerekir. Tarihsel örneklerinden bildiğimiz şudur ki, ancak yapılan haksızlık ve adaletsizlikleri destekleyenler, haksızlıkların üstüne gitmeyi basit bir intikamcılık olarak değerlendirir.

1919 İstanbul İttihat ve Terakki ve 1945 Nürnberg yargılanmaları buna verilecek iki örnektir. Nasıl mı? Başka yazıya!


[email protected]