• 22.08.2013 00:00

 1919-21 İttihatçı Yargılamaları ile ErgenekonBalyoz davaları, Osmanlı-Türk toplumunun kendi geçmişi ile yüzleşmesine verilebilecek iki büyük örnektir.

Birincisinde, başta Ermeni katliamları olmak üzere, savaş yıllarında işlenen cinayetler ile hesaplaşıldı; diğerinde ise askerî darbeler ve buna bağlı olarak gündeme gelen bir dizi cinayet ile.

Bilmeyenler için söyleyeyim, 1919-21 yıllarında İttihatçılar aleyhine açılan dava sayısı 63 civarındadır. Bu davalarda toplam 200 dolayında insan yargılandı. Davaların çoğu ya beraat ile sonuçlandı; ya da tamamlanmadı bile. Sadece 13 davada kısmi sonuç elde edildi ve üç kişi idam edildi.

Bu iki yüzleşme olayına daha yakından bakmak öğretici olacaktır.

Her iki yüzleşme de biraz dış konjonktür ürünü. Birincisinde 1919 Paris barış görüşmelerinden olumlu sonuç elde etmek isteği belirleyici oldu. İkincisinde ise sınırları soğuk savaş tarafından çizilen askerî vesayet rejimi ile global dünyada iyi bir yer elde edilemeyeceği bilinci...

1919’da, İttihatçılar iktidarı kaybetmiş ve yerine ağırlıklı Hürriyet ve İtilafçılar’ın olduğu bir grup gelmişti. Günümüzde ise, İttihatçılar’ın devamı askerî vesayet rejimini savunan partiler seçimleri kaybetmiş ve yerine İslami gövdenin temsilcisi AKP gelmişti.

Her ikisinde de, toplumda geçmişte yapılanlardan genel bir hoşnutsuzluk sözkonusu idi ama basın dâhil, sivil ve siyasi örgütlenmeleriyle İttihatçılık ciddi bir gelenek olarak varlığını sürdürüyordu.

Her iki dönemde de, İttihatçılığın ciddi biçimde direndiğini görüyoruz. Yüzleşmeye yapılan itirazlar her iki dönemde de aynı. Bunların başında, “dış güçlerin dayatması” tezi geliyor. 1919’da, “ülke işgal altında, davalar emperyalist güçlerin oyunu” ana tez idi. İlginçtir, Ergenekon’da da Veli Küçük ve Ulusalcılar da aynı tezleri kullandılar.

İkinci itiraz hukuk; her iki dönemde de, davalarda hukuksuzluk olduğu ve intikam peşinde koşulduğu iddia edildi. Birincisinde, Hürriyet ve İtilafçılar’ın İttihatçılar’dan intikam almak istediği ve hukukun çiğnendiği ileri sürüldü. Ergenekon-Balyoz davalarındaki derin hukuk tartışmalarına girmeyeyim isterseniz... Bazı sol çevreler bile, AKP’nin “ağırlaşmış intikam” peşinde koştuğunu söyleyerek, Ergenekon yargılamalarına itiraz ettiler. Birincisinde itiraz edenlerin İttihatçılar olduğunu biliyoruz; ikincileri tasnif etmeyi ve tanımlamayı okuyucuya bırakıyorum.

Aslında her iki yüzleşmede de yeteri kadar derine gidilmedi. 1919’da, 1,5 milyona yakın insanın imha edilmesi ile ilgili, topu topu 200 kadar kişinin yargılanması ile yetinildi, çoğu zaten beraat etti. İngiliz gözlemci, “ne tuhaftır ki idam cezaları çoğunlukla kaçak olanlara verildi”, diye rapor yazdı. Üç çok küçük rütbeli görevlinin idam edilmesiyle yetinildi; bunun dışında davalardan ciddi bir sonuç elde edilmedi.

Ergenekon-Balyoz davalarında da öyle; gözler boşuna ÇillerDemirelEvren ve Ağar’ı aradı. Devlet her ikisinde de sınırı kendisine zararın en az olacağı noktada kesmeye çok özen gösterdi. Ama her iki dönemde de bu kadarı bile çok geldi topluma.

1928 Harf Devrimi diye sunulan büyük cinayet olmasaydı, bizler 1918-21 dönemi basınında çıkan haberleri ve tartışmaları okuma şansına sahip olacaktık. Ve ağzımız açık, o dönemle bu dönem İttihatçılarının ileri sürdükleri argümanların ne kadar birbirine benzediğini okuyacaktık.

Her iki davanın görülmesi, hiç görülmemesinden çok daha iyi oldu. 1919 duruşma tutanakları, hiç değilse Ermeni soykırımı gerçeğinin en önemli delilleri arasında yer aldı. Ergenekon tutanakları ise gelecek kuşaklar için muazzam bir tarihî belgedir. Şimdi kimse okumadı, ileride gençler, tarihçiler okurlar inşallah!


[email protected]