• 4.09.2013 00:00

 Ortadoğu üzerine yapılacak her tartışmaya, temel bir soru ile başlamak aydınlatıcı olur. Bölge sorunlarının ne kadarı ev yapımı ne kadarı dışarıdan ithaldir. Çoğumuz sorunların ana kaynağının dış güçler olduğuna inanırız. Eğer bu dış güçler olmasaydı, çok iyi geçinip gideceğimizi iddia ederiz. Doğru değil, hatta yanlış bir kanaat.


Ortadoğu’daki sorunlar çoğunlukla veya esas olarak ev yapımıdır; dışarıdan müdahaleler, evden teşvik ve yardım gördüğü için mümkün olmaktadır.

Suriye’ye müdahale tartışmalarına bu gözle bakmak iyidir. Böylece çok karmaşık gibi görünen sorunun aslında basit olduğunu anlayabiliriz: Suriye’deki sorunun nedeni, Alevi Arapların Sünni Araplarla, demokratik bir rejimde eşit ve eşdeğer koşullarda, birarada yaşamak istememeleridir. Eğer, Suriye Arapları birarada yaşamayı becerebilselerdi, dünyanın gerisinin buna saygı duymaktan başka yapacağı bir şey yoktu.

Kürtler örneğini hiç unutmayalım. Yakın zamana kadar dört parçanın Kürtleri, bir başka devletle anlaşarak birbirleriyle savaştı ve birbirlerini öldürdüler. Ne zamanki “Kürdü Kürde kırdırtma dönemi bitmiştir,” dediler çatışmalar da durdu. Şimdi Kürtler büyük seçeneklerle karşı karşıya ve artık hiçbir dış güç bir Kürt bölgesini ötekine karşı kışkırtamıyor (aman şeytan kulağına kurşun!).

Aynı şey Türk-Kürt çatışması için de geçerli. Türkler, yıllarca hem Kürtlerin haklarını tanımadılar, hem de Kürtleri, dış güçlerin oyuncağı olmak ve Türkiye’yi bölmekle suçladılar. Türkler, kurtuluş savaşlarında önce İtalya ve Fransa sonra da İngiltere ile mercimeği fırına verdiklerinde bunun adı, “anti-emperyalist mücadelenin başarılı taktikleri” oldu; aynı şeyi Kürtler yapmaya kalkınca “emperyalistlerin işbirlikçisi” sayıldılar. Bu ayrı ve uzun bir konu.

Fakat bugün için esas olan, Türklerin bu siyasetten vazgeçmiş olmalarıdır. Hâl böyle olunca Kürtler de silahla savaşmaktan vazgeçtiler. Şimdi Kürt ve Türk birarada yaşamanın yollarını arıyorlar.

Daha önce Türk milliyetçilerinden çok sık duyardık. Her türlü kötülüğün kaynağı dış güçlerdi. Bunlar Türkiye’yi bölmek istiyorlardı. Bu nedenle de Kürtleri kışkırtıyorlardı. Kürt sorunu dışarıdan ithal idi.

Peki, ne oldu o dış güçlere? Türkler ve Kürtler savaş yerine konuşmaya başladıkları için şimdilik işsiz kalmış gözüküyorlar!

Ama hiç şüphemiz olmasın, eğer Türkler eski siyasete geri dönerse, Kürtlerin kapısında “dış güçlerden” bir kuyruk oluşuverir. Niye oluşmasın ki? Sanki Türkiye başka ülkelerde kuyrukta değil!

Yani mesele mutfakta... Mutfağı sağlam tutarsanız, kimse gelip tencerenizi karıştıramaz.

Demek ki Suriye’deki esas sorun Alevi ve Sünni Arapların birarada yaşamak yerine birbirlerini öldürmeyi tercih ediyor olmalarıdır. Burada ilk günah kimde tartışması elbette yapılır, yapılmalı da. Alevi azınlık diktatörlüğü sorunun kaynağıdır tespiti doğrudur ama savaş derinleştikçe bu ilk günah anlamını giderek yitirir.

Taraflar kendi aralarında sorunu çözemedikleri için de üçüncü tarafın müdahalesi kaçınılmaz olur.


Ulusal devlet egemenliği tabu değildir. İnsan hakları doğrultusunda ulusal devletlerin iç işlerine müdahale son derece iyidir ve doğrudur. Peki, müdahaleyi kim yapacak? Buna kararı kim verecek? Tüm sorun da, zorluk da burada.

Ama bu zorlukları tartışabilmek için, ilk önce insan hakları diye bir ilke olduğu, ve bu ilke adına devletlerin iç işlerine müdahale edilebileceği fikrine alışmak gerekir. Bunun için de kendisini her şeyin sorumlusu olarak gördüğümüz Emperyalizm kavramıyla ve Hıristiyan- Emperyalist Batı düşüncesiyle açık olarak hesaplaşmamız gerekir.


[email protected]