• 5.09.2013 00:00

 Sorum şu: Bölgemizde sorunlar, büyük devletler çok fazla müdahale ettiği için mi çıkıyor, yoksa yeteri kadar müdahale etmedikleri için mi? Bir alt soru daha: Büyük devletler hiç insani değerleri dikkate alarak müdahale ettiler mi? Yoksa sözkonusu olan sadece emperyalist çıkarlar için mi müdahaledir?

Türk tarih yazımının rahle-i tedrisatından geçmiş birileri için yukarıdaki soruları sormak bile ayıptır. Cevaplar ayan- beyan ortadadır. Bölgedeki sorunların nedeni, emperyalist devletlerin Osmanlı’yı bölmek istemesi ve de ikide birde müdahale etmeleriydi. İnsan hakları ise sadece emperyalist çıkarları örtmek için kullanılan bir bahaneydi. Eğer paylaşım hesapları olmasa ve bu kadar çok müdahale edilmeseydi, ne Osmanlı dağılırdı ne de bugünkü sorunlar ortaya çıkardı.

Büyük devletlerin sömürgeci çıkarları ve bu doğrultuda müdahaleleri bu tarih yazımının özünü oluşturur. Osmanlı Hıristiyanları bu paylaşım hesaplarında Batı’nın suç ortağıdırlar.

Bir de bunun zıttı olan bir görüş vardır. Bu görüş büyük devletlerin sömürgeci emellerini değil, insan hakları ihlallerini merkeze koyar. Buna göre, Osmanlı özellikle Hıristiyan vatandaşlarına yönelik düzenli ve sistemli baskı uyguladı ve Batı esas olarak Osmanlı’dan yana tavır alıp ya hiç ya da çok geç müdahale etti.

Birinci görüş, müdahale fikrini; ikinci görüş ise bugünkü deyimle, insan hakları ihlallerini sorunun kaynağı olarak gördü. Birinci görüşe göre müdahale kötü; ikinci görüşe göre ise, Osmanlı tutum değiştirmedikçe müdahale gerekliydi ve çözümdü. Sorun ya hiç yapılmaması ya da geç yapılmasıydı.

Birinci görüş, dünyaya Osmanlı egemenlerinin gözüyle bakar; meseleye bir devletin dağılıp- dağılmaması açısından yaklaşır. Bir dış düşman vardı, bizi bölmek istemekteydi, ve de bir de onun içerideki işbirlikçileri (Ermeniler, Rumlar) var. Aslında bu görüş, bir görüş olmaktan dahi çıkmıştır; sağcısı ve solcusu, Müslüman’ı ve Alevi’si ile Türklerin genine işlemiştir.

Biz Türklerin, kendimizi genetik olarak anti-emperyalist görmemizin kökleri, Osmanlı egemenlerinin gözünden tarihe bakmamızdan kaynaklanır.

İkinci görüş, eşit koşullarda yaşamalarına müsaade edilmeyen, katliamlara maruz kalan başta Ermeni, Rum ve Süryaniler olmak üzere Osmanlı Hıristiyan vatandaşlarına aittir.

Onlar da büyük devletleri, emperyalist çıkarları öne almakla suçlarlar; Hıristiyanların katledilmesine sessiz kalmaları veya göz yummalarının nedeni budur. En bilinen örneği 1894-6 Abdülhamit dönemi Ermeni katliamlarıdır. Bu yıllarda sayısı 100 ile 300 bin arasında değişen Ermeni katledilmiştir ve Rusya dâhil, Batılı ülkeler sadece seyretmişlerdir; [ne dersiniz, Suriye’ye benziyor mu?]

Bu ayırım ve tartışma niçin önemlidir? Çünkü bugün çok tartıştığımız, insani amaçlarla, bir başka devletin iç işlerine müdahale fikri esas olarak 19. yüzyılda oluştu ve Hıristiyanlara yapılanlara engel olmak amacıyla Osmanlı’ya nasıl müdahale edileceği bağlamında tartışıldı. Bu müdahalelerde emperyalist çıkarlar ile insani amaçlar hep iç içe var oldu ama ibre daima çıkarlardan yana idi. İnsani amaçlarla müdahale ancak ve ancak çıkarlarla çatışmadığı durumlarda sözkonusu oldu.

Özetle, 19. yüzyıl Osmanlı tarihi bir tek parçalanma tarihi değil, Uluslararası İnsan Hakları Hukuku’nun oluşması tarihidir de. Bu hukukta 1899 ve 1907 Lahey sözleşmesi ve Rus hukukçu Fedor Martens’e atfen Martens Hükmü olarak anılan ilke çok önemlidir. Martens’in bu fikirlerinde 1878 Osmanlı- Rus Savaşı’nın etkin olduğunu ise kimse bilmez. Martens için 1878 savaşı “medeni milletlerin insani duygularının çığlığı” idi. Osmanlı tarihini sadece emperyalistlerin bizi parçalama tarihi olarak gören bir zihniyetin anlayabileceği şeyler değildir bunlar.


[email protected]