• 30.09.2013 00:00

 28 Şubat post-modern darbesiErgenekon örgütü ve Hrant Dink cinayeti olaylarınınmedya boyutu üstüne ciddi olarak gidilmedi ve soruşturmalar bu yöne kaydırılmadı. Eğer bu yapılmış olsaydı, soruşturmaların ortak bir adresi göstermesi kuvvetle muhtemeldi. Başta Özkökolmak üzere Hürriyet’in o dönem sorumluları.


Aslında Özkök bir sembol
; 28 Şubat ve sonrası döneminin sembolü. Asıl konu medyanın dönem operasyonlarında oynadığı rol. Bu operasyonların en büyüğü Hrant Dink cinayeti.


Hürriyet
’in o dönemki sorumlularının başta Hrant Dink cinayeti olmak üzere, 28 Şubat ve sonrası dönem operasyonlardaki rolleri ciddi olarak araştırılmalı, gerekirse yargılanmalıdır, diye düşünürüm.

Bu tür bir soruşturmayı niçin istediğimi anlayabilmeniz için dört kavramı aklınızda tutmanızı isteyeceğim. Süreklilikistikrartutarlılık ve metotlarda benzerlik.

Ceza hukukçusu değilim; ama ceza hukukunda bir suçun teşekkül edebilmesi için yukarıdaki kavramların olağanüstü öneme sahip olduklarını biliyorum.

28 Şubat ve sonrası yaşananları bir şerit gibi gözümüzün önünden geçirdiğimizde, Hürriyet’in o dönemki sorumlularının, yukarıdaki kavramlarda ifadesini bulan tarzda, birçok operasyonda önemli rol oynadığını düşünüyorum. Andıç skandalı ve Cengiz Çandar başta olmak üzere bir grup gazeteciye yönelik kampanyaAkın Birdal’ın bu gazetenin yaptığı yayından sonrasuikasta uğraması en bilinen örnekler.


Ahmet Kaya
 da bu gazetenin açtığı kampanya nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştı.


Hrant Dink
 cinayetine bu süreklilik içinde bakmak gerekiyor.

Gazetede Hrant’la ilgili haberlerin manşete çekiliş tarzı, olayların aktarılış biçimi, sanki “haber verme” amacına değil, operasyonlar için gerekli kamuoyunu yaratmaya yönelik gibiydi.

Elbette diğer medya organlarında da haberler yer aldı ama düğmeye hep bu gazete ile basıldısanki.

Bazı tarihleri peş peşe sıralamak bile bu operasyonu ve gazetenin yerini göstermeye yetiyor:


Hrant’ın A
GOS’ta Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğu ile ilgili yazısı: 6 Şubat 2004.


Hürriyet
’in Gökçen haberini manşete çekmesi: 21 Şubat 2004.


Genelkurmay açıklaması
: 22 Şubat 2004.


Hrant’ın Valiliğe çağrılıp tehdit edilmesi
: 24 Şubat 2004.


Savcılığa suç duyurusu dilekçeleri
: 25 Şubat ve sonrası.


A
GOS önünde gösterilerin düzenlenmesi: 26 Şubat 2004.


Hrant’a elektronik posta ile tehdit mektuplarının gelmesi
: Genelkurmay açıklamasını hemen takip eden günlerde.


Hrant aleyhine soruşturma açılması
: 2 Mart 2004.

Tarihler kendi başına konuşuyor. Hangi ülkenin genelkurmayı, her hangi bir gazetede çıkan bir haberin hemen ertesi günü resmî bir açıklama yapar?

Sıradan bir örgütte bile çalışan herkes bilir ki, böyle bir olayın duyulması, tavır alma kararının verilmesi, taslak üzerine tartışılması vb. bile günler alacak bir iştir. Aynı durum Valilik’teki görüşme için de geçerli. AGOS önü gösterileri, ihbar mektuplarını ve dava açma dilekçelerini de bu tabloya ekleyin.


Ortada operasyon olduğu ve düğmeye Hürriyet’in haberi ile basıldığı kanaatine ulaşmamak mümkün değil.

Gazete daha sonra da bir operasyon mantığına uygun yayın yapmaya devam etti. Hrant’a yönelik linç kampanyaları üzerine yazılanlar; cinayet sonrası katillerle empati kurmak gerektiği konusunda oynatılan kalemler bu operasyonun sıradan parçaları gibi duruyor.

Özetle, gerek Dink cinayetinin aydınlatılması gerek 28 Şubat sürecinin anlaşılabilmesi için Ruanda örneğinde olduğu gibi bir medya soruşturması şart, diye düşünürüm. Hürriyet’in o dönem sorumluları ve Özkök en önemli semboller olarak duruyorlar.


[email protected]