• 7.10.2013 00:00

 Açıklanan paket üzerine tartışma yapmanın çok sıkıcı bir tarafı var. Sonuçta, söylenecekleri aşağı yukarı tahmin edebileceğimiz bir tartışma. MHP ve CHP gibi “eskisi gibi kalsın” diyen sınırlı bir kesim dışında, büyük çoğunluk açısından sorun, yarısı dolu su bardağının nasıl tanımlanacağıile ilgili.

Hükümete yakın çevreler için paket büyük bir sevinç kaynağı ve “sessiz bir devrim”; uzak duranlar için, kısmi bir hayalkırıklığı. Hatta “göz boyama operasyonu” olarak gören, burun kıvırıp, dudak bükenler de var.

Bir de paketin içeriğinden bağımsız, ilan edildiği koşullar nedeniyle kısmi bir tedirginlik yarattığından söz edebiliriz. Hükümetin özellikle Gezi Parkı politikaları ve daha sonra gündeme gelen polis şiddeti, insanları sütten ağzı yanmış olma tedirginliğine itti. Bu nedenle, yoğurdu üflemeye çağrı yapıp, büyük bir kuşku ile, “hele bir uygulamaya bakalım”, diyenlerimiz de az değil.

Bana göre de paket biraz “geç kalmış” bazı düzenlemeler; ve bazıları Cengiz Aktar’ın güzel tanımıyla “demokratikleşmekten ziyade eziyetten kurtulma” tedbirleri.

Özellikle Alevilere yönelik hiçbir düzenlemenin olmaması ve yerel yönetimler konusunun es geçilmesi, hükümetin gerçek sıkıntılarının nerede yattığını göstermesi bakımından önemli.

Pakette iki ayrı gölge daha görmek mümkün. Birincisi, hükümetin alttan gelen bir dalganın farkında olarak ve belki de buna tepki olarak reformları ilan etmek zorunda kalmış olması... Yani istenerek atılmış bir adımdan çok, kerhen kabul edilmek zorunda kalınmışlık sözkonusu gibi.

İkinci gölge ise yaklaşan seçimler. Açıklanan tedbirlerin Sünni-Türk çoğunluğun kabul etmekte zorlanmayacağı hususlardan oluşturulduğunu tahmin etmek zor değil. Bu nedenle de seçimlerden önce Sünni-Türklerin “hassasiyetleri” dikkate alınarak başka bir reform paketinin açıklanmayacağını da söylemek mümkün.

Bu da hükümetin reform yapmak ile oy kaybetmek arasında tersten bir irtibat kurduğu anlamına geliyor. Bu bir kanaate değil de bir bilgiye dayanıyorsa, ortada kendi başına kaygı verici bir durum var demektir.

Ve fakat tüm bu kuşkulara rağmen reform paketine derin anlam yüklemek de mümkün. Kendi adıma,andın kaldırılmasıtürban özgürlüğü gibi sembolik değişimlere böyle bir anlam yüklemek isterim. Toplumsal değişimin en derin ve en önemli göstergeleri bunlar.

Bana göre paket, geleceğe yönelik büyük değişim hamlesi olmaktan çok bir nevi mıntıka temizliğigibi. Sanki bundan sonra yapılması gereken reformlar için bir altyapı hazırlıyor. Yani geriye dönüşü olmayan, yeni bir yolun başlangıcında gibiyiz.

Buraya kadar aktardığım fikirlerin tümü, şu veya bu şekilde dile getirildi.

Pek yapılmayan ise pakete tarihî bir perspektif içinde bakmak.

Kendisinden epey etkilendiğim Alman sosyolog Norbert Elias toplumların değişimlerinin anlaşılması için onları en az yüzer yıllık evrelerde ele alabilecek modellerin gerekli olduğunu söyler.

Burada böyle bir model kurma şansım yok ama ilan edilen reform paketine böylesine uzun bir perspektif içinden bakmam mümkün.


Acaba son düzenlemelere, Osmanlı-Türk tarihinin reformlarla macerası açısından bakarsak ne tür sonuçlar elde ederiz?

İlk söyleyebileceğim, ortada makûs bir talihin sözkonusu olduğu. Osmanlı-Türk toplumu 18. yüzyılın sonlarından itibaren kendisini reform edemediği için çöktü. 1839 Tanzimat ve 1856 Islahatbilinenleri ama bir de 1895 Ekim1914 Şubat Ermeni ve 1913 Arap reformları gibi bazı reformlar var ki, özellikle bu son üç reform bugünü anlamak için çok önemli.

Galiba reform paketinin anlamı, Türkün reformlarla ilgili makûs talihini değiştirip değiştiremeyeceğinde yatıyor. Buna yakından bakmak isterim.


[email protected]