• 31.10.2013 00:00

 Yerel yönetimler ile ilgili bir düzenleme pakette yer almadı. Bu tesadüf değildi. Çünkü 200 yıllık derin bir travma sözkonusu.

Travma, iki farklı fakat ilgili konuyla doğrudan alakalı. Birincisi, 1808 Sened-i İttifak antlaşması ve sonrası süreç. Antlaşmaya göre, İstanbul otoritesini yerel güçler (âyanlar) ile paylaşmak zorundaydı. Ama bu, dağılmanın başlangıcı olarak görüldü ve antlaşma yok sayıldı; büyük askerî seferler düzenlendi, cinayetler işlendi ve bu temelde merkezîleşme sağlandı. Korku o boyutlardaydı ki, Sened-i İttifak’ın orijinal metninin bile imha edildiği söylenir.

Travmanın ikinci kaynağı, İmparatorluğun farklı etnik-din yapısı ile ilgilidir. Eğer ademimerkeziyetçilik uygulanacaksa, burada esas ne olacaktı?

Konuya ilişkin iki ayrı seçenek vardı; ya birey hak ve özgürlükleri esas alınacak ve etnik-din kökenden bağımsız ademimerkeziyetçi bir sistem geliştirilecek; ya da etnik-din kökenler esas alınacaktı.


839 Tanzimat
 ve 1856 Islahat reformları daha çok birinci seçeneği temsil eder ama o yolda hiçbir ciddi adım atılmadığı için, Osmanlı, esas olarak etnik-din yapılarını esas alan ademimerkeziyetçiliği tartıştı.

Buna göre, nüfus sayımı yapılması, etnik-din haritalarının çıkarılması ve nüfus oranlarına göre temsil sisteminin geliştirilmesi gerekiyordu ki tüm bir 19. yüzyıl boyunca bu hep sorun oldu.

Farklı etnik-din gruplarının nüfus ağırlıklarına göre idari yapıda temsil edilmesi anlayışı ilk önce 1860’da Lübnan’da uygulandı. 1868 Girit reform planı da bu esasa dayandı.


1895 Ermeni reform paketi
 de farklı değildi. Osmanlı Hükümeti, Ermenilerin nüfus ağırlıklarına göre, idari yapılara katılmasını kabul etti. Reform planında özel bir oran belirtilmedi, ama ilgili bir İngiliz raporunda, Ermenilerin nüfusun yüzde 10’u geçtiği yerlerde idari yapılara katılmasından söz edilir.

Reform için Hükümetin verdiği nüfus rakamları ile Patrikhane’nin verdiği rakamlar arasında büyük uçurum ortaya çıkınca, büyük devletlerin baskısıyla, Hükümet yeni nüfus sayımı yapmayı kabul etti ama plan uygulanmadı. 1895-6 katliamı bu reformu hayata geçirmemek için yapıldı.

Şubat 1914 Ermeni reform görüşmelerinde de 1895 Reform planı esas alındı. Ermenilerin nüfus ağırlıklarına göre yönetimde temsil edilmesi kabul edildi. Ama bu reform planı da hiçbir biçimde uygulanmadı.

Ben hem 1894-6 katliamında hem de soykırımda etnik-din temelli idari reform fikrinin merkezî bir rol oynadığına inanırım.

Soykırım sırasında, Ermeni nüfus sayımlarına çok ama çok özel bir önem verildi. Talat Paşaneredeyse günlük bazda hayatta kalan Ermenilerin nüfus yapısı hakkında bilgi sordu.

Sürgüne gönderildikleri yerlerde, Ermenilerin nüfusun yüzde 10’u üzerine çıkmaması ana hedefti hatta imhalar bu rakamlara bağlı olarak yapıldı.

Sonuçta, hem 1808 Sened-i İttifak antlaşmasını uygulamamak hem de nüfusun etnik-din yapısı esasına göre yerel yönetimde temsil edilmemesi için büyük cinayetler işlendi.

Biz vatandaşların hafızası silindi ve yok edildi belki ama ben bu devletin bu tarihî miras ve bu mirasın yarattığı travmanın bilinci ile hareket ettiğine inanıyorum.

Bugünkü reform paketinin çözmesi gereken en temel sorunlardan bir tanesi, Kürtlerin yönetime katılmaları meselesidir.

Bu katılımın bireysel hak temelinde mi yoksa kolektif hak temelinde mi olacağının doğru dürüst tartışılmadığı bir kültürel atmosferi yaşıyoruz.

Kürtler de bu konuda çok açık değiller. Etnik kimliklerini esas alan çözümlerle, bireysel haklar eksenli çözümler arasında gidip geliyorlar.

Bence yerel yönetimler konusundaki öneriler, 200 yıllık travma ile birlikte ele alınmaz ve tartışılmaz ise çok yol alınmaz.

Reform paketinde, AKP’ye nefret veya aşkları dışında bir şey görmeyenlerin düşünmesi ümidiyle: Türkiye yerel yönetim reformu konusunda niçin zorlanıyor acaba?


[email protected]