• 26.12.2013 00:00

 Son operasyonlar konusunda yaygın ve kabul gören bir fikir var.

Yolsuzluk değil, operasyonu yapana bakmak daha önemli.

Hırsızlık ve operasyon yapan karşı karşıya konuyor ve esas dikkat “yılanın başını ezen” bu “operasyoncu ekibe” çekiliyor.

Ana tez, ortada niyeti kötü bir ekibin olduğu ve meseleye bu bilgi ile yaklaşmak gerektiği!

Bu ekibin kötülüğüne ilişkin bazı kanıtlar da sayılıyor; Kürt açılımını baltalamak; KCK tutuklamaları; H. Fidan hakkında soruşturma açmak vb.

Bu bakışa göre, darbeci Ergenekoncular ile bu operasyoncu ekip arasında çok fark yok ve operasyonlara karşı, hükümeti desteklemek gerekir.

Aslında yapanın karakterine bakarak, yapılan işten kuşku duymak çok yeni bir yöntem değil. Buna sıkça başvurulur ve çoğu zaman işe de yarar.

Yalnız yukarıdaki iddiaları ileri sürenlerin zorlandıkları bir husus var.

Ergenekon soruşturmalarını da aynı ekip yapmıştı. Ve şimdi, bu ekibin kötü siciline dikkat çekenlerin hepsi, o zaman sıkı bir Ergenekon soruşturması destekçileri idiler.

Bu nedenle, “şeytan” olarak tanımladıkları ekibin “kötü siciline” Ergenekon’u eklememeye özel dikkat gösteriyorlar.

Eklerlerse, eski Ergenekoncu çevrelerin eleştirilerini doğru kabul etmek zorunda kalacaklar.

Nitekim bugün Yeni Şafak ve Star gazetelerini rahatlıkla, Ergenekon soruşturmaları dönemininHürriyet ve Cumhuriyet gazeteleri gibi okuyabilirsiniz. Aralarında çok fark kalmadı. Eskiden Ergenekoncuların söylediklerini şimdi bunlar tekrar ediyor.

Demek ki yapanın karakterine bakarak, yapılan işe tavır almak her zaman doğru bir yöntem değil.

Durumun içinden nasıl çıkacağız?

Birinci izah, operasyoncu ekip “şeytan” olsa bile ara sıra doğru işler de yapacağıdır.

Ama, eğer bu doğruysa, tavrınızı sadece operasyoncunun karakterine bakarak alamazsınız.

Örneğin, “sicili bozuk” operasyoncu, Ergenekon soruşturmalarını yapıyorsa, tavrınızı soruşturmalardan yana koyarsınız, ama yapılan hataları da eleştirirsiniz.

Nitekim yukarıdaki tezi savunanların çoğu böyle davranmıştı.

Öyleyse, mantıken yolsuzluk konusunda da böyle davranmaları gerekir.

Çünkü, darbecilik, faili meçhul cinayetler ile hırsızlık arasında fark yoktur. Hepsi suçtur.

İkincisi daha radikal bir tutumdur; tavrınızı “yılanın başını ezenin” karakterinden bağımsız, esas olarak ve sadece yapılana göre belirlersiniz.

İlkesel olarak nerede durduğunuz ve yapılan iş konusundaki tutumunuz esas belirleyici olandır.

Darbeci, faili meçhul cinayet işleyen, yolsuzluk yapan da gözyaşına bakılmadan temizlenmeli ve hapse atılmalıdır, dersiniz.

Bu radikal tavır, “şeytan” olarak tanımladığınız çevrenin Kürt barışı konusunda takındığı tutuma karşı çıkmak için de işinize yarar. Yapanın karakteri nedeniyle değil, yaptığı şey yanlış olduğu için tavır alınması gerektiğini savunursunuz.

Üçüncü bir tavır da olabilir: Eylemi yapanın karakteri, sizin eylem konusundaki tutumuzu belirlemede etkin olabilir. O zaman “sicil” önemli!

O hâlde soru şu: Acaba, operasyon yapanın “şeytan” veya “melek” olması yolsuzluk konusunda takınılacak tutumu nasıl etkiler?

Eğer etkileyecekse, bu tartışma yapılmalı!

Ama o zaman soruşturmayı yapanın “şeytan” veya “melek” olması arasındaki farkın, yolsuzluk konusunda takınılacak tutumu nasıl etkileyeceği de anlatılmalı!

Lafı evirip çevirmenin anlamı yok.

Darbecilere karşı alınacak tavır ile; hırsızlık yapana karşı alınacak tavır arasında hiçbir fark yoktur. Suç suçtur.

Yapacağınız tek şey, suçu kim işlemiş ise, derhal yargılanıp hak ettiği cezayı almasını savunmaktır. Gerisi teferruattır.

Ancak ve ancak suç işleyenin üstüne acımasızca gittiğinizi gösterebilirseniz söylediklerinizi dinleyen bulursunuz! Yoksa zan altındasınız: Ya hırsız ya da hırsıza destek veren olarak!


[email protected]