• 30.12.2013 00:00

 İçinde bulunduğumuz duruma uygun çeşitli kavramlar var: dibe vurmak, çivinin çıkması ve belki de Thomas Hobbes’un Leviathan’da anlattığı doğal durum en uygun olanı.


Gelinen nokta tam bir iflas, siyasetin iflası ve devletin bitmesi.

Doğal durumda, tarafların oyunun kurallarına göre oynaması diye bir durum yok. Herkes özgürdür ve istediğini yapar.

Hobbes’a göre, bir anarşi ve kaos anlamına gelen doğal durumdan çıkışın yolu ise sosyal sözleşme ile kurulan adına Leviathan (İncil’deki su canavarı) adını verdiği devlet. Hobbes Leviathan’ı şöyle tanımlar: ‘Vatandaşları yabancıların istilasından koruyabilmenin, birbirlerine zarar vermekten engellemenin... yolu bütün gücü ve kudreti bir tek insan ya da insanların meclisine vermek... İnsanlar birbirlerine ‘Ben haklarımdan vazgeçiyorum ve tüm haklarımı bu insana ya da insanların meclisine veriyorum’ demelidir. Böylece bütün güç ve kudret tek bir insanda toplanır. Bu devlet(in) ya da... büyük leviathan’ın doğması demektir.’

Böyle bir sıfır noktasındayız şu an.

Ve galiba Erdoğan da meseleye Hobbes gibi yaklaşıyor.

Yabancıların büyük komplosu ile karşı karşıyayız... ve doğal durumdan çıkış için tek yol tüm yetkilerin kendi elinde toplanması.

Aslında AKP’nin yaptığı sivil bir darbeden başka bir şey değil.

AKP, kendisine göre ‘meşru bir gerekçe’ ile devletin en temel kuralını çiğnemekte bir mahsur görmedi.

Yürütmeye, yargının emirlerine uymama emri verdi.

İş tabii ki çok ciddi...

Çünkü bir toplumda birarada yaşayabilmenin temel kuralı, insanların oyunun kurallarında anlaşmasıdır. Hükümet bu kuralı resmen ortadan kaldırdı. Kendinden menkul bir meşruiyet karinesi ile oyunun kuralı olmadığını ilan etti.

Tuhaf olan ise şu... Hem demokratik hukuk devletinin en temel kuralını, güçler ayrılığını ortadan kaldırıyor, yani resmen darbe yapıyor, hem de bana darbe yapılıyor diye bağırıyor.

Hâlbuki istediği an erken seçime gidebilir. Elini tutan yok!

İçine girdiğimiz süreci ise ikinci kurtuluş savaşı olarak ilan etmesi de cabası.

Kendisine karşı kurtuluş savaşı vereceklerimiz ise, komplocu emperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçisi ‘Fethullahçı çete’.

Durum çok ciddi ama kusura bakmayın bende burada ipler koptu.

Şu ‘ikinci kurtuluş savaşı’ tespiti dayanılır gibi değil!

Biliniyor, ikinci kurtuluş savaşı vermenin onuru biz solculara ait.

1960’lı yıllarda kendimizi İkinci Kuvayi Milliyeciler olarak tanımlardık. Ülkemizi emperyalist işgalden ve onların yerli işbirlikçilerinden kurtaracaktık.

Sonra Ergenekoncular kurtuluş savaşı verir oldu. Kuvay-ı Milliye dernekleri falan da kurdular. Onlar da tabii ki emperyalistlere karşı savaşıyorlardı. Onların yerli işbirlikçisi ise AKP ve Tayyip Erdoğan’dı.

Şimdi Erdoğan ikinci kurtuluş savaşının bayrağını açtı. İç düşman bu sefer ‘Fethullahçı çete’. Ergenekoncuların kullandığı dil ile AKP çevresinin kullandığı dil arasındaki benzerlik ürkütücü.

Hiçbir şeye değil de, ulusça 100 yıla yakındır kurtuluş savaşı veriyoruz, helak olacağız ona yanıyorum. Aslında adını doğru koysak bu dertten kurtulacağız. Biz Türkler 1918-22’de de kurtuluş savaşı falan vermedik. Anadolu’da Türk, Kürt, Rum ve Ermeniler bir iç savaş yaşadılar. Anadolu insanı birbirini boğazladı.

Son yılların kurtuluş savaşları da tam bir palavra... Uzlaşma kültürümüz olmadığı için harbiden birbirimizi boğazlıyoruz.

Sebebi de hep aynı, demokrat değiliz, şeffaf bir toplum kurmaya niyetimiz yok.

Kurtuluş savaşı teraneleri altında güme giden ise Sayıştay yetkileri ve Kamu İhale Kanunu...

Erdoğan’ın çok bağırmasının tek nedeni var: ‘Örgütlenmiş malı götürme’ sisteminin üstünü örtüyor. Gerisi palavra.


[email protected]