• 25.02.2015 00:00

 Belki okumuşsunuz, ya da duymuşsunuzdur. Son günlerde şahsıma yönelik Almanya kaynaklı yakışıksız bir kampanya yürütülüyor; ağır hakaretler yapılıyor!

Hakaret, yapanın kişilik ve kültür seviyesi hakkında bilgi verir o kadar… Bunun dışında bir anlamı yok!

Bu nedenle saldırılara cevap vermeyi düşünmedim ve tavrım gülümsemek oldu. Hâlâ da gülümsemek gerektiği kanaatindeyim.

Fakat Gürsel Tekin ve Şafak Pavey gibi CHP’nin önde gelen isimlerinin de, muhtemel konunun ne olduğunu bilmeden bu kervana katılmaları ve aleyhime açıklama yapmaları konunun rengini biraz değiştirdi.

Bu tuhaf, garip ve nedenini anlamakta zorlandığım kampanyaya dur demekte fayda var.

Önce konu ne onu söyleyeyim: geçen haftalarda, Hamburg’dan Yeşiller Partisi üyesi çok eski bir arkadaşım aradı. Bu şubat ayında yapılan eyalet seçiminde Yeşiller’den aday olmuş.

Seçim kampanyası sırasında MHP’ye yakın bir işçi kuruluşunun toplantısına gitmiş ve burada Yeşiller Partisi’nin “yabancılar- göçmenler ve ırkçılık” konusundaki görüşlerini anlatarak, kendisine oy istemiş.

Bu nedenle de Yeşiller Partisi, “sen sağcı ve ırkçı bir partinin toplantısına nasıl gidersin”, diye bu arkadaşı partiden atmak için disiplin kuruluna vermiş.

Arkadaşım benden, MHP’nin son yıllardaki değişen siyasi tutumu hakkında bir şey yazıp yazamayacağımı sordu. Yıllarca Hamburg’da Yeşiller Partisi üyesi idim, belki yazacağım parti yönetimi tarafından dikkate alınır ve arkadaşımı partiden atmaktan vazgeçeler, diye düşündüm. Hiç vaktim olmamasına rağmen, yardımcı olmak için bir şeyler yazdım. Yani yazdığım bir “bilirkişi raporu” falan değil, sadece arkadaşımın ilgili parti kurullarına ileteceği bir mektup.

Tahminim şu idi: Yeşil Partisi muhtemel Türkiye’nin 1970’lerdeki siyasi paradigmalarıyla soruna yaklaşıyor ve MHP’yi Almanların Neo-Nazileri ile eşdeğer tutarak arkadaşımı partiden atmak istiyor. Bu nedenle de MHP’yi 1970’lerdeki MHP olarak ele almanın eksik ve yanlış olduğunu, 2000’li yıllardan bazı örnekler de vererek göstermem gerekiyordu.

Ben de, sizlerin her gün okuduğumuz gazete haberlerinden derlemeler yaparak, özellikle 1990’lardan beri Türk siyasetinin çok değiştiğini ve MHP’nin, AKP, CHP ve HDP gibi şu anda Meclis’te hizmet veren diğer partilerle aynı düzeyde ele alınması gerektiğini söyledim.

Elbette MHP aşırı milliyetçi ve sağcı bir parti idi. Beğenmek zorunda değildik ama bu partiye yakın bir kuruluşun toplantısına gittiği; Yeşiller Partisi’nin göçmenler ve ırkçılık konusunda görüşlerini anlattığı ve de oy istediği için bir kişinin partiden atılmak istenmesi saçma idi.

MHP’nin 2000’li yıllardaki siyasetinin, niçin 1970’lerdeki MHP’ye bakılarak anlaşılamayacağı konusunda verdiğim örneklerden birisi de Cumhuriyet Mitingleri idi. Bilindiği gibi bu mitingleri Ergenekoncular organize etmişlerdi ve ana amaçları planladıkları askerî darbe için kitlesel taban yaratmaktı. Alevilerin önemli bir kesimi ve CHP bu mitinglere destek vermişti ama MHP, tabanını bu mitinglerden uzak tutmuş ve destek olmayacaklarını da beyan etmişti. Yaptığım iş, herkesin bildiği bu olguya ilişkin gazete haberlerine gönderme yapmaktan ibaretti.

Verdiğim bir başka örnek de, Kobani’deki savaş sırasında, HPD’nin yaptığı çağrı ve sonra çıkan olaylarda 50 civarında kişinin hayatını kaybetmesi idi. Bilindiği gibi, daha sonra HDP yöneticileri, daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda kısmi bir özeleştiri yapmışlar ve hatta Ahmet Tan örneğinde olduğu gibi, MHP’ye sağduyulu davrandığı için teşekkür edenler de olmuştu.

İşin özeti bu.

Özellikle Almanya’da ortalık bir kıyamet bir kıyamet ki sormayın gitsin! Hakaretin bini bir para… Şahsıma yönelik küfürleri bir kenara bırakırsam, “Aleviler darbecidir” diyerek, Alevilere hakaret etmişim! MHP’yi aklamışım! Tayyip Erdoğan’a yaranıp, milletvekili olmak hesapları yapıyormuşum. Hattâ, inanmayacaksınız, hızını alamayıp, Murat Belge’ye darbeci dediğimi söyleyenler de var.

Ortada komik olmasına komik bir durum var ama bu komiklik, şahsıma yönelen şiddet, öfke ve kini açıklamaya yetmiyor.

[email protected]