• 7.02.2015 00:00

 Altan Tan’ın HDP’den aday gösterilmemesi sosyal medyada epey tartışma yarattı. Kararı doğru bulanlar olduğu gibi, şaşkınlıkla karşılayanlar da oldu. Konu hakkındaki fikriniz ne olursa olsun, bu kararın HDP’nin üzerinde çok konuşulmayan bazı özelliklerini tartışmaya açtığı kesin. Konu basit: demokrasi ve özellikle parti içi demokrasi!

Önce siyasete ilişkin bir iki ufak gözlem: Bana göre, siyasette mutlak doğru yok; doğru, fikrinize göre değişir. Seçim de farklı doğruların yarışmasıdır; herkes kendi doğrusu için oy ister. Olası alternatifler bellidir; bireyler muhasebe yapar ve bir tercihte bulunurlar.

Tercih farkları nedeniyle seçim sonuçlarını önceden bilmek mümkün olmaz ve seçmen tercihlerini etkilemek için, kamuoyu araştırmalarını manipüle etmek de dâhil kıyasıya bir yarış yaşanır.

Sandıktan, hiç beğenmeyeceğimiz, demokrasiye düşmanlık besleyen bir doğrunun çıkması bile olasıdır. Ama orası zaten siyasetin bittiği yerdir.

Siyasetin ikinci tuhaf bir kuralı daha var: insanların parti bağlılıkları ile tek tek bazı konulardaki kişisel tutumları arasındaki fark. Örneğin, HES’lere karşı olabilirsiniz, bu konuda bir oylama yapılsa muhtemel bunların kapanması için oy verirsiniz ama seçimlere gelince HES’leri kuran partiyi tercih edersiniz. Çünkü parti bağlılığınız veya başka öncelikleriniz vb. gibi bir sürü faktör devreye girer.

HDP seçime parti olarak girip, önüne yüzde 10 barajını aşmak hedefini koydu. Bu karar, barajı aşmanın çok riskli olduğu bilerek alındı. Karara karşı çıkanlar, kararın İmralı- Hükümet anlaşması ile alındığını ve amacın AKP’nin Anayasa değişikliğini yapacak bir çoğunlukla Meclis’e girmesini sağlamak olduğunu ileri sürdüler.

Öte taraftan, bu kararın motive edici bir dinamik oluşturduğu da kesin. Birçok kişi ve çevre, HDP’nin Meclis dışı kalmasının yaratacağı olumsuzluklardan hareketle HDP’ye yöneliyor. Partinin, bu risk faktörünü çok iyi kullanarak sürpriz yapması bile mümkün.

Dediğim gibi, siyasetin doğrusu yok, sadece alınan kararın istenen sonucu yaratıp yaratmayacağı önemli. HDP eğer barajın altında kalırsa, AKP’nin ezici çoğunlukla Meclis’e girmesini isteyenler haklı çıkacak; eğer barajı geçerse AKP’nin istediği rejimi getirmesi imkânsız gibi… Gerçi bu durumda bile, Meclis’e girmiş bir HDP’nin, AKP ile anlaşması ve başkanlık sistemine karşı Kürt bölgelerinde kısmi özerklik elde etmesi mümkün! Siyaset böyle bir şey. Öcalan’ın her iki seçenekte de kârlı çıkacağını tahmin etmek zor değil.

HDP’nin aldığı kararın kendi hedeflediği sonucu yaratıp yaratmayacağı tartışması yapılırken bir konu tamamıyla ihmal edildi. Bu karar nasıl alınmıştı?

Benim bildiğim, HDP bu denli riski yüksek bir kararı parti içi demokratik mekanizmaları işleterek almadı. HDP’nin en büyük açmazı da bu.

Çünkü parti esas olarak İmralı ve Kandil’in çizdiği alanda siyaset yapma özgürlüğüne sahip. İradesi esas olarak İmralı ve Kandil tarafından belirleniyor. Bu nedenle, Kandil yöneticilerinin HDP adına, sanki onu temsil ediyorlarmış gibi demeç verdikleri durumlar da sözkonusu.

HDP’de siyaset yapanların bu durumu bilerek siyaset yaptıklarını söyleyebiliriz. Bu kişi ve çevrelerin, eğer PKK taraftarı değillerse, partinin iradesinin esas olarak İmralı ve Kandil tarafından belirlenmesini katlanılabilir bir durum olarak gördükleri kesin. Seçmenler açısından da benzeri bir durum var! Özellikle Batı’da PKK’ya açık tavır alacak birçok kişi HDP’ye oy verecek.

Bu noktada biraz daha ileri gidip, İmralı- Kandil- HDP iç geriliminin ilginç bir dinamizm yarattığını bile ileri sürebilirsiniz.

Altan Tan olayı bu açıdan önemli. Onun aday gösterilmemesi kararı muhtemel yukarılarda alındı. Bu kararı alanlar, kararın HDP’ye yönelen Müslüman oyları nasıl etkileyeceğini de hesap etmiş olmalılar. Eğer Tan önseçim ile liste dışı kalsaydı, ne kararı doğru bulanlar ne de karşı çıkanlar zorlanacaktı.

HDP adayları demokratik mekanizmalarla seçilmiyor; atanıyorlar. Ancak ve ancak İmralı ve Kandil’in onay verdikleri aday gösterilebilecek! Aday atamak anti-demokratik bir yöntem! Parti içi demokrasisi olmayan bir partinin, ne kadar demokrasi savaşçısı olabileceği ciddi bir soru!

Ama dediğim gibi HDP etrafında toplananlar açısından bu şimdilik ikincil bir sorun. Parti içi demokrasi acaba ne kadar ikincil plana atılabilecek bir tercih?

[email protected]