• 22.09.2013 00:00
  • (2743)

28 Şubat soruşturmasının medyaya uzanmasını en başından beri canı gönülden destekliyorum.

Özellikle 28 Şubat döneminde askerin emrinden çıkmamanın, askerle beraber “oyunlar kurmanın”, halkın hakkını korumak yerine askerin arkasına saklanarak halkı “satma”nın, göz göre göre olayları çarpıtmanın, yalanlarla toplumu biçimlendirmeye çalışmanın bir bedeli olduğunun görülmesini istediğim için.  

Rövanşist miyim? Belki de öyleyim. Yine de benim bu “huyum” onların yaptıklarının yanında, Egemen Bağış’ın dilinin beyninin önüne geçip söylediği gibi, devede kulak kalır.

Arada yeri gelmişken Bağış’a “şöyle bir dokundurmadan” geçseydim gözüm açık giderdim. Yaptığı vicdansız “kıyaslama” unutulmamalı, her zaman hatırlanmalı ve hatırlatılmalı. Hem benim bu “eleştirim” de onun yaptığının yanında devede kulak kalır zaten.

Neyse, umarım 28 Şubat soruşturmasının bu ayağı hükümetin aynı isimleri kendi çıkarları için kullanma hevesine kurban gitmez.

Üstelik, “kullanılmak” için birbirini ezen, her gün utanmazlık çıtasını daha da yukarı çeken, herhangi bir gazetede yazı yazabilmek için geçmişinden, geleceğinden, dostlarından vazgeçmeyi, o dostlardan vazgeçerken de hiç çekinmeden onları karalamayı göze alabilen onca “gazeteci” varken, eski “silahları” sadece kirli tecrübelerinden yararlanmak için temize çıkarmak düpedüz açgözlülük olur.

Temize çıkarmak gibi bir çaba olmadığını iddia edebileceklere de Mehmet Barlas’ın Aydın Doğan’a “yazarlarını uyar” “tehdidini” örnek gösterebilirim.

“Yazarlarını uyarmasında sayılamayacak kadar çok yarar olduğunu” Aydın Doğan’a “hatırlatan” Barlas, o “ yararların” ne olduğunu söylemiyor ama okuyan aslında ne dediğini anlıyor: “Eğer hükümeti rahatsız eden yazarlarını uyarmazsan, 28 Şubat soruşturmasının medya ayağı senden başlayacak. Uyarırsan daha önce olduğu gibi yine paçayı kurtarabilirsin. Eğer söz dinlersen.”

Sadece Emre Kongar’ın yanındayken demokrat göründüğü Gezi olaylarından sonra iyice ortaya çıkan Barlas’ın bu son yaptığı çoğu insana utanç verici gelse de Ahmet Hakan’ın hatırlattığı geçmişiyle ilgili bir şey söylemeyeceğim ben.

Sadece ona bir iki soru sormak istiyorum.

“Siz yazılarınızı patronlarınızın uyarılarına göre mi yazıyorsunuz? Aydın Doğan’ı uyarmanız için sizi patronunuz mu uyardı? Daha önce patronların uyarılarıyla hangi yazıları yazdınız? Patronların uyarılarına göre yazı yazmakla ya da patronlara yazarlarına baskı uygulamaları için şantaj yapmakla haysiyet arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Böyle bir ilişki kurabiliyor musunuz?”

Bu yaştan sonra kendisini ne dostça ne de düşmanca uyarıların değiştirebileceğini düşünmesem de ne yalan söyleyeyim biraz utanmasını ve ne yaptığının farkına varmasını umuyorum. Bunu yapması için bir ümit var mı bilmiyorum.

Ama hükümetin son dönemde ortaya çıkan taze tetikçileri için az da olsa ümit var.

İşte tam da bu nedenle 28 Şubat soruşturmasının medyaya uzanmasını artık daha da çok istiyorum ve büyük bir hevesle bekliyorum.

Uzansın ki geçmişte askerin tetikçiliğini yapan medyanın bir bedel ödemek zorunda kaldığını gören zamane tetikçileri şimdilerde AKP iktidarını yalanlarla aklamaya çalışmanın, ölümlere sessiz kalmanın, dolayısıyla yaşanan ve yaşanacak her cinayete ortak olmanın, insanlara yalanlar satmanın, kendi ikballeri için başkalarının hayatını gözden çıkarmanın karşılıksız kalmayacağını görsünler. Görsünler ki, “Nasılsa bir şey olmuyor, unutuluyor gidiyor” diyerek yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını sanıp daha da ileri gitmeden önce durup bir daha düşünsünler.  

Uzansın ki geçmişle hesaplaşıldığını görenler gelecekte kendilerini neyin beklediğini iyice anlasınlar. Anlasınlar ki dürüstlüğün ve hukukun koruyucu sınırlarının dışına bu kadar pervasızca taşmasınlar. “Sandıktan çıkan” iktidarların hukuksuzluk yapma hakkı bulunmadığını, bu hukuksuzluğun ve hukuksuzluğa “yardakçılık” etmenin bir bedeli olduğunu fark etsinler.

Yazık… Bir kısmı zamanında dürüst ve demokrat insanlardı.

Neredeyse her gün 28 Şubat medyasıyla mücadele ederken, insanlara dürüst olmanın, ilkeli olmanın, korkusuz olmanın, tarafsız olmanın nimetlerinden bahsederlerken nasıl da içtendiler.

Birkaç onurlu insanın arkasına saklanıp haksızlıklara karşı çıkarken nasıl da yürekliydiler. 

İktidarın nimetlerinden yararlanabilmek için kendilerini ne hale soktular. Böyle giderse zamanı geldiğinde utançlarından bir balıkçı kasabasına yerleşip “Nerede hata yaptık acaba?” diye sorup duracaklar.

O yüzden 28 Şubat soruşturmasının medya ayağı daha fazla zaman kaybetmeden ve hiçbir pazarlığa kurban gitmeden başlasın.

Hem bizlerin hem de yeni yardakçıların iyiliği için.