• 5.07.2019 00:00
  • (1035)

 Heveslisine bir örnekle anlatayım...

Gazeteci Mehmet Sanrı, Yılmaz Güney’in içinde ‘Kürdistan’ sözcüğü geçen bir konuşmasını, sosyal medyada paylaştığı için yargılanıyordu. Avukatı, 2 hafta önceki duruşmada, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’daki seçim propagandasını örnek gösterdi. “Yakın tarihte başbakanlık yapan kişi de aynı kelimeyi kullanmıştır” dedi. Ve suçlama düştü, dava beraatle sonuçlandı.

Yeterince açık olmadı mı?...

Mahkeme, “Binali Yıldırım da söyledi” savunması üzerine ya Yıldırım’a da suç duyurusunda bulunacaktı. Ya da Sanrı’ya açılan davayı düşürecek... Davayı düşürmeyi seçti.

‘Kürdistan’ ifadesinin “Üst düzey yöneticiler tarafından da kullanıldığı” gerekçesiyle beraat verildi. Yoksa aynı ‘Kürdistan’ lafı yüzünden yanacaktı az daha Sanrı’nın başı.

Bilmem anlatabildim mi?...

O dediğinde bölücülükse bu dediğinde de bölücülük olmalıydı. O yaptığında terör örgütü propagandasıysa bununkine ‘değil’ muamelesi yapılamazdı.

“Teröristbaşı” Öcalan’ın siyasete ‘yerli ve milli’ müdahale talimatlarını taşımak, legal muhataplarını da talimatlara uymamakla suçlamak serbestse... Örgüt propagandasına aracılık, üye olmadan yardım ve yataklık, adeta aynı amaç doğrultusunda ağız birliği yapmak gibi yasaklardan kimi tutabilirdiniz ki içeride?

Yürüyen birçok davayı etkileyeceği, baştan düşünülecekti. Yarın mahkemelerde ‘o bile suça girmiyorsa bu nasıl giriyor, hepi topu bir bildiri imzalayarak barış istedik, bir haber yayınladık, terör suçlusundan talimat getirip uygulatmaya mı çalıştık sanki’ diye savunmayacak mı kendini yargılanan akademisyen ve gazeteciler?

Demem o ki...

Terörden aranırken kardeş Öcalan’ı devlet televizyonuna çıkarıp konuşturanlara seçimin yüzü suyu hürmetine tek kelime etmediysen, örgüt şefi Bayık’a sayfalarını açan elin Washington Post’una seçimden sonra edecek bir çift sözün de kalmaz.

Edersin etmesine ama tesiri olmaz, havada kalır. ‘Basın özgürlüğü ile terör propagandası arasındaki ayrımı kime öğretiyorsun, elinin altındakine gözün kesmiyor da sözün bir bana mı geçiyor, sen önce kendine bak, vereceksen göz yumduğun TRT’den başla o dersi vermeye, o bitti de sıra ta bana mı geldi’ derse var mı cevabın? Haklı tepkinde haksız duruma düşmez misin?

ABD’nin kara listesindeki başına ödül konmuş azılı bir teröristi muhatap almak, Kürtlerin meşru temsilcisi gibi göstermek, en başta Kürtlere hakaret, çok doğru. Ama ya Washington Post, ‘Biz değil Trump başlattı Osaka’da, ona da çıkıştınız mı’ derse? “Türkiye Kürtlerin düşmanı, Erdoğan Suriye’de onları haritadan silecekti, bir lafımla ben durdurdum” şeklindeki skandal sözlerini ya hatırlatırsa?...

Boş mu versinler Trump’ı, zaten ne dediğini bilmeyen patavatsızın önde gideni mi, torba değil ki ağzını büzesiniz, almayın kaale gitsin mi?

Kendi mahkemelerimizde kabul görmeyecek bir mazereti, elin gazetesi niye geçerli kabul etsin, iyi de!

Terörle mücadeledeki ikiyüzlülüklerini, çifte standartlarını, tutarsızlık ve pişkince yalanlarını Batı’nın utanmaz yüzüne tokat gibi vurmak mı istiyorsunuz?

İstismarcıların hayasız suratına kulak çınlatan şöyle okkalı bir Osmanlı şamarı patlattığınızda,  gözlerinde şimşekler mi çaksın, öyle kızartsın ki çarptığınız yerde beş parmağın beşinin de izi mi çıksın?

Sırrı şudur; tokatlamaya kalktıklarınızı tokatlama gerekçeleriniz sizden fersah fersah uzak olmalı, civarınızdan bile geçememeli.