• 22.03.2014 00:00
  • (2909)

 MALÛM, bize liberal deniyor. Oysa Marksizm’le köprüleri attıktan sonra bile iktisat teorilerinde en azından Keynes tipi bir müdahaleciliğe yakın durdum.


Dolayısıyla da kendimi hiçbir zaman liberal diye tanımlamadım ve tanımlamıyorum.

Fakat olsun! Liberalizm aslında bütün özgürlükçü düşüncelerin ve “sol ”un dahi ana matrisini oluşturduğundan sırtıma yapıştırılan bu etiketten gocunacak ve utanacak değilim.

Madem öyle diyorlar, kalsın. İşin esasını başka bir yazıya bırakıyorum.

Neyse de, işte biz o liberallere bugün yine iki zıt kutuptan iki farklı beddua yağıyor.
 

BİR; geçmişte AKP’ye vermiş olduğumuz desteği hatırlatan ve ulusalcılardan otoriter sağa uzanan laik kesim bülbülleri şimdiki muhalefetimizi şu belagatle lânetliyorlar:

“Aptallar, tongaya bastınız ve kendinizi iktidara kullandırarak ona maşa oldunuz. Atı alan da Üsküdar’ı geçti. Son pişmanlık fayda etmez, suçunuzu asla affetmeyeceğiz! ”

İki; bu defa aynı iktidarı sahiplenen ve ters mihrakta yer alan dindar - muhafazakâr cihet ise yine aynı gerekçeden yola çıkarak ama tabii tam aksini vurgulayarak şöyle buyuyor:

“Ey liberaller, işte tekrar aslınıza rücu ederek bizi ‘sattınız’(!). Zaten hep karşı safta yer alıyordunuz ama konjonktürden yararlandınız. Defolun, size muhtaç değiliz! ”

Yani sözkonusu liberaller açısından ne Musa’ya, ne İsa’ya yaranmak durumu ortaya çıkıyor ki, doğrusu bu olgu beni mutlu kılıyor ve ilkeli davrandığımıza daha çok inandırıyor.
 

ÇÜNKÜ bir, eleştirelliği saklamak kaydıyla geçmişte AKP’yi desteklemiş olmaktan asla pişmanlık duymuyorum. Hatta takvim geriye çevrilse bugün de yine aynı şeyi yaparım.

Zira o AKP iktidarı sayesindedir ki Türkiye’de hükümran eski statüko yıkıldı.

Biri Kürt gerçekliğinin cin şişesinden çıkması, diğeri ise askerî vesayetin sona ermesi olmak üzere paradigmanın iki ana unsuru berhava oldu. Artık bunlardan geri dönüş de yoktur.

Az buz şey midir? Kim küçümseyebilir?

Ve bırakın eti budu ne liberalleri, AKP gibi arkasında geniş kitleler ve ideolojisinde dindar - muhafazakâr söylemler olmayan başka hiçbir parti böyle bir atılımı hayata geçiremezdi.

Pragmatik ve gerçekçi siyaset o AKP’yi bu yönde teşvik etmek, desteklemek ve savunmak yükümlülüğünü zorunlu kılıyordu ki, liberallerin yapmış olduğu şey de işte budur!

Dolayısıyla, statükoyu yitirmiş olmanın hıncıyla ve kendimizi “kullandırttığımız ” (!)gerekçesiyle bizleri artık hiç “affetmeyeceklerini ” (!) söyleyenler boşuna çene yormasınlar.

Daha neler, zaten kimseden, hele hele onlardan asla af dilenmeyeceğimiz bir yana, eğer illâkullanmak fiili geçerliyse kimin kimi kullandığı hakkında da şöyle bir düşünsünler.
 

ÖTE yandan, bu defa mutlak iktidar destekçilerinin şimdiki muhalif tavrımızdan ötürü liberallere“bizi sattınız ve aslınıza rücu ettiniz ” diye lânet yağdırması da tam bir hezeyandır.

Pardon, kim kimi sattı? Destur de ağam, hop dedik paşam!

Yazdığımız, çizdiğimiz, söylediğimiz ortada, biz dün neysek bugün de oyuz!

Ne yani, Murat Belge’nin dediği gibi Erdoğan demokrasiden vazgeçti diye biz de mi vazgeçecektik? Aslımıza rücu falan etmedik, zira aslımız ve astarımızı hep alenen sergiledik.

Fakat tabii iktidar destekçileri liberallerden de biat bekledikleri ve bulamadıkları için şimdi onlara hiddet püskürüyorlar. Oysa bizler hiç kimseye açık çek de imzalamadık.

Aksine, AKP’yle yol arkadaşlığında da o aslımız olan ilkeleri tavizsiz sahiplendik.

Safımız ise otuz yıldır hiç değişmedi. Şimdi muhalif davranıyor olmamız darbecilikle, vesayetçilikle, ulusalcılıkla gerdeğe girdiğimiz anlamına gelmiyor ve gelmeyecek.

Çünkü liberallerin yegâne kıstasını demokrasi ahlakı oluşturuyor ki, Musa’ya veya İsa ‘ya yaranmak peşinde koşmadığımız için kim bu ahlâka yabancılaşırsa bize de yabancılaşıyor!
 

 

[email protected]