• 26.05.2013 00:00
  • (3259)

 Dün televizyonda BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'i dinledim. Doğrusu çok etkileyici bir biçimde konuşuyordu. Barış ve çözüm sürecini çok güzel anlattı. Sürecin Kürt halkının mücadelesi ile ortaya çıktığını, Kürt Özgürlük Hareketi'nin demokratik bir Türkiye için mücadele ettiğini, silahlı mücadele döneminin artık bittiğini ve bu nedenle demokrasi mücadelesinin daha önde olduğunu vurguladı. Kısacası devrimci Marksistlerin Kürt sorununda söylediği hemen her şeyi o da söyledi.

Konuşmada iki önemli nokta vardı. Birincisi, Önder AKP'nin aslında başkanlık diye bir sorunu olmadığını anlattı. Kaldı ki, nasıl bizim 'demokratik özerklik' önerimiz tartışılabilirse, 'başkanlık' önerisi de tartışılabilir diye ekledi.

Önder, başkanlık sistemine geçiş en az 10 yıl alır, bunu AKP de biliyor ve bu nedenle böyle bir önerileri yok dedi. Bu nokta önemliydi...

Bilindiği gibi CHP, MHP ve artık sosyalist saflarda görülmesi giderek zorlaşan 'ulusalcı sosyalistler' için temel tartışma "başkanlık sistemi" tartışması. Eminim ki Önder'in söylediğini CHP, MHP kurmayları da biliyorlardır ama buna rağmen "diktatörlük" diye tartışıyorlar. Oysa asıl sorun; etnik kimliği olmayan bir anayasadan yana olmamalarıdır. Onlar Türklerin hakim olduğu bir Cumhuriyeti savunuyorlar.

Önder'in konuşmasındaki ikinci bir önemli nokta 'yüzleşme komisyonları' üzerine konuşurken ortaya çıktı. Bu konu konuşulurken Önder "bakın eski bir Genelkurmay Başkanı bile artık yargılanabiliyor" dedi. Sırrı Süreyya Önder, eski bir Genelkurmay Başkanı'nın, İlker Başbuğ'un ve daha sayısız kuvvet komutanı ve generalin yargılanmasının nasıl mümkün olduğunu bilmiyor olamaz. Bu askerlerin yargılanabilmesi ve seslerinin kesilmesi bilindiği gibi 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ile mümkün oldu. Referandum başka değişikliklerin yanı sıra subayların sivil mahkemelerde yargılanabilmesini de sağladı.

'Yetmez ama Evet'çilerin hakkını teslim etmek

Büyük siyasi yarılmalara neden de olan Anayasa Referandumu'unda değişikliklerin kabul edilmesinde 'Yetmez ama Evet' oyları belirleyici oldu. Oysa referandumdan sonra Sırrı Süreyya'nın 'Yetmez ama Evet' diyenlere dönük hakaretleri unutulmadı.

Tam zamanıdır. Şimdi galiba doğru olan, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in 'Yetmez ama Evet' oyu verenlerden, bu kampanyayı sürdürenlerden özür dilemesi, yanıldığını söylemesidir...

Keşke Sırrı Süreyya Önder özür dilese ve toplumun önemli ve aktif bir kesimini oluşturan 'Yetmez ama Evet'çilerin fiilen teslim ettiği hakkını, açıkça da ifade etse ve onlarla da barışabilse... Eminim, bunun da barışa ve çözüme büyük katkısı olur.

[email protected]