Kültür savaşlarına hazır mıyız

  • 30.05.2013 00:00

 İçki tüketimine dair yeni düzenlemelere yönelik tepkiler, Ankara Metrosu’nda örgütlenen öpüşme eylemi, kültür alanını devlet kurullarıyla yönetme arayışına karşı çıkan sanatçı eylemlilikleri, yeni bir“kültür savaşları” dönemine girdiğimizin işaretleri olabilir mi?

Kendilerini azınlık olarak görenler, özgürlüklerine sahip çıkma gayretindeler. Böyleleri özgürlükleri için harekete geçtiklerinde bile içten içe kuvvetsiz hissedebilirler. Karşılarında kaya gibi geçit vermez muhafazakâr bir kütle olduğu hissiyle umutsuzluğa kapılabilirler. Ne var ki dünya tarihi, azınlıkların özgürlükleri için verdikleri mücadelelerin muhafazakâr direnci yenilgiye uğrattığı örneklerle dolu.

Muhafazakârlığın asıl derdi, sahiplendiği değerler sistemini tavizsiz ve tutarlı biçimde sonuna kadar savunmak değildir. Böyle bir tavır, muhafazakârlara değil, köktencilere aittir. Muhafazakârlık, değişimin bütünsel reddiyesinden ziyade denetimiyle ilgilidir. Bunun temel nedeni de, modern dünyayla sanılandan daha fazla entegre olunmasıdır. İki somut örnek verelim: Yabancı dilde (İngilizce!) eğitime karşı çıkan muhafazakâr çevre gördünüz mü? NATO üyeliğine açıkça itiraz eden muhafazakâr guruplardan bahsedilebilir mi? İstisnalar, kaideyi kuvvetlendirir.

Küresel dünyanın kurum ve değerleriyle böylesine entegre bir anlayış, köktenci bir duruşu reddettiği için duyduğu huzursuzluğu, suçluluğu nasıl dengeleyecektir? Muhafazakârlar, kendilerini tutarlı olmamakla eleştiren köktencilerden gelen “mahalle baskısını” nasıl bertaraf edebilirler? Tıpkı Amerikan muhafazakârlığında gördüğümüz gibi bir veya birkaç sembolik mesele seçilir ve bunlara yönelik “ıslah edici” bir enerji devreye sokulur.

Türkiye’de kürtajdan ziyade içki dinî muhafazakârlık açısından daha sembolik öneme sahiptir. Kürtaj zarureti kendi başlarına da gelebileceği için sessiz ve pragmatik bir geçiştirme mekanizması devreye girer. Ama içki, “ötekilerle” alakalı bir meseledir ve daha baştan “temiz” olduğumuz bir konuda ötekini ıslah etmeye girişmek kolay zaferler tattıracaktır. Böylece ne kadar aktif Müslümanlar olduğumuzu kendimize ve köktenciliğimize duyurmuş oluruz.

Ne var ki giderek orta sınıflaşan muhafazakârlar, bolluk toplumunda ıslah edici enerjilerini yitirirler. Öfkeyi diri tutmayı gerektiren ıslah enerjisi, zamanla daha yoksul ve yoksunlara ihale edilir. Nasıl ki Kemalistler, bugün kendi çocuklarını bile siyasal eylemlere getiremiyorlarsa, yarın da muhafazakârlar kendi çocuklarında aynı ıslah edici şevki göremeyecekler. Muhafazakârların çocukları “ötekilerle”kaynaşıp, melez kimlikler üretecek. Bugün bile dikkatli bakacak bir göz, bu melezleşmeyi görebilir. Düğünlerde göbek atan başörtülü kızlardan kimler rahatsız, dikkat edin: Kemalistler ve muhafazakâr“rakipleri”.

İçten içe bu değişimi hisseden muhafazakârların ABD’de buldukları çözüm, çocuklarını “kurda kuşa kaptırmadan” kendi kültür kurumlarına hapsetmekti. Tutucu bir Protestan’ın çocuğunun, doğumundan ölümüne kadar hep Protestan kurumlarında sosyalleşmesi halen mümkün. Buna rağmen tutucu ailelerden gelen gençlerin toplumsal hareketliliği de “ötekilere” doğru ve bu dinamizm, aşağıdan yukarıya bir melezleşme ve sekülerleşme üretiyor. “Çocuğumu New York’ta liberaller kaptı” diye sızlanan muhafazakârların sayısı hiç de az değil. En sert ve tavizsiz liberallerin, tutucu Cumhuriyetçi ailelerden gelmeleri de ilginç...

Türkiye’yse son derece dinamik bir toplum. Ülkeyi kültürel ve iktisadi çevreden gelenler yönetiyor. Bu kesimler, ABD’nin Protestanlarının ulaştıkları refah seviyesinden çok uzaklar ve hayattan paylarını almak istiyorlar. Bunlar hem bolluktan yararlanmak, hem de çocuklarının kendileri gibi kalmalarını güvencelemek arzusundalar ki, ikisi birden mümkün değil. Şimdilerde çok az sayıda insanın sürükler göründüğü özgürlük mücadeleleri, dışlayıcı değil içerici bir kültür üretebilirse, yarının Türkiye’sinde kültür savaşlarının, ıslah hareketlerinin mecalsizleştiği, ikincilleştiği bir aşamaya geçilebilir. İşte asıl korku ve hararet buradan neşet etmektedir. Bugün kültüre müdahale arayışlarının ardında muhafazakâr özgüvenden ve güç sarhoşluğundan ziyade bu korku yatıyor olmasın?

Tüm bu süreçte demokratça kendisinin ve başkasının özgürlüklerini savunanların, içerisine yuvarlandığımız kültür savaşlarının daha yumuşak biçimde atlatılmasına ciddi katkılar sunacakları da öngörülebilir...


[email protected]

http://www.taraf.com.tr/yuksel-taskin/makale-kultur-savaslarina-hazir-miyiz.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • yavuz selim
    yavuz selim
    30.05.2013 02:26

    icki tüketimi kültürnen ne alakasi var birileri tükettikleri zikimi kültür diye satiyorsa satixi seyde akli selim insanlar tarafindan tükürüknen yerin dibine batiriliyor yazar efendi baska konu bulmadi uyusturu kullanmayi kültür diye yazi döktürüyor vay vay vay