Erdoğan’ın kutuplaştırma kumarı ters tepebilir

  • 25.06.2013 00:00

 AKP’nin Gezi Parkı sürecini “yönetme” biçiminin arkasında en başından beri ne yaptığını bilen bir akıl aramak gerçekçi olmayabilir. Taksim’den polisin çekildiği süreçte parti kurmaylarının ne kadar yalpaladıklarını anlamak için vücut dillerine bakmak yeterliydi. Nabi Avcı’nın “yan yana gelmeleri mümkün olmayan muhalefeti birleştirdik” sözleri kadar Beşir Atalay’ın “algı yönetimini beceremedik” itirafı da elbette kayıtlara geçti. AKP’nin nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusunda ilk başlarda farklı görüşler ve yer yer gerginlikler olduğu iddiaları da yabana atılır gibi değil.

Sonuçta Erdoğan’ın dediği oldu ve bu defa da en iyi bildiği veya bildiğini sandığı kumarı oynamaya karar verdi: “Sessiz muhafazakâr çoğunluk” ve “azgın Batıcı azınlık” ikilemi üzerine bina edilen kutuplaştırıcı dil her zamankinden daha da yoğun biçimde devreye sokuldu. Defalarca yalanlanmış bazı şehir efsaneleri sürekli kullanılarak, istismar edilerek, zaten tehdit altında hissettikleri için sokaklara çıkan insanların üzerine gidilmeye devam ediliyor. Adeta arı yuvasına çomak sokularak, öfkelilerin “kültür savaşı” tuzağına düşmeleri umuluyor.

AKP’liler ve onların istediği yönde “algı yönetmeye” can atanların yapmaya çalıştıkları çok basit: “Uluslararası çevrelerden de destek alan Kemalist- ulusalcı unsurlar yeni bir darbenin psikolojik zeminini hazırlıyorlar.” Düne kadar ABD ve AB’ye ve Soros’un şahsıyla özdeşleşen küresel sivil toplumculuğa ateş püsküren ulusalcılar, nasıl oluyor da birden bire bu kesimlerle ortak hareket edip eylemler planlar duruma geldiler? Birkaç yıl önce ulusalcıların başvurduğu komplo zihniyeti ve kalıplarının bugün AKP’nin organik entelektüelleri tarafından ısıtılıp ısıtılıp karşımıza çıkarılacağına kimler inanabilirdi?

Düşünün AKP iktidarı sayesinde bir gazeteniz, televizyonunuz olmuş, plazalara yerleşmişsiniz. Saygınlık ve güç kazanmışsınız. AKP iktidarı giderse zaten sallantıda olan ve şişirilerek elde edilmiş tirajlarınız, gazeteniz de elinizden gidebilir. Ya kaderde TMSF’nin eline düşmek de varsa? Zira toplum vicdanı bu tarz gazeteciliği kabul etmiyor. AKP’nin ipine tutunarak gelenlerin, “bu ip koparsa dalgalı denizde yitip gideriz” tedirginliği yaşamaları, “endişeli statükoculara” dönüşmeleri anlaşılırdır. Burada insanlık tarihinde binlerce örneği olan, ama ders çıkarılamayan bir durum sözkonusu: İktidardan özerk, bağımsız bir duruş ve saygınlık elde edemezseniz, iktidarın gerilemesi sizin de gerilemeniz anlamına gelir. Yandaş basındaki akıldışı taraftarlık psikolojisinin başkaca izahı yoktur.

Bahsedilen kutuplaştırma siyaseti sadece toplum için değil, AKP ve arkasındaki güçler için de ciddi risk barındırıyor. AKP çoğunlukçu kutuplaştırma siyaseti izleyerek, vesayetçilik- sonrası Türkiye toplumunun ihtiyacı olan çoğulculuğu üretemediği gibi, bunun önündeki yegâne engel hâline geliyor. Toplum o kadar farklı ve çoğul bileşenlerden oluşuyor ki bunu “milli iradenin tekliği” inancına dayalı dar bir gömleğe sıkıştıramazsınız. Böyle yaparsanız sivil toplum er geç sizi püskürtmeyi öğrenir. Gezi Süreci, çoğunlukçu zihniyetin bunalttığı kesimlerin el yordamıyla yan yana gelme arayışı da olduğu için, belki de bunun bir tür ön provasıydı. Bu ön provada, çok farklı hatta bir zamanlar yüz yüze bakamayan kesimler, yan yana geldikleri zamanki muazzam güçlerini ve enerjilerini hissettiler. Bu gücü kalıcılaştırabilecek sivil ve demokratik bir söylemin ve buna denk düşen örgütlenmelerin çok ciddi potansiyeli var.

AKP’nin kutuplaştırıcı dili ve tarzı açısından en yakın tehlike, bu şekilde Kürt açılımını da taşıyamayacakları gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Erdoğan’ın kullanmayı alışkanlık hâline getirdiği milliyetçi öfke dili, Kürt açılımını sekteye uğratır. Bu nedenle Erdoğan, laik orta sınıflara yüklenerek milliyetçi kesimlere hoş gelebilecek ortak bir kültürel hedef bulduğuna inanıyor: Batıcılar. Fakat buradaki kırılgan nokta, Kürtlerle yürütülen müzakerelerde irili ufaklı çok sayıda gerilimin kaçınılmaz olduğu, bu gerilimlerde MHP’nin atak davranacağı ve Erdoğan’ın da kontrol sorunu nedeniyle, milliyetçi öfke diline yeniden kapılabileceği ihtimalidir. Bu gerilimler, Kürt açılımını çok sert biçimde sonlandırabilir. O noktadan sonra Erdoğan’ın MHP’den “oy çalması” ne kadar mümkün olabilecek?

Gezi Süreci’nde ortaya çıkan demokratik enerjiyi hiç de hafife almayacak kadar deneyim ve pragmatizm sahibi olan BDP’liler, kısa süre önce yan yana gelmeleri imkânsız gibi algılanan bu kesimlerle ittifaka yönelebilirler. AKP’nin, kutuplaştırıcı stratejisi nedeniyle oynamaya karar verdiği siyasi kumarın, Kürt oylarını, milliyetçileri, merkez sağdan gelen mutedil seçmenleri, Gülen Hareketi’nin oy desteğini yitirmesiyle sonuçlanabilmesi de mümkündür. Mütedeyyin kesimlerin de, adalet algılarını inciten bir liderliğe sürekli onay vermelerini beklemek, gerçekçi olmayabilir.

Sürecin asıl kaybedenleri, toplumun artık büyüdüğünü ve her tür vesayeti sırtından atacak olgunluğa eriştiğini görmeyenler olacaktır...


[email protected]

http://www.taraf.com.tr/yuksel-taskin/makale-erdogan-in-kutuplastirma-kumari-ters-tepebilir.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.