Ulusalcı yanılgı

  • 10.07.2013 00:00

 AKP ve organik entelektüelleri, Gezi sürecini doğru okuyamadılar. Bunun en önemli nedeni iktidarın yarattığı körleşme. Kendi başarı algıları etrafında oluşturdukları vazgeçilmezlik hissi, çok sayıda karizmatik liderin sonunu hazırladı. Karizmatik liderleri kriz anları yaratır. Başka bir ifadeyle söylersek, “Şeyh uçmaz müritleri uçurur”. Şeyh, kendisinin uçabildiğini zannedip fazlaca havalanırsa, aniden yere çakılabilir. Erdoğan ve AKP, hızla eskiyen “önce lider sonra teşkilat” tarzında ısrar ettikleri ve çoğunlukçu siyasetin dar gömleğiyle topluma bakmaya devam ettikleri için, kendilerini aşabilecek demokratik bir ittifakın şansını artırdılar.

AKP’nin bu kırılgan döneminde en büyük şansı ulusalcılardır. Ulusalcıların, demokratik siyaseti kabullenmelerinin önünde ciddi bir zihinsel engel var: Zor zamanlarda (olağanüstü diye okuyun) kurtarıcı veya kurtarıcılar (“zinde güçler”) beklentisi. Ulusalcılar bu nedenle hem Gezi sürecini hem de Mısır’daki darbeyi doğru okuyamıyorlar. Ulusalcıların bir yandan “Ulus’un iradesinden” bahsetmeleri, diğer yandan da “Ulus’un” somut görüntülerinden ürkmeleri, onları “olağanın dışında”, adeta mucizevî bir şeyleri beklemeye yönlendiriyor.

Ulus/Halk dediğiniz şey, kendi başına bir şey ifade etmeyen bir soyutlamadır. Biraz yaklaşıp içerisine baktığınızda, Kürt, Alevi, mütedeyyin gibi unsurlardan oluşan, şekil verilemez bir yan yana gelişten ibarettir. Ulusalcılık, “Ulus’a” yakından bakmak istemiyor çünkü orada, şekil verilemeyen karşısındaki (seçim) yenilgilerini veya hayal kırıklıklarını görüyor. Bunun yerine “Halk/Ulus’a” yekpare bir soyutlama olarak bakmak ve bu soyutlamanın içinde bir yerlerde devrimci veya aydınlanmacı bir öz olduğuna inanmak istiyor. Köylü isyanları sırasında, köylülerin kurtuluşlarının kendi ellerinde olduğunu bir türlü idrak edemeyip, Mehdi beklentisine girmeleri gibi bir zihniyet probleminden bahsediyoruz.

Ulusalcılık, AKP iktidarından “mucizevî bir olağan dışının patlak vermesi” ve onun önderliğini alacak bir parti ve elbette karizmatik lideriyle kurtulmak istiyor. “Samsun’dan bir güneş gibi doğan ulu önder de”, çok zor zamanlarda Ulus’u kurtarmıştı. Ulusalcıların siyaset kültürüne kazınan bu kurtarıcı beklentisi, her vesileyle 10. Yıl Marşı’na “geri dönen” ama nedense bir türlü “90. Yıl senfonilerini” üretemeyenlerin asıl trajedisi. Dolayısıyla Gezi veya Tahrir, “Ulus’un gizli devrimci özünün açığa çıktığı ve önderleriyle buluşmayı beklediği” anlar olarak görülüyor.

Buraya kadar vurgulanan sadece darbeci bir komploculukla anlaşılamaz. Ulusalcıların büyük bir bölümü, mucizevî bir aydınlanma ânı inancına ve bu aydınlanmayla foyası meydana çıkarak meşruiyetini yitirecek, bu nedenle de istifa etmeyi veya devrilmeyi hak edecek bir siyasi rakip algısına sahipler. Yaptıkları tersinden çoğunlukçuluk. Milli irade karşısına aynı yerden türeyen ve bir o kadar otoriter tınılar barındıran “ulusal iradeyi” koyuyorlar. “Yekpare bir ulusal irade karşısında meşruiyetini yitiren Başbakan” algıları, AKP’ye oy veren kitleleri, “sizin oyunuz ve tercihiniz yanlış, hatta gayrı-meşrudur” diyerek aşağılıyor ve son tahlilde çoğunlukçu siyasetin değirmenine su taşıyor.

1960’larda da sandık ulusalcılar için hayal kırıklığıydı. “Sandıksal demokrasi”, “cici demokrasi” denerek sandıktan çıkanlar küçümseniyordu. 60’ların bu günden farkı, “zinde güçler ve önderler” yoluyla sandık dışı bir “devrimci” dönüşüme dair duyulan iyimserlikti. Sandıktan kaçış, “devrim idealine” sığınmayla avutulabiliyordu. Oysa bugün “zinde güçler” tılsımını yitirdi. Bugünkü ulusalcılar, “devrim” hayalinin barındırdığı pozitif enerjiye inanacak mecalde de değiller. Tek “umutları” sandıkla (olağan siyasetle) gelenin, olağan dışı bir mucizeyle gitmesi.

Oysa DP 1960’larda darbe yerine sandıkla gitseydi bugün demokrasimiz çok farklı bir yerde olurdu. Bunu yapamadığımız için kendilerini kurtarıcılarımız olarak atayanlar, sürekli mızıkçılık yaparak beğenmedikleri siyasetçilere dipçik vurdular. Aynı yöntemi 60 yıl sonra AKP’ye karşı denemeye çalışmak, yukarıda bahsettiğimiz zihniyet probleminin ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.

Aslında mesele basit: Travmanın kökeninde sandık var. O travma ancak sandık yoluyla aşılabilir. AKP’nin “milli iradeci”, ulusalcıların da “ulusal iradeci” tekçiliğini aşabilecek başka türlü bir demokratik ittifaka ihtiyacımız var. Böylesi bir ittifak, iki tarz tekçiliği de sandıkta (olağan hayatta!) mağlup ettiğinde, siyasi kültürümüzde büyük bir sıçrama yapmış olacağız.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.